
Bu kararın ardından Kürtler, kendi bölgelerinde öz yönetimlerini kurmaya başladı. Ancak Türkiye yine Kürt düşmanlığı refleksiyle hareket ediyor. Türk Başbakanı Erdoğan bir açıklama yaptı ve "Kürt oluşumuna izin vermeyiz ve gerekirse de Suriye'ye gireriz" dedi. Suriye'deki son durumu ve Türkiye'nin yaklaşımını Ortadoğu'yu yakından takip eden Araştırmacı-Yazar Foti Benlisoy'a sorduk. Benlisoy Türkiye'nin içinde bulunduğu durumu şöyle açıkladı: "Türk dış politikası açısından Güney Kürdistan ciddi bir travmadır. Yani 2003 ABD'nin Irak'ı işgali ve oluşan işgal ve savaş koşullarından Güney Kürdistan'da bağımsız bir Kürt siyasal yapısının oluşması, Türk dış politikası açısından bir depremdir. En çok korktuğu, en çok ürktüğü bir senaryo gerçek olmuştur. Bu senaryonun, Batı Kürdistan'da oluşmasını engellemeye dönük de pro-aktif bir tutum aldı. Gelişmeleri izleyen değil, şekillendiren bir pozisyonda olmayı düşündüler ve bundan dolayı çok hızlı girdiler. Ama girdikleri top ayaklarında çok kalmadı.''
Türkiye'nin Türk dış siyasinde ciddi bir kriz ile karşı karşıya olduğunu vurgulayan Benlisoy, Türkiye'nin Suriye Ulusal Konseyi aracılığıyla Kürt muhalefetine yön verme planının sonuçsuz kaldığını belirterek, ''Hala bunun için uğraşıyorlar, ama özerklik ve Kürt ulusal talepleri noktasında Türkiye ciddi bir tıkanma yaşıyor" dedi.
Müdahale ederse savaşa dahil olur
Önümüzdeki dönemde Kürt muhalefetinin ülkede daha da söz ve karar sahibi olacağının öngörüldüğüne vurgu yapan Benlisoy, bu durumda Türkiye'nin pozisyonunu müdaheleye endeksleyebileceğini belirtti. Bunun bir çılgınlık olacağını kaydeden Benlisoy, bu konuda, "Bir çılgınlık yapabilir ve bölgeye doğrudan müdahale edebilir ve bir savaşın parçası olur. Bununla bir kere oradaki Kürt muhalefeti ile doğrudan doğruya bir çatışma açmış olur'' dedi. Benlisoy bu durumda Türkiye'nin ciddi bir belirsizliğe sürükleneceği tespitinde bulunarak, müdahale durumunda gelişebilecekleri şöyle ifade etti: '' Türkiye ciddi bir belirsizliğe sürüklenir. Hem Suriye'de hem de kendi toprakları içerisinde kontrol edilemez bir savaş haliyle karşı karşıya olma durumunda kalabilir. Bu çılgınlığı yapmayacaksa eğer ne yapabilir? O konuda soru işaretleri çok. Muhtemelen Suriye Ulusay Konseyi ile Kürt muhalefetinin arasını bulmak için çaba göstermeye devam edecek. Bu kısmi bir süre başarılabilir de belki. Ama mevcut, trend değişmedikçe şu anki durumuyla Suriye konusunda Türk siyaseti ciddi bir gaf yapmış durumda gözüküyor. Çünkü Türk siyasetinin, orada istemediği Kürt siyasetinin haklarına katkı sunduğunu görüyoruz."
Dış müdahele felaket getirir
Benlisoy, Esad'ın gitmesi için Suriye'ye olası bir dış müdahalenin mezhep çatışmalarına yol açabileceğini de vurguladı. Suriye'deki halk hareketinin silahlanmasının da risk taşıdığını kaydeden Benlisoy, askerleşmenin beraberinde getireceği tehditleri de şöyle sıraladı:''Suriye askerileştikçe, her grubun dışa bağımlılığı artacak. Dış müdahaleler artacak ve mezhepsel şiddet artacak. Bu senaryo gerçekleşirse Kürtlerin hakları açısından çok ciddi tehditler söz konusu olacaktır. Oradaki tüm topluluklar açısından olduğu gibi Kürtler açısından da çok hayırlı bir süreç olmayacaktır. Eğer, daha olağan bir geçiş yaşanırsa yani Esad rejimi bir dış müdahale olmadan çözülürse, yani halk hareketinin basıncı ile çözülürse, daha normal daha kansız bir süreç ile karşılaşılabilir. Bu durumda Kürt muhalefetinin kendi taleplerini ortaya koyma açısından avantajları daha çok olacaktır. Ama Esad rejiminin bir dış müdahale ile çözülmesi durumu Suriye açısından bir felaket senaryosudur. Bizim açımızdan en iyi ihtimal halk hareketinin basıncıyla Suriye'deki rejimin hareket edemez hale gelmesi ve çözülmesi önemlidir. Hiç değilse, farklı demokratik taleplerin ortaya çıkması açısından olumlu bir sonuç sağlayacaktır."
İBRAHİM ASLAN /SEVDİYE ERGÜRBÜZ - DİHA/İSTANBUL