
'Yeni bir sürece girildi'
"Türkiye artık AKP'nin Kürt sorununda izlediği politikalarla yeni bir sürece geldi" sözleriyle devam eden Tahmaz, seçimlerin hemen ardından yaz döneminden sonra AKP'nin başka bir Kürt siyaseti izlemeye başladığını belirtti. Bu siyasetin Kürt siyasal hareketini, Kürtlerin demokratik taleplerini dillendirenleri, silahlı-silahsız bütün unsurları AKP'ye biat etmeye, AKP'nin politikalarına boyun eğmeye zorlama politikası olduğunu belirten Tahmaz, "Kanaatimce hükümetin bu uygulaması Öcalan'ın bu politikalara onay vermemesinden kaynaklanıyor" sözleriyle devam etti.
Türkiye'de barış sürecinin de bu politikalar sebebiyle tıkandığını belirten Tahmaz, "AKP yeni bir savaş konsepti uyguluyor. Bu savaş konsepti Kürt siyasal hareketinin silahlı-silahsız bütün güçlerini, Kürtlerin demokratik haklarını savunan, çözümden yana olan ve AKP'nin inşa etmeye çalıştığı topluma ve devlete boyun eğmeyen herkesi kapsıyor" dedi.
'6 aydır cezalandırıyor'
Hükümetin 6 aydan beri Öcalan'ı cezalandırdığını sözlerine ekleyen Tahmaz, tutuklama ve sınırötesi operasyonların bu sürece paralel olarak yürütüldüğüne dikkat çekti. Hakan Tahmaz, "Öcalan'a yönelik bir sindirme ve bastırma politikası yürütüyor. Bu kapsamda Öcalan, 6 aydır ailesiyle, avukatlarıyla görüştürülmüyor. Şimdi de bunun yasal zeminini oluşturmaya çalışıyorlar" dedi. Tahmaz, çıkartılmak istenen yasayla Abdullah Öcalan'ın hedeflendiğini belirtiyor. Çıkartılmak istenen bu yasayla AKP'nin bu güne kadar izlediği politikanın gayrı hukuki, gayrı meşru olduğunun ortaya çıktığını belirten Tahmaz, "Hem Avrupa ülkelerindeki hem de bölge ve ülkedeki insan hakları örgütlerinin, STK ların bunu görmemezlikten gelmesi durumuyla karşı karşıyayız" sözleriyle devam etti.
AKP Hükümeti'nin Kürt siyasetinde yeni bir yönelime girdiğinin somut bir göstergesi olan bu yasanın Abdullah Öcalan'ı hedeflediğini belirten Tahmaz, "Bu yeni yönelimde Kürt siyasal hareketinin tamamen tasfiyesini söz konusudur" dedi.
'Kürtler için Öcalan'ın yeri başkadır'
Hakan Tahmaz devamla şunları ifade etti: "Kürt siyasal hareketinin farklı kesimlerinin Abdullah Öcalan'ın toplumdan tecrit edilmesine, O'nun özel olarak cezalandırılmasına kolay kolay razı olmayacağı çok aşikardır. Kimle konuşursak konuşalım, eğer AKP'li değilse ve milliyetçi, ırkçı görüşlere sahip biri değilse Kürtler için Öcalan'ın ne anlama geldiğini bilir. Bu sadece Türkiye'deki Kürtler için geçerli de değildir. Tüm bölge Kürt halkı için Öcalan'ın yeri bambaşka bir şeydir. Devlet de kişiye özel hukuk uygulamasıyla bunu kabul ettiğini gösteriyor aslında. Bütün açılım sürecini Öcalan'la müzakere yaparak geçirme çabası bunun açık göstergesidir."
Tahmaz, bu yeni yönelim sonucunda halkın bunu kabul etmediğini gördüğü bu noktada geriye sadece bu yöntemin kaldığını belirterek "Hükümet; Evet ben bu politikayı benimsedim, Kürtlere karşı savaş konsepti uyguluyorum, bunun başarılı olması için elimden gelen her şeyi yaparım diyor. Hukuka uysun uymasın hukuka uydururum diyor. İmza attığım uluslararası sözleşmelere uysun uymasın, insani ahlaki değerlere uysun uymasın önemli değil diyor. Ben bu savaşı 'ya kazanacağım, ya kazanacağım' diyor. Bu savaş siyasetiyle hiçbir yere varılamayacağını biz çok iyi biliyoruz" dedi.
Daha öncesinde 90'lı yıllarda bu savaş konseptini uygulayanların bunu ezme, inkar etme, yok etme yoluyla yaptıklarını belirten Tahmaz, "AKP ise aynı savaş konseptini 'Kürtler var, Kürtlerin hakları var, bunları vereceğim ama…' diyerek uyguluyor. Arasındaki temel farklılık bu, ortada bir savaş konsepti olmadığını iddia ederek, hukuka uydurarak yapıyor. 90'lardan bir farkı da sadece silahlı güçlere yönelik olarak sürdürmüyor, daha kapsamlı bir savaş konsepti uyguluyor" dedi.
Savaş konseptinin toplumda büyük kırılmalara, travmalara yol açtığını belirten Tahmaz, "Bu politikanın sürdürülebilinir bir tarafı yoktur ve başarılı olma şansı imkansızdır. 'Kürtler var' diyerek sürdürülen bu savaş konsepti, toplumun önemli bir kesiminde çözüm aşamasına geldik duygusunun yeşerdiği bir anda uygulanmaya başlandı. Topluma şu an da bir aldatılmışlık, kandırılmışlık duygusu hakim. Bu, toplumsal yaraları onarılmaz kılan, toplumda nefreti körükleyen, ötekileştiren, kopuşu hızlandıran bir şey. Bu siyasetin siyasal sonuçlarından bağımsız olarak, toplumsal sonuçlarının daha köklü, onarılmaz yaralar açacağını düşünüyorum. bu nedenle şöylesine tehlikeli bir iş yapılıyor, yarın bu savaş konseptinin başarısızlığı ortaya çıktığında ve hadi bu işi demokratik yollardan çözelim dediğimizde bunun inandırıcılık sorunu olacaktır ve karşı tarafta bir istek uyandırması zorlaşacaktır. O zaman Kürtlerin yeniden 'Ankara'dan bu sorun çözülecek' düşüncesine sahip olamayacakları kanaatindeyim" dedi.
TBM'nin bu tehlikeye dikkat çektiğini belirten Tahmaz, "TBM Fırat'ın batı yakasında düzenlediği kapalı toplantılarla bunu anlatmaya çalışıyor. Bu yarılmanın, bu kopuşun bizi nasıl bir uçurumdan aşağıya yuvarlayacağını ve bu uçurumdan hiç kimsenin sağ çıkamayacağını düşünüyoruz. Bu çok derin, çok büyük bir uçurum" şeklinde konuştu.
'Türkiye yanlış yere gidiyor' uyarısı
TBM olarak hem süreci anlatan hem de Abdullah Öcalan'ın durumu ile ilgili çağrılar yaptıklarını ve girişimlerde bulunduklarını belirten Tahmaz, "Defalarca Hükümet nezdinde ve sivil toplum örgütlerine çağrılar yaptık. Kısa bir süre önce Avrupa'daki tüm sivil toplum örgütlerine mektup yazdık. Çağrımızda, 'Türkiye yanlış bir yöne doğru gidiyor, geri dönülmesi zor bir sürece girildi, buradan döndürmek için Avrupa kamuoyunun duyarlı olması gerekiyor' dedik. Bundan sonrasında da üzerimize düşeni yapmaya devam edeceğiz" dedi.
AKP Hükümeti'nin, Kürtlerin mücadelesini algılamaktan uzak olduğunu belirten Tahmaz, "Elimizde somut bir veri yok ancak, bilebildiğimiz kadarıyla Öcalan 'hassas bir ortamdayız' ifadesini kullandı. Bu da şunu gösteriyor ki, iş bir noktaya gelmiş durumda. Devletin Öcalan'dan istediğini Öcalan'ın kabul etmediği anlaşılıyor. Bunu DTK adına Aysel Tuğluk, 'Öcalan'dan örgütü teslim etmeleri istendi' diye ifade etti. Nitekim Beşir Atalay'da geçen hafta yaptığı bir açıklamada, 'Biz aslında örgütün teslim olacağını düşünüyorduk, ama bu gerçekleşmedi' diye ifade etti. Açılım denilen projenin örgütün teslim olması anlamına geldiğini açıklamış oldu. Hala bundan medet ummak siyaseti bilmemektir. Bu durum Kürt siyasi hareketinin bölgede ulaştığı konumu kestirememek ve Kürt mücadelesinin geldiği yeri algılayamamaktır. Bu sadece PKK ile ilgili bir sorun değildir. Kürt sorununun çözümünün PKK'nin silah bırakmasında olmadığını görememek kadar siyaset dışı bir tavır söz konusudur. Bu hamhayalcilikten başka bir şey değildir. Kürt hareketini, Kürtlerin mücadelesini bilmemektir" sözleriyle devam etti.
Türkiye'nin 2000'li yıllardan beri izlediği politikalarla Avrupa ile ilişkilerinde ciddi bir noktaya geldiğini belirten Tahmaz, şu ifadelerle açıklamasını sonlandırdı: "Avrupa kamuoyuna duyarlılık çağrılarını yineleyerek, "Türkiye bugün AKP'li olmayan herkes için cezaevine dönüşen bir ülke oldu. Böyle bir ülkede demokrasiden, hele ileri demokrasiden bahsetmek ve Türkiye'nin değiştiğini söylemenin hamhayal olduğunun görülmesi gerekmektedir."
BETÜL KILIÇ/İSTANBUL