Rauf KARAKOÇAN

Bölgemizde cereyan eden çatışmalı ortamın bir tarafını oluşturan güçlerin başında organize olmuş radikal İslami örgütlerinin olduğu bilinmektedir. Afganistan’dan Yemen’e kadar yaşanan çatışmalı coğrafyada çarpışan güçlerin çoğu; vesayet savaşını yürütmektedirler. Radikal cihatçı çete organizasyonları çatışmalı ortamda mantar gibi türemeye başladı. Bunda; İslami çete örgütlerinin beslendiği ideolojik alt yapı ve destek gördüğü toplumsal taban olmakla birlikte kapitalist güçlerinin bölgeye müdahalesi de önemli oranda zemin sunmuştur.

El Kaide, DAİŞ, El Nusra, Heyet Tahrir El Şam ve benzeri çete örgütleri bu coğrafyanın karmaşık iç çelişkilerinden, kaotik ortamlarından, otorite boşluklarından, dış müdahalelerden fırsat buldukça gün yüzüne çıktılar. Vahşet düzeyinde şiddet uygulayarak adlarından söz ettirip yayıldılar ve alan tuttular.

El Kaide önemli bir bölgesel güç oldu. Afganistan, Pakistan, Irak, Suriye, Yemen’e kadar varlık buldu. Birçok Afrika ülkesinde kendisine yer bulup örgütlendi.

DAİŞ; uyguladığı şiddet yöntemleri ile kısa bir süre içinde Irak ve Suriye’nin önemli bir kesiminde hakimiyet kuracak kadar organize oldu. Birçok ülkede versiyonları ortaya çıktı, kendisine biat edilmesi için baskı uyguladı ve Halifeliğini ilan edecek kadar da güç elde etti.

Elbette bu örgütleri ortaya çıkaran tarihi toplumsal gerçeklikler kadar zaman ve mekan itibarı ile de ciddi bir araştırma konusudur. Emperyal güçlerin bölgesel politikaları, yapılan dış müdahaleler ve yaratılan kaotik durumdan beslenen radikal İslamcılık bu bölgenin kanayan yarasıdır. Devletler kendi politikaları doğrultusunda vekalet savaşlarında-çatışmalarda bu örgütleri kullandılar. Suriye iç savaşı bu örgütlerin palazlanmasına önemli bir fırsat sundu. Suriye; muhalif grupların ve dünyanın dört bir tarafından gelen cihatçı selefi kesimlerin yoğunlaştığı bir merkeze dönüştü. Buna ön ayak olan devletlerin başında da Türkiye gelmektedir.

Türkiye bir yandan Suriye’de ki çetelere yardım ederken diğer yandan kendi cihatçı çete gücünü de oluşturmaya başladı. Bizzat örgütlediği, finanse ettiği, eğitip donattığı bu cihatçı çeteleri, yani Türk DAİŞ’ ini Suriye’de savaşa sürerek Cerablus, Bab, Azez, Efrîn alanlarını işgal etti. Bazı Avrupa ülkelerinde eylemler düzenledi. Türkiye, mültecilerden yararlanmanın yolunu bulmuştur. Gerektiğinde bir savaş gücü, gerektiğinde AB ülkelerine karşı bir tehdit aracı olarak kullanmaya devam edecektir.

İdlib savaşı ile ortaya çıkacak durum, işin rengini daha da değiştirecektir. Eli kulağında olan İdlib savaşından kaçacak cihatçı çetelerinin gideceği tek adres Türkiye olacaktır. Kendilerini satılmış hissi ile Türkiye’ye karşı öfkeli olacak bu çetelerin kısa sürede silahsızlandırılması ve lağvedilmesi mümkün olmayacaktır. Uzun vadede Türkiye halkları açısından büyük tehdit oluşturacağı bilinmelidir. Cihatçılar kendi örgütsel konumlarını koruyacaklardır. İdeolojik, sosyal yapılarını devam ettireceklerdir.

İdlib’deki çeteleri tek çatı altında toplamak Erdoğan’ın arzu ettiği bir durumdur. Bu durumun koşulları giderek daha da olgunlaşacaktır. Yakın gelecekte Türkiye içinde hatırı sayılır bir güce ulaşacaklardır. Kendisinden olmayan etnik ve mezhepsel farklılıklara düşmanlık yapmaya başlayacaklardır. Toplumsal çatışma ve iç savaşa kadar varacak karanlık bir gelecek Türkiye’yi beklemektedir. Böyle bir ortamı şimdiden Erdoğan diktatörlüğü hazırlamaya çalışıyor. Kendinden olmayan herkesi “terörist”, “vatan haini” ilan etmek, ötekileştirmek gündelik uygulamalar haline geldi. Çetelerin cirit atacağı bir zemini şimdiden örmeye başladıklarını bilmekte fayda vardır.

Türkiye kucağında saatli bir bomba ile yaşamak zorunda kalacaktır. İdlib’deki cihatçı çetelerden hazır halde duran “yerli ve milli”, Türk DAİŞ gücü elde edecektir. Osmanlı imparatorluğunun bakiyesine göz dikmişken bu çeteleri vurucu bir güç olarak her alanda kullanacaktır. Türk İslamcılığı, yürütme erkini elinde tuttuğu müddetçe bu çetelere ihtiyaç duyacaktır.

Yerli ve milli çeteciliğin bel kemiğini dünyanın birçok yerinden gelmiş ve İdlib’de sıkışıp kalmış cihatçı çetelerden oluşturulacağı muhakkaktır. Bunların hamiliğini Erdoğan yapmaktadır. İdlib’de savaş dışındaki seçeneklerin kullanılmasını dayatarak bu çeteleri koruma istemi Tahran toplantısına kamuoyuna yansımıştı. Türkiye; yerli DAİŞ için kuluçka görevini görmekte ve uygun bir zemin sunmaktadır. El Kaide, El Nusra, DAİŞ gibi çete örgütlerinin ortaya çıkış koşullarına benzer koşullar fazlasıyla Türkiye’de mevcuttur. Diktatör Erdoğan’da yerli ve milli DAİŞ’in garantörlüğü için biçilmiş kaftandır. Saraya bağlı özel güvenlik gücünü çetelerden oluşturursa şaşmamak gerekir.