Türkiye’den iki haberle birlikte düşününce…
***
Birinci haber: "Uyuşturucu soruşturmasının ünlülerden oluşan isimleri, sadece kullanıcı oldukları ve birbirlerine uyuşturucu verdikleri" gerekçesiyle mahkeme, soruşturma dışına çıkarıldılar.
İkinci haberi aktarabilmek için ciltler dolusu kitap yazıldı, Bir cümle ile özetlemek mümkündür: Başbakan’ın ve dört bakanın çocukları, Reza adındaki kaçakçı çete reisiyle birlikte ve iş üzerindeyken savcılık kararıyla suçüstü yakalanınca; bir başka mahkeme, hırsızları yakalayan polisleri, polis şeflerini, karara imza atan savcıları, hakimleri iftira atmaktan soruşturmaya aldı; devlet bu kişilerin ocaklarını başlarına yıktı, sürüm sürüm süründürdü.
Ne özür dileyen bir evlat ya da baba, ne de bu suçu deşifre edenleri koruyan bir adalet kıpırtısı olmadı Türkiye toplumunda. 17 Aralık Operasyonu adıyla bir ara başlık daha atıldı tarih kitaplarının okunmayan sayfalarına ve Ergenekoncuların boşalttığı yatakları cemaatçiler doldurdular damlarda.
***
Devletimizin ve devlet basınımızın manşetlerden aktardığı "Biden özür diledi!" başlıklarını hatırladınız mı? Peki başlıkların sırrını çözebildiniz mi?
Biden "iftira" ya da "yalan haber verdiği için" değil, Tayyip’in "kendisiyle yaptığı özel konuşmayı" deşifre ettiği için "kişilik haklarını ihlal sayılabileceği" için özür diledi. Yani Biden’in Tayyip’ten izin almadan deşifre ettiği haberin kendisi doğru idi.
Bakın şimdi de aklıma kasetlerin, telefon tapelerinin dizi filmler gibi evlerden eksik olmadığı bir ülkede "özel konuşmanın deşifre edilmesi" sözünün ne anlama geldiğini anlatmak zorunluluğu çıktı ortaya. Toplum olarak bunu bildiğimizi; bunun ayıp sayılması gerektiğini bu topluma anlatabilmem zor. Zira siyasal parti liderlerini devirebilmiş bir milletiz biz özel yaşama ilişkin kasetlerle.
***
Gazeteler, İran Özel Kuvvetler Birliği ve ‘Kudüs Komutanı’ General Kasım Süleymani'yi, Irak'ta IŞİD’e karşı silahlı Kürt Peşmergelerle gösteren bir fotoğrafı yayınladı. Fotoğraf önemli idi çünkü İran ile Peşmerge ilişkisini kanıtlıyordu. Türk Genel Kurmay Başkanı ise IŞİD’e karşı bir toplantıya katılmayı reddetti. Türkiye Kürt fobisinden dolayı ama "Esad önceliği" bahanesiyle herkese dayılanıyordu. Ama, geçtiğimiz günlerde Esad ile gizlice buluşan Fransa'nın eski başbakanlarından Dominique de Villepin, yine aynı gizlilik içinde Bağdat’ı ziyaret etti. Rojava'ya karşı hendek kazan Barzani, Muslim Salih ile buluştu; ABD PYD ile ilişkilendi ve IŞİD Rojava’daki Kobanê’de de, Irak’taki diğer cephelerde de gerilemeye başladı! Türkiye Devletinin, Kobanê’ye saldıran cinayet örgütü IŞİD’e değil de YPG-YPJ güçlerine saldırmasının, Kandil’i bombalamasının bir panik hali olduğunu saptamak gerekir.
Bu saptama, Türkiye’nin bölgede daha çoook kanlar akıtmaya hazır hale geldiğinin resmidir.
Bize ise hazırlanmak, saldırılara karşı her türden savunma hakkımızı kullanmak için hazır olmak düşmektedir.
Türkiye dar boğazda
Hani şu geçtiğimiz günlerde Tayip Erdoğan’ın sırlarını deşifre ettiği için "ortalığı karıştıran" ve sonunda "özür dileyen" ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden vardı ya? Hani ‘sonradan ‘özür’ dilemişti falan ya? İşte bir Müslüman Başbakana ‘iftira’ attığı için Allah onun cezasını öteki dünyaya ertelemeden peşin kesti. Joe Biden’ın oğlu Hunter Biden, içinde yer aldığı Amerikan Donanma Güçleri’nden "uyuşturucu kullanmak" nedeniyle atılmış. Adam bu konuda basına yaptığı açıklamada, "ordunun bu kararına saygı duyduğunu; buna neden olan hareketinden dolayı utanç duyduğunu açıklamış."