
Türk Hükümeti'nin demokratik çözüm sürecinde adım atmadığını vurgulayan Altun, AKP'den beklentilerinin tümünün miadını doldurduğunu söyledi ve ekledi: "Şu ana kadar bizim AKP çözümsüzlüğü derinleştirerek, bizim için bir beklenti olmaktan çıktı. Neticede birkaç gün önce KCK Eşbaşkanlığı AKP’den herhangi bir beklentimizin olmadığını Newroz konuşmalarında açıkladı. Bu bir gerçektir."
Bunun Fethullah Gülen Teşkilatı'nı, AKP’yi, CHP’yi, MHP’yi desteklemek anlamına gelmediğini; bunların da AKP’den çok temiz olmadığını kaydeden Rıza Altun, "Üçüncü bir tarafız, Türkiye’de demokrasinin tarafıyız. Demokrasiyi geliştirmenin tarafıyız. Alevi sorununun, Kürt sorununun çözümünün tarafıyız" dedi.
Türkiye ve İran'ın durumu
Türkiye ve İran'ın Kürtlere yönelik yaklaşımı ve Suriye'de yaşananlara değinen Altun, bundan sonra yaşanacak olası gelişmelere de işaret etti. Altun'un değerlendirmeleri özetle şöyle: "Araplar Ortadoğu’daki egemenlik meşruiyetini kaybetti. Türkiye ve İran da kaybetti. Kendi statükolarını koruma sorunları var.
Bu durumda Soğuk Savaş politikalarını yürütüyorlar adeta. Yine başkasının sorunlarını ona karşı kullanırken kendisindeki aynı sorunu inkar etmeye başladılar. Bu da mümkün değil. Mızrak çuvala sığmıyor. Bir yüz yıllık süreçte Araplar Kürdistan’ın iki parçası üzerinde hakimdiler. Bugün baktığımız zaman Irak ve Suriye iki parçada Kürtler üzerindeki tahakkümünü kaybetti. Irak’ta federe bir devlet ortaya çıktı, Rojava’da ise kantonlar sistemi ortaya çıkıyor. Böylece Araplar yüz yıllık egemenliklerini kaybettiler. Bunun karşılığında da İran ve Türkiye buralarda güç olmak istiyor. İran Irak’ta Şiiler üzerinden güç olmak istiyor, Rojava’da ise Esad’ı destekleyerek güç olmak istiyor. Aynısını Türkler de yapıyor. KDP üzerinden Sünniler üzerinden bir Irak müdahalesi gerçekleşiyor, diğer tarafta ise cihat çağrılarını destekleyerek Suriye üzerinde güç olmak istiyor. Arapların kaybettiği bu iki parçayı İran ve Türkiye paylaşmak istiyor. Ama dönüp İran’a Türkiye’ye baktığımız aynı sancıyı kendileri yaşıyor. Suriye’de yaşanan durumun Türkiye’de yaşanmayacağının bir güvencesi mi vardır?
Seçimden sonra eğer Türkiye doğru bir politika geliştiremezse Türkiye’ni Suriye’ye dönüşmeyeceğinin bir garantisi var mıdır? Eğer bölgesel sorunlardan söz ediyorsak, uluslar arası sorunlardan söz ediyorsak mevcut çelişkinin bunlarla bir bağlantısı olduğundan söz ediyorsak Türkiye’nin de her an bir kaosa sürüklenmesi mümkündür. Bu kaosa sürüklendiğinde Kürtler kendi meşru müdafaasını yapmak kendi özgürlüklerini elde tutmak isteyeceklerdir.
Uluslar arası siyasette bir Rojava’nın ortaya çıkma ihtimali çok yüksektir. Aynı durum İran için de geçerli. İran bir yanıyla Ortadoğu’da kurulan yeni dengelerin kuşatması altındadır, öbür tarafta uluslar arası tekellerle zor bela ateşkes durumunu sürdürüyor. İran vuruldu vurulacak durumdadır. Bu hassas bir dengedir ve bu dengenin ilelebet yürümeyeceği kesindir İran’da. Yarın İran Ortadoğu’da kaosun merkezi haline geldiğinde orada Kürtler birinci derecede gündemdedir. Yani bu boş bir politika, başkasının Kürdünü destekler görünüp de kendi Kürdünü inkar etmek tutarlı bir politika değil. Ortadoğu’nun yeniden yapılanmasında böyle bir şey söz konusu olmayacak.
Ortadoğu’nun yeniden yapılanması kesinlikle eski statükocu ulus devletçi bir yaklaşımı kaldırmıyor. Milliyetçi bir yapıyı kaldırmıyor daha demokratik bir durumu zorunlu kılıyor. Ortadoğu’daki bütün halklara belli bir hoşgörü göstermeyi belli bir meşruiyet kazandırmayı zorunlu kılıyor. Bunların başında da Kürtler geliyor.
Kürtler geçen yüz yılda reddedilen bir güç olarak bugün Ortadoğu’da yeniden varlıklarını koyuyorlar. Yani Türk’e Arap’a Fars’a Kürtleri de eklemek gerekiyor. O Zaman Ortadoğu dengeleri kurulduğunda artık Kürtler de söz sahibidir. Ortadoğu’da söz sahibi olacak Kürtlerin uluslar arası düzeyde stratejik bir konumu vardır. Bu konum da artık hiçbir inkarla yıkılacak bir konum değildir