Şimdi, kamuoyunu, "dokunulmazlıklar" kaldırıldı ama, acaba dokunulmazlığı kaldırılan vekiller tutuklanacak mı?" sorusuyla uğraştıracaklar. 

İlk vekil tutuklanana kadar bu sersemletici sorularla zaman kazanacaklar. Kürdistan kamuoyunu "beklentiye" sokacaklar. Onları "vekillerimizin dokunulmazlığı kaldırıldı, ama onlara dokunmadılar" tesellisiyle uyuşturmayı deneyecekler.

HDP’ye karşı, AKP’nin, CHP’nin ve MHP’nin işbirliği ile yapılan bu parlamenter saldırı, yürütülen kanlı ve haksız savaşın doğal bir parçasıdır.

O savaşı yaşayan halk için, "dokunulmazlıkların" Türk çoğunluğu tarafından kaldırılması "Ortak Vatan’da birlikte yaşamaya" karşı yapılmış büyük bir saldırıdır.

Sebebi şudur:

Dokunulmazlıkların kaldırılması, Türkiye’nin yüzde 13 oy almış bir partisini TBMM’den atma yeltenişi olmakla kalmıyor.  Muhalefet tasfiye ediliyor. Çünkü bu parti "asıl", yani "tek muhalefet" partisidir.

Bu anayasa değişikliği AKP, MHP ve CHP tarafından onaylandığı için, bu "üç parti" HDP’nin karşısında birleşmiştir; bu birleşik partilerin karşısında HDP tek başınadır. TBMM’nin "tek muhalefet" partisidir. Şimdi Meclis’ten "muhalefet" bir bütün halinde tasfiye edilmektedir.

Faşizmin esası, "muhalefeti" yok etmektir. Yok ediyorlar.

Bir başka husus daha var.

HDP bilindiği gibi, bir "Kürt partisi" değildir. Ama onun seçmenlerinin yüzde doksan dokuzu Kürdistan seçmenleridir.

HDP aynı zamanda bir "Kürdistan" partisidir.

Yalnız bir "Kürdistan" partisi de değildir.

Kürdistan’ın birinci partisidir.

Öyle "yarıdan bir fazlayla birinci olan bir parti" de değildir.

Kürtlerin çoğunlukta olduğu bütün illerde yüzde 80 ile yüzde 95 oranında oy alan bir partidir.

Bu da şu anlama gelmektedir:

Türkiye’de iki adet "çoğunluk partisi" vardır.

Fırat’ın Batısında AKP "birinci" partidir. "Çoğunluk" partisidir. Kürdistan’da da HDP birinci çoğunluk partisidir.

Fırat’ın Batısındaki "çoğunlukla", Fırat’ın Doğusundaki "çoğunluk", adı üstünde "iki ayrı çoğunluktur." Öyle olduğu için bu iki "çoğunluk" eşittir. Türklerin "çoğunluğu" ile "Kürtlerin" çoğunluğu eşit değildir diyen bir ahmak "aritmetik" aşamasından "cebir" aşamasına geçememiş bir zır cahildir.

Yüz kilo ağırlığındaki bir insanla elli kilo ağırlığındaki bir insan hukuk karşısında eşit değil midir? Türklerin nüfusunun daha fazla olması, Kürtlerin nüfusunun daha az olması Türklerin "oy çoğunluğu" ile Kürtlerin kaderinde söz sahibi olmasını meşru kılabilir mi?

TBMM’deki Türk çoğunluğu, Kürt çoğunluğunu TBMM’den "kovmaya" yeltenmiştir.

Bu karar bilelim ki, şu anda süregiden savaştan da beter sonuçlara gebedir.

Herkesi dehşet içinde bırakan bu kanlı savaş, "Türklerle Kürtler bir arada nasıl yaşayacaklar" sorusuna yanıt bulmak için sürüyor. Ayrılmak için değil. Bir başka ifadeyle, şu ana kadar bu savaşta Kürtler "ayrılacak mıyız, birlikte yaşayacak mıyız?" sorusunu savaşın gündemine getirmedi. Kürtler "birlikte nasıl yaşayacağız, şimdiki gibi efendi köle ilişkisi temelinde mi, yoksa iki eşit halk olarak mı?" sorununu tartışıyor, bu uğurda mücadele ediyor.

İktidarın en vahşi silahlı katliamları bile bu tartışmanın özünü değiştirmedi. Kırk yıldır onbinlerce insanın ölümü, milyonların sürgünü, şehirlerin yakılıp, yıkılması bile savaşı "eşit haklı iki halk olarak nasıl birlikte yaşayacağız" sorusunun dışına taşırmadı.

Şimdi Türkiye Büyük Millet Meclis’nin "Türk Büyük Millet Meclisine" dönüştürülmesine yol açan kararla birlikte, Türk tarafı, "eşit olarak yaşamayacağız, biz seni yöneteceğiz, o nedenle senin devletin yönetiminde yerin yok" demiş oldu.

Henüz Kürdistan siyasi hareketi, şükür ki, "ben de seni tanımıyorum" demiş değil. Ama bilelim ki, bunu dediği zaman, elbette savaşın sonunda barış olur, ama "barışma" olmaz.

Herkes kendi yoluna gider.

Henüz her şey bitmedi.

Şimdi CHP’nin alnına sürülen lekeyi, CHP'li vekiller, HDP'li vekillerle  birlikte AYM’ye, bu "muhalefetsiz TBMM" ve "bölünmüş Türkiye"  kararını iptal ettirmek üzere harekete geçerek temizleyebilir.

Temizleyin…