Kişinin her türlü yaşam, özgürlük, güvenlik, siyasi, ekonomik, toplumsal, kültürel haklarla birlikte, keyfi tutuklama, hapis ve sürgünden korunma, bağımsız ve tarafsız mahkemelerde adil ve kamuya açık olarak yargılanma hakkı ile düşünce, vicdan, din, toplanma ve örgütlenme özgürlüğü gibi haklarını esas alan BM İnsan Hakları Evrensel Bildirisi'nin imzalandığı 10 Aralık günü, Dünya İnsan Hakları Günü olarak kutlanıyor. Türkiye'nin de aralarında olduğu 193 ülkenin imzaladığı bildiride, "Herkes, ırk, renk, cins, dil, din, siyasal ya da herhangi bir başka inanç, ulusal ya da toplumsal köken, doğuş ya da herhangi bir başka ayrım gözetilmeksizin bildiride açıklanan bütün haklardan ve bütün özgürlüklerden yararlanabilir" ifadeleri kullanılırken, günümüz dünyasında durum tam tersine işliyor. İnsanların ırk, renk, cins, dil, din, siyasal ya da herhangi bir başka inançtan dolayı hakları ihlal ediliyor. Hak gaspına en çok uğrayanlar ise Türkiye'de de olduğu gibi kadınlar oluyor. Türkiye'nin kadınların haklarını korumadığını hem imzaladığı uluslararası sözleşmeleri uygulamamakla hem de AKP hükümetinin kadına yönelik politikalarında görmek mümkün.


Eşitlik hakkı ihlal ediliyor
Türkiye'de hakları ihlal edilen, kimliği yok sayılan, adeta cins kırımına uğrayan kadınlar, her türlü haktan yoksun bırakılıyor. Uluslararası sözleşmelerin imzacısı olarak böbürlenen Türkiye, bu sözleşmelere uymakla kalmayıp gereklerini de yerine getirmiyor. Dünyada kadınların evlilik, boşanma, kamu yaşamı ve bedenleriyle ilgili pek çok hakkını koruma altına alan Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi'nin (CEDAW) imzacılarından olan Türkiye, bu sözleşmeyi 1985'te imzalayarak kadınların insan haklarından erkeklerle eşit bir şekilde yararlanması için gereken düzenlemeleri hayata geçireceklerini kabul etmiş oldu. Ancak, cumhurun başkanı kadının erkekle eşit olmadığını 'fıtratı'na ters olarak gören ya da HDP ve BDP'nin temsiliyetini sağlamak için hayata geçirdiği eşbaşkanlık modeline ilişkin "yürütmeyi durdurma" kararı alan Türkiye'de kadının eşitlik hakkı ihlal ediliyor.

İstanbul Sözleşmesi de uygulanmıyor

Kadına yönelik ev içi şiddetle ilgili yaptırım gücü olan Kadına Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi'nin (İstanbul Sözleşmesi) de imzacılarından olan Türkiye, bu sözleşmeyi imzalayarak, kadına yönelik her türlü fiziksel, cinsel, ekonomik ve duygusal şiddet türlerini önlemek için gerekli yasal önlemleri alma yükümlülüğünü kabul etmiş oldu. Ancak kadın katliamlarının, cinsel ve fiziksel şiddetin her geçen gün arttığı Türkiye'de yargı erkekten yana  tavır alarak, kadın katliamlarına davetiye çıkarıyor. Eşi, kardeşi, ağabeyi ya da sevgilisi tarafından ev dışında çalışmasına izin verilmeyen, gelirine el konan, ailesi ya da arkadaşlarıyla görüşmesine izin verilmeyen, hakaret edilen veya istemediği halde cinsel ilişkiye zorlanan kadın 'ikinci sınıf' muameleye maruz kalırken, Türkiye de sözleşmeyi uygulamayarak kadının yaşam hakkını ihlal ediyor.


Devlet kadının özne olmasını istemiyor


Başta yaşam hakları olmak üzere, cinsiyetinden dolayı her türlü hak gaspına uğrayan kadınların Türkiye'de yaşadığı hak ihlallerine ilişkin İHD Kadın Hakları Komisyonu üyesi Mürüvvet Yılmaz, değerlendirmelerde bulundu. İHD Kadın Hakları Komisyonu olarak kadınlara ilişkin yaptıkları araştırmalara göre, Türkiye'de kadının yaşam hakkının olmadığına dikkat çeken İHD Kadın Hakları Komisyonu üyesi Mürüvvet Yılmaz, kadının erkek ve devlet tarafından haklarının ihlal edildiğini söyledi. Yılmaz, "Özellikle gözaltında, cezaevlerinde, yine sınırda Êzîdî ve Kobanê'li Kürt kadınlarının yaşam hakları yok. Yani kadınların kendi kimlikleri, değerleri ve ölçüleriyle yaşam haklarının olmadığını görürüz" dedi. Kadınların haklarının erkek egemen muhafazakar devletin de desteğiyle erkekler tarafından ihlal edildiğinin altını çizen Yılmaz, "Kadınlar, kendilerine en yakın erkekler tarafından, adına 'sevgi' denilerek katlediliyor. Erkek, kadını öldürürken, 'bana uymuyorsan yaşama hakkın yok diyor" diyerek, kadına yönelik şiddetine ilişkin bazı düzenlemeler yapılsa da bunların yeterli olmadığına işaret etti.

Kadının iradeleşmesi engelleniyor

Türkiye'de özellikle devrimci, Kürt, Ermeni, Êzîdî, Alevi kadınların yaşam hakkını ortadan kaldırmaya dönük devletin sistemli bir politikası olduğunu ifade eden Yılmaz, kadının yaşam hakkının dışında hayatın diğer süreçlerinde de haklarının ihlal edildiğine dikkat çekti. Kadının en temel hakkı olan seçme ve seçilme hakkının da ihlal edildiğini dile getiren Yılmaz, şunları söyledi: "Kadın-erkek genelde yasalarda eşit görülüyor ancak, yasa olsa dahi bu uygulanmıyor. Meclisteki milletvekili sayısında HDP dışında kadın oranın baktığımızda bunu açıkça görüyoruz. Yine, kadın-erkek arasındaki dengeyi oluşturabilmek için HDP tarafından getirilen eşbaşkanlık uygulamasına açılan davada da bunu görürüz. Yine burada da olduğu gibi devletin kadının iradeleşmesi ya da kendi kendini, toplumu yönetmesine ve toplumdaki erkek egemen bakış açısının kırılmasına dönük girişimleri önlemeye yönelik bir hak ihlali ile karşı karşıyayız. Burada da kadının hakkı ihlal ediliyor. Yani devlet, kadının özne olmasını istemiyor."
Türkiye'de kadının erkekle eşit olmadığını cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın "Kadın ile erkeği eşit konuma getiremezsiniz. Çünkü fıtratları farklıdır" açıklamasını örnek vererek gösteren Yılmaz, "Kadına yönelik şiddeti ve baskıyı açıklama yaparak, bunun temellerini örmeye çalıştı" dedi.

Kadın bedeni üzerinde tahakküm arttı

AKP hükümeti döneminde kadına yönelik şiddet ve hak gasplarının arttığını söyleyen Yılmaz, "AKP iktidarı ile birlikte kadının 'eş' ve 'anne' olma durumu daha fazla dayatılır oldu. Yani, kadın bedeni üzerinde devletin tahakkümü arttı. Nereden bakılırsa bakılsın, erkek egemen sistemin çıkarına göre bir yaklaşımın artığını söyleyebiliriz" ifadelerini kullandı.
Türkiye'de kadının sosyalleşmesi ve toplumsal yaşama dahil olması önünde ciddi handikapların olduğunu kaydeden Yılmaz, "Bingöl Belediye Başkanı'nın yer aldığı toplantıda 'biz kadınları yönetimde istemiyoruz' demesi, bunun en bariz örneğidir. Yani, kadınların politika ile uğraşması, örgütlenme ve kendilerini var etme hakları önünde ciddi bir engel söz konusu. Buradan yola çıkarsak; AKP'nin geldiğinden bu yana geçen sürede kadınların hak ihlallerinin ve muhafazakar yaşamla karşı karşıya kalındığını çok net söyleyebiliriz. Kadınlar, seçim döneminde mahalle mahalle gezerken, sorun yok ama iş yönetimlere geldiğinde kadına 'hayır' denilebiliyor"  şeklinde konuştu.
Kadınların hak ihlallerine karşı kıran kırana mücadele yürüttüğünü belirten Yılmaz, bunun devam ettirilmesi, örgütlenme ve dayanışmanın daha da güçlendirilmesi gerektiğini söyledi.

ZUHAL ATLAN /  DİHA/İSTANBUL