AKP’li çevrelere son 13 yılda ne yaptınız diye sorsanız; büyük olasılıkla neredeyse hepsi ağız birliği etmişçesine “Duble yollar yaptık!” diyecektir. Kendilerine “Türkiye ekonomisi uzun süredir yerinde sayıyor, işsizlik, enflasyon, cari açık gün geçtikçe büyüyor” denildiğinde ise “Ama bak biz bilmem kaç kilometre duble yol yaptık” diyorlar.
Halbuki ekonomi/ politikle biraz alakadar olmuş herkes bilir ki; kısa vadeli istihdam yaratmada en kolay yol, uzun vadede katma değer yaratmayan alanlarda yatırım yapmaya dayalı büyümedir. Kendinizi tüketerek, sizden sonra gelen kuşaklardan çalarak büyürsünüz!
AKP hükümetleri uzun süre küresel para bolluğunun yaratmış olduğu olanakları hoyratça kullandı. Uluslararası piyasalardan ucuz yabancı kaynak bulmanın oldukça kolay olduğu koşulları yeterince doğru değerlendiremediler. Tarihsel önemde fırsatlar sunan bu dönemi hem kendi adlarına hem de bütün Türkiye halkları adına heba ettiler. Yandaş müteahhit partisine dönüşen AKP ucuz dış finansmanı; uzun vadeli istihdam yaratacak, işgücü kalitesini artıracak alanlarda kullanmak yerine; yandaş mütehitlere peşkeş çekme yoluna gitti.
AKP hükümetlerinin 13 yıllık iktidarı boyunca Türkiye’nin zaman zaman yüzde 7’lere varan büyüme dönemleri vardır; ancak bu noktada bir istikrar sağlanamamış, sürdürülebilir bir kalınma modeli geliştirilememiştir. Dolayısıyla iktidarlarının ilk yıllarında ortaya koydukları nispi ekonomik istikrar ve büyüme bugün artık net bir biçimde ortaya çıkıyor ki, AKP aklından ziyade iki temel faktöre dayanmaktadır.
Birincisi; Kemal Derviş/IMF ikilisinin oluşturduğu “mali disiplin”, ikincisi; AKP hükümetlerinin ilk yıllarında dönemsel olarak ortaya çıkan küresel para bolluğu.
Mali disiplin: Devlet bütçesinde asıl olarak siyasilerin sebep olduğu; yolsuzluk, hırsızlık, kamu kaynaklarını hoyratça kullanılmasının ortadan kaldırılmasına “mali disiplin” diyoruz. AKP iktidarının ilk yıllarında; daha çok uluslararası çevrelerin baskısıyla sürdürülen “mali disiplin” uluslararası kontrolün zayıflamasıyla birlikte ortadan kaldırıldı. Her türlü kamusal denetim Sayıştay kanununda yapılan değişiklikle neredeyse olanaksız hale getirildi.
Sonrası herkesin malumu; kamu kaynakları eşe dosta peşkeş çekildi. Kamu kaynakları öylesine hayasızca, herkesin gözü önünde eşe dosta dağıtıldı ki; neredeyse bütün AKP hükümetleri döneminde bakanlık yapmış olan Bülent Arınç, “Hükümetlerimiz döneminde israf olmamıştır diyemem!” demek zorunda kaldı.
Ali Babacan; “Bu durum daha ne kadar sürdürülebilir bilmiyorum; toplum olarak kazanmadığımızı harcıyoruz!” demek zorunda kaldı. Ranta, kamu kaynaklarını hoyratça harcamaya dayalı bu yaklaşımın bir yerde duvara dayanacağı daha o yıllarda belliydi. Nitekim şimdi tam da öyle bir yerdeyiz. Çalışmayan AVM, şatafatlı boş binalar döneminin sonuna gelmiş bulunuyoruz.
Hatırlarsanız, Tayyip Erdoğan’ın seçim dönemi boyunca şikayetçi olduğu şeylerden bir tanesi de; AKP kadrolarında tespit ettiği rehavetti. 13 yıl boyunca kamu kaynaklarını bu kadar hoyratça eşe dosta peş keş çekerseniz, etrafınızdaki kadrolar bir yerden itibaren rehavete kapılır. AKP etrafında toplanmış çevreler kamu kaynaklarını öylesine aksırıncaya, tıksırıncaya kadar yediler ki; yerlerinden kalkacak halleri kalmadı.
Türkiye 13 yıl önce başladığı yere yeniden döndü; yine “mali disiplin” sağlanamıyor, yine kamu kaynakları etkin olmayan alanlarda; eşe dosta çıkar sağlamak için kullanılıyor. “Merkez Bankasının Özerkliği” yine tartışma konusu ediliyor.
İkinci olarak; 2002/2007 arası dönemde uluslararası sermaye akımlarının son derece attığı bilinmektedir. Birçok çevre Türkiye’de söz konusu yıllara denk düşen yüksek büyüme rakamlarını işte bu sermaye akımlarının neden olduğu düşük küresel faizlere bağlamaktadır. Türkiye gibi ülkeler yurt içi tasarruf düzeyleri düşük olduğu için büyümeleri için gerekli kaynağı yurt içinden sağlayamamaktadırlar. Dolayısıyla Türkiye dahil birçok ülkenin büyümesinde dış finansman faiz oranları oldukça önemli olmaktadır.
Küresel sermaye akımlarının son derece daraldığı; uluslararası piyasalarda kredi faizlerinin arttığı bir dönemde yabancı kaynak kullanarak büyümek Türkiye için oldukça zor olacaktır. Buna bir de hukuk sistemine yapılan sistematik müdahaleleri, keyfi tutuklamaları da eklerseniz uluslararası kaynak bulmanın Türkiye için artık ne kadar güç olduğunu anlarsınız. Günümüz dünyasında; ekonominizi demokrasinizden ayıramazsınız. Demokratik bir toplum değilseniz, ekonomik olarak da mesafe alamazsınız.