Olağanüstü Hal’in (OHAL) birinci yıl dönümünde tablo giderek ağırlaşırken, gelinen aşamada hak ihlallerini raporlayan insan hakları kuruluşları da hedef alınmaya başlandı. Yıllardır insan hakları mücadelesi yürüten İnsan Hakları Derneği (İHD) Eşbaşkanı Öztürk Türkdoğan, dihaber’in sorularını yanıtladı. 

Türkiye'nin demokrasi ve insan hakları sorunlarını çözebilmesi için gerçek bir çatışma çözümü yaşamasını önerdiklerini kaydeden Türkdoğan, "Yani Kürt sorununu çözmesini öneriyoruz. Türkiye, Kürt sorununu çözmediği, Kürt sorununda savaşta ve çatışmada ısrar ettiği, Kürtlerin ve diğer etnik grupların, inanç gruplarının topluluk olmaktan kaynaklanan haklarını tanımadığı sürece korkarız ki gerçek bir çatışma çözümü yaşayamayacaktır. Bu nedenle sürekli bir kısır döngü içerisinde olacaktır" dedi.


Tamamen otoriter bir yönetim

İHD’nin kuruluşu üzerinden 31 yıl geçtiğini ancak mevcut Türkiye tablosunun daha kötü olduğunu ifade eden Türkdoğan, şöyle devam etti: "Türkiye'nin Anayasası 82 Anayasası’ndan bile daha geriye gitti. İdari yönetim anlamında, yürütmenin yetkisinin arttırılması anlamında, yasama ve yargının neredeyse emrine girmesi anlamında korkunç gelişmeler oldu. Yani 16 Nisan 2017'de kanuna aykırı Yüksek Seçim Kurulu (YSK) kararıyla kabul edildiği söylenen Anayasa değişiklikleriyle Türkiye, yeni bir döneme, tamamen otoriter bir yönetim anlayışı sürecine girdi."


Anahtar kavram, 'çatışma çözümü’dür

Bu durumdan kurtulmanın anahtar kavramının 'çatışma çözümü' olduğunu dile getiren Türkdoğan, şunları söyledi: "Bir çatışma çözümü yaşamazsanız demokratikleşmeye gideceğinize tersi bir istikamete giderseniz. Türkiye şu anda tersi bir istikamete girmiş durumda. Ana sorunlar olduğu yerde duruyor, çözülmemiş. Çözümün önünde güçlü bir direnç var. 


İktidar blokuna karşı ortak mücadele

Sivil toplum alanı, siyasal alanın geliştiğini fakat şu andaki temel sorunun birlikte nasıl mücadele edileceğiyle ilgili olduğuna işaret eden Türkdoğan, klasik ulus-devlet ısrarını sürdürenler nasıl bir araya gelip kendileri dışında kalanlara baskı uygulamada hem fikirlerse baskıya maruz kalanların da bir araya gelmek dışında bir seçeneği olmadığını söyledi. Türkdoğan, şöyle izah etti: "Cumhurbaşkanı başkanlığındaki AKP, MHP, farklı milliyetçi partiler, kendisini ulusalcı diye tabir eden farklı kesimler, hatta bunların legal, illegal yapıları bir araya gelmiş. Kürtlere karşı yürütülen savaşta ortak bir söylem tutturmuşlar ve bunun adı da 'Biz terörle mücadele ediyoruz’ söylemi olmuş. Hatta daha ileri gidip 'Ölüm kalım savaşı veriyoruz' diyebiliyorlar. Bunun dışında kalan Kürt siyasal hareketinin, Türkiye sosyalist hareketinin, sosyal demokratların, bütün sivil hareketlerin; gençlik, kadın, insan hakları hareketlerinin asgari koşullarda bir araya gelmesi gerekiyor. Çünkü bir taraf haklı bir taraf haksız. Haksız olan taraf zor gücüyle devletin zor aygıtını kullanarak kendi ideolojik dayatmasını sürdürmek istiyor. 16 Nisan’da bunu gördük. O anlayışa uygun bir anayasa yapıldı. Şimdi buna karşı olanların da bir araya gelmekten başka seçeneği yok. Geniş kesimlerin bir araya gelmesinden bahsediyorum."


OHAL hukuku neyin hukukudur?

Bu otoriter bir hukuktur. Hukuk bile dememiz doğru değil. Elbette ki OHAL'in anayasal dayanakları vardır. Fakat OHAL zamanlarında bile kesinlikle kısıtlanamayacak haklar vardır. Şimdi son bir yıldır OHAL uygulamalarına bakalım. Suçsuzluk karinesi ihlal edildi, yüz binlerce insan mağdur edilmiş durumda, suçlu kabul edilerek ihraç edildiler. Hiç kimsenin inancından, dininden, vicdani kanaatinden suçlanamayacağı ilkesini ihlal etmişsiniz. İşkence ve kötü muamele yasağı noktasında bizzat devlet televizyonlarına yansıyan görüntülerden anlaşılacağı kadarıyla ihlal etmişsiniz. Biz buna anayasal bir rejim diyemeyiz. Temmuz 2015'te başlayan fiili durum daha fazla sürdürülemedi. Bunun bir anayasal dayanağa kavuşturulması gerekiyordu. İşte bu anayasal dayanak noktasında da OHAL ilan edildi, çünkü OHAL aynı zamanda bir KHK rejimidir. Hükümet istediği gibi kararname yapabiliyor. 

Türkiye'deki Olağanüstü Hal, 16 Nisan referandumuyla kabul edilen anayasal değişiklikler, yürürlüğe girene kadar kalkmayacaktır. Bu iktidar OHAL'i sevmiştir, OHAL KHK'leriyle Türkiye'yi yönetmek kolayına gelmiştir, Parlamento burada ikinci planda kalmıştır. Cumhurbaşkanı fiilen Türkiye'yi yönetmektedir. Gelecekteki seçimde, 2019 yılında ise anayasal dayanağa kavuşacaktır bu yetkisi. Türkiye'de OHAL'in kısa vadede kalkacağını düşünmüyorum.


Kaos ve belirsizlik var

Türkiye'nin içinde bulunduğu durum oldukça karmaşık. OHAL ve silahlı çatışmalar devam ediyor. MGK toplanıyor, Suriye’de ve Irak'taki Kürtleri tehdit ediyor. “Ben bunun kendime bir saldırı olarak kabul ederim”, “Sizinle savaşırım” diyor. Siz bu şekilde bir ülkeyi daha ne kadar yönetebilirsiniz? Kürtlerle kavgalı, Alevilerle kavgalı, demokratlarla kavgalı, hak savunucularıyla kavgalı. Herkesi iç düşman, dış düşman olarak görerek daha nereye kadar yönetebilirsiniz? Hapishaneler dolmuş, taşmış. Sürekli insanlar gözaltına alınıp tutuklanıyor. Peki, nereye kadar? Suriye ile Suriye’deki Kürtler ile nasıl barışacaksınız. PYD ve YPG yok oldu gitti diyelim ama orada yaşayan Kürtler yok olmuyor. “Referandum yapamazsınız” diyor. Büyük bir kaos ve belirsizlik var. Kaygılıyız. Geleceğe dair çok şey söyleyemiyoruz. 


Neden OHAL’i kalıcılaştırıyor?

Asıl gerekçe Kürt kentlerinde evam eden silahlı çatışmalardır. Türk ordusunun Irak’ta ve Suriye'de bulunması, bu savaşın büyüyebileceğini gösteriyor. Böylesi bir durumda hükümetin OHAL'i kaldıracağını açıkçası düşünmüyorum. 



KENAN KIRKAYA/DENİZ NAZLIM/DİHABER/ANKARA





Amed’de 937 kişi tutuklandı


Son bir yılda sadece Amed’de Kürt siyasetinden 937 kişi tutuklandı.

OHAL Kürtlere karşı kırıma dönüştü. Özelikle Amed’de Kürt siyasetine yönelik gözaltı tutuklamalar rekor kırıyor. Verilere göre bir yıl içerisinde "PKK ve KCK" adı altında Kürt siyasetçilere, gazetecilere, kamu çalışanlarına, emekçilere ve yurttaşlara yönelik yürütülen soruşturmalar kapsamında haklarında yasal işlem başlatılan 4 bin 43 kişiden 937'si tutuklanırken, bin 401 kişi hakkında ise adli kontrol hükümleri uygulandı. 

"PKK ve KCK Finans Soruşturması" adı altında yürütülen soruşturmalar kapsamında ise 110 kişi hakkında işlem başlatılması dikkat çekerken, 10 kişi hakkında tutuklama, 2 kişi hakkında yakalama kararı verildi. Aynı soruşturma kapsamında bulunan 5 kişinin ise adli kolluk birimlerinde işlemleri halen devam ediyor.

Milletvekillerinin yasama dokunulmazlıkları kaldırıldıktan sonraki dönemde toplam 182 adet fezleke hazırlandı. HDP milletvekilleri hakkında toplam 39 dosya üzerinden kamu davası açıldı. Soruşturmalar sonucu 6 milletvekili tutuklanırken, 6 kişi hakkında ise adli kontrol kararı verildi. 

Milletvekillerinin yanı sıra belediye başkanlarına yönelik soruşturma ve tutuklama furyası da vardı. Hakkında dava açılmayan tek seçilmiş, DBP’nin ihraç ettiği Bağlar Belediye Eşbaşkanı.