Rehinelerin teslim edilmesine dair Türk yetkililerden ve IŞİD çetelerine yakın kaynaklardan yapılan açıklamalar ise Türk devletiyle IŞİD çeteleri arasındaki ortaklığa dair iddialara yeni güçlü dayanaklar kazandırdı. ANHA ve başka bazı kaynaklar, Türk devletinin çetelere silah sevkiyatı yaptığı yönünde haberler geçti. Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Katar ziyareti sonrasında Rojava sınırının iki gün boyunca kapatılması ve Kobanê’ye yönelik saldırıların tam da bu dönemde yeni bir evreye taşınması da, iddiaları kuvvetlendiren gelişmeler olarak önümüzde duruyor.
Prof. Dr. Mithat Sancar’a son gelişmelerin ne anlattığını sorduk. Rehine olayının başından beri pek çok soru işareti içerdiğini, konsolosluğun basılması aşamasından itibaren ‘daşıklık dövüş, mizansen’ şüphelerinin dile getirildiğini belirten Prof. Sancar, “Bu şüphelerin aydınlatılması gerekiyor. Ancak bu konuda Türkiye ve IŞİD dışında doğrudan bilgi verecek kaynak da maalesef bulunmuyor. Bu nedenle rehine olayının başlangıcından son gününe kadar var olan şüpheler, hep kafalarda soru işareti olarak kalacak, tartışılacak. Gerçeğin de bir gün ortaya çıkacağını umuyorum” dedi.
Konsolosluk çalışanlarının rehin alınmasının başından bu yana AKP’nin “IŞİD’e karşı bir şey yapamayız” demeye dayanak oluşturmak için tezgah olarak kurgulanmış ya da kullanılmış olabileceğini tümüyle temelsiz bulmadığını ifade eden Prof. Sancar, “Ama rehineler bugün eğer bir anlaşmayla serbest bırakılmışsa, Türkiye’nin IŞİD’e karşı hareketsiz kalmak konusunda ileri sürdüğü gerekçe de ortadan kalkmış oluyor” diye kaydetti.

Kirli angajmana girdi

Türkiye bugüne kadar IŞİD’e karşı hareketsiz kalma tercihinin nedenleri arasında rehine krizinin sadece görünen yüz olduğunu savunan Prof. Mithat Sancar, şöyle devam etti: “Bana göre Türkiye’nin IŞİD konusunda hareketsiz kalmasının en önemli nedeni, Suriye konusunda girdiği kirli angajmanlardı. İç savaş başladıktan sonra cihatçı gruplara destek verdiğini herkes biliyor. Bu, lojistik destek şeklinde de oldu; Türkiye’de eğitim görmeleri, örgütlenmeleri ve Suriye’ye geçmeleri şeklinde de oldu. Ayrıca IŞİD’e karşı en etkili direnişi sergileyen Rojava ve PYD/YPG’yi de uzun süre tecrit etmeye çalıştı. Etkisiz kılmak için pek çok girişimde bulundu. Dolayında, PYD’yi zayıflatmaya çalışmak, IŞİD gibi grupları güçlendirdi. Ben Türkiye’nin o dönemde giriştiği kirli ilişkiler dolayısıyla şimdi, o dönemde izlediği politikaların rehinesi haline geldiğini düşünüyorum. AKP Hükümeti, bu kirli ilişkilerin ortaya çıkması ihtimalinden tedirgin olmuştur. Rehine olayı da bunu perdeleyen bir rol oynamıştır. AKP, rehine olayını bir bahane olarak kullanmıştır. Asıl derindeki nedenlerden dolayı, geçmişteki politikalarından dolayı bu olay, Ortadoğu’daki dış politikasının tamamına rengini vermiştir.”

Çok kısa zamanda göreceğiz

Türk Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Katar ziyareti sonrası hızlı gelişmeleri anımsattığımız Prof. Sancar, rehine olayının, bir dönüm noktası olduğunu; rehinelerin nasıl serbest kaldığı konusunda Türk Hükümeti’nin açıklamalarının  hiçbir şekilde tatmin edici olmadığını söyledi. “Fakat IŞİD’e ne tür taahhütlerde bulunuldu ya da bir taahhütte bulunuldu mu; bunları çok kısa zamanda göreceğiz. Neden çok kısa zamanda diyorum? Hem Katar ziyareti hem rehinelerin serbest bırakılması konusunda IŞİD tarafından yapılan ‘Müzakere yürüttük’ yönlü açıklamalar var. Bunların gerçekliği ve sonuçları nedir, kısa zamanda ortaya çıkacak” diyen Prog. Sancar, şöyle gerekçelendirdi: “Çünkü IŞİD’in Kobanê’ye yönelik sistematik, planlı, ağır silahlarla yürüttüğü saldırısı, Türkiye’yi de, bölge ülkelerini de, uluslararası güçleri de bir eşiğe getirecek. Eğer IŞİD burada durdurulmazsa, IŞİD’in bu saldırısına göz yumulursa, özellikle Türkiye bu konuda hareketsiz kalırsa, Türkiye’nin bir bütün olarak Kürtlerle -sadece Rojava’daki Kürtlerle ilgili değil bence Türkiye’deki çözüm sürecini de etkileyecek bir şekilde bütün Kürtlerle- ilişkileri yeni bir döneme girecektir. Türkiye’nin önünde aslında iki seçenek var: Ya Kürtlerle birlikte hareket edecek veya  destek olacak -bu söylediğim Güney Kürdistan’ı da, Rojava’yı da, Türkiye’yi de kapsıyor- böylece IŞİD’le cepheden karşı karşıya gelmeyi artık kabul edecek; ya da IŞİD’e yardım ettiği iddialarına sessiz kalarak aslında Kürtleri karşısına alıp IŞİD’le doğrudan ya da dolaylı, açık ya da örtülü bir ittifak kurmuş olacak. Eğer IŞİD’e karşı sessiz kalır, bugüne kadarki politikasını sürdürürse, Türkiye’nin Ortadoğu’da özellikle Kürt meselesi ve Kürdistan ekseninde çok ağır sonuçlar yaşayacağını öngörmek zor değil. Türkiye, IŞİD’e karşı harekete geçmediği takdirde bölgede hem Kürtlerin büyük tepkisiyle karşılaşacak hem de uluslararası güçler nezdinde çok zor bir durumda kalacak. Bunu kısa zamanda göreceğiz.”

Saldırı vahşice direniş görkemli

Kobanê’deki saldırıların vahşice; Kürtlerin direnişinin de bütün görkemiyle devam ettiğini belirten Prof. Sancar, “Burada bir dönüm noktası oluşacak. Ya IŞİD püskürtülecek; ya da -hiç aklımıza getirmek istemeyiz- Kobanê düşecek. Kobanê’nin düşmesi, bütün dengelerin alt üst olması demektir. Biliyoruz ki, Kürt siyasi hareketi için kırmızı çizgi Rojava’dır. Aslında bunu Öcalan birkaç kere söyledi. Çok net de söyledi. ‘Rojava çözüm sürecindeki tek kırmızı çizgimizdir’ dedi. Eğer Rojava’nın IŞİD tarafından işgaline göz yumarsa Türkiye, buradaki çözüm süreci belki de son bulacak” diye konuştu.

ABD görmek zorunda

ABD’nin belli ki aslında bundan önceki dönemde yürüttüğü politikaların bedelini Ortadoğu halklarına ödetmeye çalıştığını ve ABD’nin günahlarını sıralayan Prof. Sancar, bu süreçte hem ABD’nin hem de herkesin büyük ihtimalle şunu görmesi gerekeceğini söyledi: “Bölgede etkili bir seküler-demokratik oluşum, Kürtler olmadan gerçekleşemez. Kürtleri bir ana aktör olarak hesaba katmayan hiçbir politikanın Ortadoğu’da demokratik-seküler bir düzen kurma ihtimali yoktur. Şimdi ABD Kürtlerle parçalı ilişki içinde. Güney Kürdistan’la iyi ilişkiler ama son zamanlarda biraz yumuşamış olsa da Rojava ve PKK’ye karşı çok daha dışlayıcı, sert bir politika izliyordu. Bunları gözden geçirip geçirmeyeceğini önümüzdeki günlerde göreceğiz.”

Türklerin durumu vahim

Türkiye kamuoyundaki havanın, maalesef geleceğe dair iyimser değerlendirmeler yapmaya imkan vermediğini, Türklerdeki zihinsel karakolların; Kürt alerjisi/fobisinin açık veya örtülü bir şekilde varlığını koruduğunu ifade eden Prof. Sancar, “Geniş bir çevre, Kürtlerin IŞİD saldırılarına maruz kalmasına samimiyetle karşı çıkmıyor. Bu vahim bir durum; gerçekten vahim bir durum” dedi.


OSMAN OÐUZ/HABER MERKEZİ