Türkiye Cumhuriyeti kuruluşundan beri Kürtlerle bir savaş halinde. Savaş katliamlar, yıkımlar, sürgünler ve idamlar eşliğinde aralıksız sürdürüldü. Mutlak bir asimilasyonla kültürel soykırım kıskacında günümüze kadar gelindi. Kürtlere karşı hiç bir zaman savaş kurallarına, uluslararası sözleşmelere uyulmadı. Savaş resmi olarak da hiç kabul edilmedi. Hep gayri nizami harp dedikleri özel savaş yürütüldü.

Kürtler hep kriminalize edilmeye çalışıldı. Saki, eşkıya hareketleri olarak etiketlendiler. Şimdi de terörizmle suçlanarak dünyadan tecrit edilmeye ve suçlu ilan edilmeye çalışılıyor. 1980’lerden beri Kürtlerle yine başlayan ve giderek alevlenen savaş, silahlı çatışmalar savaş olarak kabul edilmedi. Tüm ordu, siyasi partiler, basın ve devlet topyekûn Kürtlerle savaş halinde. On binlerce insan yaşamını yitirdi. Binlerce köy yakılıp yıkıldı. Şehirler tanklarla yerle bir edildi. Milyonlarca insan sokaklara atıldı. 

Tüm devlet, bürokrasi, ordu, hava güçleri, tankları ve toplarıyla savaş meydanında. Yüz milyarlarca dolar harcandı bu savaşa. Her şey bu kadar açık, savaşın faturası bu kadar ağırken Türk devletini yönetenler resmi olarak savaş yürüttüklerini kabule yanaşmıyorlar. Savaşı kabul etmeleri onları savaş kurallarına uymaya zorlayacak. Cenevre savaş sözleşmesini Türkiye de imzalamış. Savaş ortamında da devletlerin uyması gereken kurallar belirlenmiş. Türkiye hiç bir kurala uymadan, eli serbest kalsın, Kürtlerin başına istediğini getirsin diye tüm hak arayışlarını kriminalize etmeyi temel bir yol olarak benimsedi.

Türk devleti Kürt halkının varlığını inkar etti. Bu bir devlet politikası olarak benimsendi. Öyle olunca herhangi bir hükümet veya parti bu politikanın dışına çıkmadı. Kürt halkı inkar edildiğinde doğal olarak onlarla savaş kabul edilmez. Ederse Kürtleri tanımış olur. Kürtlerin hakkı, hukuku yok. Böyle olunca onlar örgütlenemezler, irade oluşturamazlar. Kimse Kürtler adına konuşamaz, devletin tanrısal iradesine itiraz edemezler. İtiraz edenler gazaba uğrar ve büyük bir suç işlemiş olurlar. Bu açıdan Kürtler, örgütleri ve liderleri hep suçlu ilan edildi. Uluslararası alanda Kürtler tanınmasın, kabul görmesin diye sadece suçlular tepeleniyor, iç güvenlik operasyonları yapılıyor seklinde sundular. Kürdistan’ı dünyaya kapatarak istedikleri gibi onları ezmeyi ve egemenlik altında tutmayı esas aldılar. 

Kürtlerin liderleri, onlar adına söz söyleyenler hep hedef alındılar. Ele geçirilenler asıldı, zindanlarda çürütüldü. Bir kısmı öldürüldü, komplolara ve suikastlara hedef oldu. Seyid Rızalar ve Şeyh Saidler asildi. Alişêr ve Zarife gibileri de komplolarla ortadan kaldırıldılar. Ayni zihniyet simdi daha donanımlı, deneyimli ve ısrarlı biçimde iş başındadır. Bu yol ve yöntemlerin tümünü deniyorlar. Yalnız bu defa istedikleri sonucu alamıyorlar. Çünkü Kürtler artık eski Kürtler değiller. Daha örgütle ve daha bilinçliler. Ordu, polis ve istihbarat, tüm iç ve dış ittifaklarını seferber etmelerine rağmen sonuç alamıyorlar.

Orduyu şehirlere soktular. Şehirleri yıktılar. Rojava’yi düşman ilan ettiler. ABD’yi bile tehdit ettiler. Tüm dünyadan destek istiyorlar. PKK’yi dünyanın en tehlikeli örgütü ilan ettiler. Bütün dünya bizimle birleşsin, PKK ve Kürtleri ezelim diye her kapıyı çalıyorlar. NATO’nun ikici büyük ordusu ellerinde, ırkçılık ve milliyetçilik şahlandırılmış. Dünyayı bu ırkçı ve soykırımcı politikalarına ortak etmek için can havliyle çırpınıyorlar. Buna rağmen sonuç alamıyorlar.

Savaşın tüm kanlı senaryolarını Kürtlerin üzerinde deniyorlar. Ancak Kürtlerin iradesini kıramadılar. Teslim alınamıyorlar. Halkın moralini bozmak, zaman kazanmak ve yenilgilerini gizlemek için küçük de olsa “zaferlere” ihtiyaçları var. Bunun için PKK kadrolarına dönük komplo ve suikast düzenleme çalışmalarına hız verdiler. Başarmasalar da ellerindeki basını ve istihbaratı kullanarak şu vuruldu, bu vuruldu haberleri yayarak özel savaşa sürekli taze kan vermeye çalışıyorlar.

Erdoğan ve AKP, Kürt sorununu ve çözümünü gündemden çıkardı. Sorunu savaşa ve imhaya indirgedi. Böyle olunca direnen ve yönetim kademelerinde görev alanlar hedef alınacak. PKK bu işlerin yabancısı değil. Şimdiye kadar binlerce kadrosu ve savaşçısı yaşamını yitirdi. Ancak Türk devleti on binlerce insanı katletmesine rağmen savaşı kazanamadı. Erdoğan ve AKP’nin bir kaç kadro katlederek savaşı kazanamayacağı açık. Kürt halkı ve PKK bu saldırılara mutlaka misliyle karşılık verecektir. Kirli savaş yöntemleriyle Türk ırkçıları artık sonuç alamayacaklardır. Ne kadar sıkıştıkları, çaresiz kaldıkları, her türlü cinayete başvurmaya teşne oldukları artık gizlenemez hale geldi.


Muzaffer Ayata