Rauf KARAKOÇAN

Seçimler sonrası diktatörlük ve faşizmin halklarımızı bekleyen tehlikelerini şimdiden görmek, her koşula hazırlıklı olmak büyük önem taşımaktadır. Seçimlerin sonuçlarına bakarak yorumlar yapmak, sağlıklı sonuçlar elde etmek mümkün değildir. Çünkü seçim sonuçları gerçekçi sonuçlar değildir. Anti demokratik ortamda, OHAL koşullarında, muhalefetin sesi kısılarak, büyük medya gücü ve devlet imkânlarını kullanarak elde edilen sonuçların yorumlanması çok sağlıklı bir fikir vermeyecektir. Kürdistan’da hiç propaganda yapmadan, meydanlara inmeden, seçim çalışması yürütmeden MHP’nin oylarının artması nasıl yorumlanacaktır? Sahtekârlıklar, hileler, hırsızlıklar yapılarak elde edilmiş seçim sonuçları hakkında mantık yürüterek sağlıklı bir veri elde edilemez. Seçimlerin her aşamasına müdahale edildiğini bilmek gerekir. Seçimin bu sonuçlarını sandığa gitmeden elde ettikleri kuvvetle muhtemeldir.

Erdoğan diktatörlüğü, mutlak kazanmak üzerinden seçime gittiğini ve işi şansa bırakmadığını, aksi halde kendi sonu olacağını bilerek bu seçime gitmiştir. Seçim sandıkları sadece bir illüzyondan ibarettir. Halklarımız yanıltılmıştır. Gerçek halk iradesi sandıklara yansımamıştır. Demokrasinin olmadığı bir ülkede demokratik seçimlerden bahsetmek saflıktır. Yapılan sahtekârlıklar üzerinde yoğunlaşarak gerçekleri ortaya çıkarma yerine, sahtekârlığı kabullenerek sineye çekilmek doğru bir duruş değildir. Muhalefet bloğu seçim sahtekârlığı karşısında teslim olmuş ve radikal bir tavır sergileyememiştir. Seçimleri hile ve oy hırsızlığı ile kazanan faşist blok, iktidarını perçinlemek için elinden geleni yapmaktan geri durmuyor. Bundan sonra da bir diktatörden ne bekleniyorsa misliyle yapacaktır. Daha ilk günden en yetkili ağızlardan tehditler savrulmaktadır. Keyfi uygulamalara sonuna kadar başvuracaklardır. Tutuklamalar ve infazlar sıradanlaşacaktır. Alıştıra alıştıra muhalefeti etkisiz hale getireceklerdir. Tek vatan, tek millet, tek bayrak, tek devlet tekerlemesine tek tip insanı da ekleyecekler. Tek tip insan, faşizmin arzu ettiği insan modelidir. Bekçi Murtazalardan oluşan vatanperverler yetiştirecekler.

Diktatör Erdoğan’ın seçim sonrası ilk söylemi “terörle mücadele” olmuştur. Kürtlere karşı savaş yürütmek, faşist bloğun öncelikli icraatı ve adeta besmelesi olmuştur. Fikri- zikri ile karanlık bir dönemin içine girileceği kaçınılmazdır. AKP-MHP ortaklığı ağırlıklı olarak Kürt düşmanlığı üzerinden devam ettirilecektir. Anlaştıkları ve pürüzsüz devam edecekleri tek konu Kürt özgürlük hareketine karşı başlattıkları imha operasyonlarıdır. İçine girdiğimiz dönemin temel karakteri sürekli bir savaş halidir. Olağanüstü hal değil, savaş hali bir sürece evrilmekteyiz. Diktatörlüğe, faşizme karşı olan herkesi bekleyen bu savaş hali önümüzdeki süreçte daha fazla kendisini gösterecektir. Topyekûn bir saldırı dalgası ile korkutma, sindirme, pasifize etme, yıldırma ile sonuç almaya çalışacaklardır.

Türkiye halklarının savaş hali koşullarına göre örgütlenmesinde fayda vardır. Diktatörlük rejimine karşı olan herkesin kapısına faşizmin kolluk kuvvetleri bir gün dayanacaktır. Seçim sonrası yapılan silahlı kutlamalar bu işin provasıdır. Sokaklarda patlayan silahlar giderek yaygınlaşacak ve meşru hale gelecektir. Faşizm kendisini yeni baştan inşa ediyor. Kırk tane seçim de yapılsa sonuç değişmeyecektir. Türkiye halkları seçimlere bel bağlayarak kendi idari yapılarını değiştireceklerini sanıyorsa büyük bir yanılgı içindedirler. Seçimle iktidarı değiştirme şansı halklarımızın elinde alınmış durumdadır. HDP gibi radikal muhalefet yürüten bir partiye karşı kurulan barikatlar yıkılmış ve yüzde 10 baraj aşılmasına rağmen ortaya çıkan halk iradesine saygısızlık edilmektedir. “Terör sevicileri” diyerek karalamaya ve devre dışı bırakılmaya çalışılıyor.

Türkiye kendi iç ve dış sorunlarını çözmek için şiddet yöntemine başvurmaktan çekinmeyecektir. İstibdat rejimi ahtapot gibi tüm toplumu saracak ve nefessiz bırakacaktır. Halklarımızın faşizmden kurtulmak için yapması gereken tek şey mücadeleyi yükseltmeleri ve tahakkümü asla kabul etmemeleridir. Faşizm, kendisini meşrulaştırmak için seçimle işbaşına geldiğini iddia edecektir. Bu algıyı yıkmak gerekir. Velev ki çoğunluğun oylarıyla iktidara gelse de faşizm meşrulaştırılamaz. Demokrasi güçleri ortak bir cephe oluşturmalıdırlar. İktidarın antidemokratik uygulamalarına mutlaka karşı çıkarak cevap verilmelidir. Faşizmi durdurmanın tek yolu onun üzerine yürümektir. “Yürü üstüne üstüne celladın, tükür yüzüne…” diyerek ayağa kalkmalıdır. Geleceğimizi daha fazla karartmadan bu direniş sınavından başarıyla çıkmak, mümkündür.