CHP Genel Başkan Yardımcısı Veli Ağbaba, dün biz İMC’de yayındayken, canlı olarak bağlandı ve “bu bir darbedir” dedi.

Doğru da söyledi.

Vaktiyle AKP’ye karşı nasıl “post modern darbe” yapıldıysa, AKP de şimdi, 7 Haziran seçimleriyle oluşan ve kendisinin azınlıkta kaldığı TBMM’ye karşı “post modern” bir darbe yaptı.

7 Haziran’da “varlığına son verilen” ve sadece “yeni hükümet kurulana” kadar, günlük işleri yürütmekle görevli bir “sabık ve sakıt hükümet” Türkiye Cumhuriyeti’nin uzun yıllarını etkisi altına alacak bir “iki cepheli savaş” kararı almış ve bunu da hala toplanamayan TBMM’ye zorla, cebren dayatmıştır.

Neden İncirlik üssünü ABD’nin kullanımına açma kararını yeni hükümetin almasına fırsat vermemiştir? Tıpkı ABD gibi, PYD’ye etkili destek vererek DAİŞ belasını ortadan kaldırmak yerine, ne hakla Türkiye’yi Suriye’deki iç savaşın içine bulaştırmıştır? Neden yeni hükümeti, Türkiye’nin içinde DAİŞ’le yapılacak amansız bir mücadele zorunluluğuyla baş başa bırakmıştır? Neden kırk yıl süren bir Türk-Kürt savaşını yeniden başlatarak yeni kurulacak hükümeti ve yeni seçilmiş TBMM’yi böyle bir kardeş kavgasının orta yerine fırlatıp atmıştır?

Düşük hükümet, şu anda bir “cunta hükümeti”nden farklı değildir. Yaptıkları, Sıkıyönetim Komutanlıklarının bildirilerle yaptıklarının tıpkısıdır: İstediği medya kuruluşunu susturmaktadır; her türlü gösteri ve toplantıyı keyfi olarak yasaklamaktadır; önüne geleni tutuklamaktadır; istediği yeri basmaktadır. Etrafı bombalamaktadır.

Darbecilerin gerekçesi nedir? Dinledik: “HDP’nin seçim zaferini birileri kleşle kutlamış.” “İki polis öldürülmüş”. “İş makinaları yakılmış”. Bunlar ve benzerleri “savaş kararı”nın ve “darbenin” gerekçesi olamaz. Sen bu fiilleri önlemek için önlem alırsın, buna rağmen bu fiiller işlenmişse, suçlu kimse yakalarsın, yakalayamazsan döner kendi zaaflarına bakar, bunları giderirsin. Ama otuz beş yıl sürmüş olan ve son iki buçuk yıldır ara verilen savaşı, bu ve benzer gerekçelerle başlatamazsın. Çünkü senin savaş gerekçelerinin yüz misli gerekçe karşı tarafta var. Öcalan tecritte. Seçim kampanyası esnasında insanları öldürdünüz. Yüz küsür bombalı, silahlı, taşlı sopalı saldırı yaptınız. Ağrı’da kendi askerlerinizi “feda ederek” provokasyon üstüne provokasyon tertip ettiniz.

Ama savaş başlamadı.

Şimdi “kleşti”, “polisti”, “iş makinasıydı” bahanesiyle, savaşı başlattınız. DAİŞ “bombalaması” ile PKK’ye karşı savaşı örtmek istediniz. Sonunu iyi düşündünüz mü?

Şimdi Türkiye hem “iç savaş tehdidi” altına girmiştir, hem de DAİŞ’in “uyuyan, uyumayan hücreleri”nin tonlarca patlayıcı dolu kamyonları Erdoğan’ın “duble yollarında” homurtuyla harekete geçmiştir.

Yapılması gereken basittir: TBMM, eğer halk iradesine sahip çıkacak ve kendi haysiyetini koruyacaksa, Çarşamba günü Meclis açılır açılmaz, harekete geçmeli. Örneğin Kılıçdaroğlu TBMM kürsüsünden “Düşük hükümete haddini bildiriniz” diye bağırmalı…

AKP’li ve MHP’li Kürt düşmanlarına ise diyoruz ki; gücünüz, cesaretiniz, namus ve ahlakınız varsa, Türkiye’nin başına açılan bu “iki cephede savaş” belasının sorumluluğunu siz yüklenin. Düşük hükümetin gayrı meşru kararlarını reddedin, “savaş suçunu biz işleyeceğiz” deyin.

Deyin de, kimle mücadele edeceğimizi anlayalım.

AKP 7 Haziran seçiminde uğradığı yenilginin intikamını Türkiye’yi “iki cephede savaşa” sürükleyerek almak niyetinde. Amacı, Cengiz Çandar’ın dünkü yazısında çok güzel anlattığı gibi “PKK’yi kriminalize, HDP’yi de minimalize etmek” yoluyla, bir kere daha “demokrasiyi baraj altında” bırakmak ve kendi “tek kişiye dayalı” iktidarını kurmaktır.

Bu bir darbedir. Evet. Ama 12 Eylül gibi “bir nokta atışı” değildir, “çözüm sürecinin” yerini “darbe ve savaş süreci” almıştır. Bunu da “düşük AKP hükümeti” yapmıştır.

Ona karşı direnmek TBMM’nin ve TBMM’yi destekleyenlerin hakkıdır.  

Türkiye’de demokrasi büyük bir sınavla karşı karşıyadır. Geleceğimiz düşük hükümetin ve pek çoğu tasfiye olmuş bakanların ipoteği altındadır. 7 Haziran seçiminde Meclise giren vekiller buna izin vermemelidir......