Bir yıldan uzun süreden beri Musul’a operasyon yapılacağı konuşuluyordu. Nihayet beklenen Musul operasyonu başladı. Kuvvetler arası dengeler hesaplanarak başlama emri verildi. Savaş, tıpkı bilgisayarda oynanan oyun gibi tasarlandı. Hangi kuvvetin nerede/nasıl hareket edeceği haritalar üzerinde planlandı. 

IŞİD’in işgalinden önce, nüfus bakımından Bağdat’tan sonra Irak’ın ikinci büyük şehri olan Musul’da iki milyona yakın insan yaşıyordu. Kentten kaç kişinin göç ettiği konusunda kesin bir sayı olmasa da göç edenlerin bir milyona yakın olduğu söyleniyor. Kentte yaşayanların nasıl yaşadığı konusunda kesin bilgi olmamakla birlikte, yaşam koşullarının iç açıcı olmadığının bir çok belirtisi var. 

Musul’un IŞİD tarafından işgali 10 Haziran 2014’te başladığında, daha önceki uygulamalarında olduğu gibi kentte yaşayan halklar üzerinde terör yöntemlerini devreye soktu. Bu şekilde, halklar üzerinde korku uygulayarak  sindirme yolunu seçti. Burada yaşayan, Müslüman olmayan ve Şii’lere yönelik toplu katliamlar yaptı. Bu şekilde, kentte yaşamak zorunda kalanlar üzerinde ruhsal travma yaratarak yönetme yolunu tercih etti.  Şengal’de Êzîdîlere soykırım uygulandı. Onların kadın ve küçük yaşta ki kız çocukları esir alınıp pazarlarda eşya gibi satılmaya başlandı. Tüm bu yapılanlar karşısında herkes sessiz kaldı. Irak Bölgesel Kürt yönetimi dahi bu yapılanları önlemekte yetersiz kaldı. IŞİD işgali öncesinde Şengal’i korumak için bölgeye gelmek isteyen HPG ve YPG güçlerinin önüne engeller konuldu. Soykırımın boyutu ortaya çıktığında dahi onlara karşı engellemeler devam etse de HPG ve YPG güçleri Şengal Dağı üzerinden müdahale ederek soykırım önünde durdular. Bu şekilde, Êzîdî soykırımı görünür hale geldi. Dünya, Êzîdîlerin çığlığını duymaya başladı. IŞİD’in Şengal’deki ilerleyişi durduruldu. Kürt Özgürlük Hareketi ve YPG’ye yönelik Batıda sempati görülmeye başlandı. Kürt Özgürlük Hareketi ve YPG, ABD ve Avrupa basınında  yüzyılın vahşi ve hastalıklı terörünü uygulayan IŞİD’e karşı başarı sağlayan güç olarak tanınmaya başlandı. 

Musul’a bakıldığında bir yandan Merkezi Irak Ordusu, ABD’nin öncülüğündeki koalisyon güçleri ve Irak Bölgesel Kürt Yönetiminin güçleri alanda düzenli olarak yerini alırken, Şii’lerden oluşan Heşdi Şabi, Sünni’lerden oluşan Heşti Watani (Aşiret Toplulukları) gibi milis güçler ve Şengal’de silahlanan Êzîdî Savunma gücünden söz edilebilir. Bütün bu güçlerin nasıl koordine edileceği konusunda büyük bir belirsizlik hakim. Aynı zamanda IŞİD’den sonra Musul’un nasıl yönetileceği konusunda da bir konsensus yok gibi. 

Musul’u kurtarmak isteyen güçler arasında ittifak olsa da Türkiye’nin Başika’da bulundurduğu askeri güç ve bu askeri gücün eğitip sahaya sürdüğü Haşdi Watani güçleri sorunu çözmenin değil de sorunun bir parçası olarak görülüyor. Irak bu güçlerin Musul’a müdahalesini istemiyor. Zaten, Türkiye stratejik olarak öncelikli bir kuvvet olarak görülmüyor. Buna rağmen kendisini dayatıyor. Türkiye’nin bu dayatmasının temel noktasının İncirlik Üssünün kullandırılması olsa da bundan sonrası için ABD için incirlik üssünün ikinci plana düşmüş olduğunu söyleyebiliriz. Bu nedenle, Türkiye’nin stratejik önceliği kalmamıştır.Musul operasyonu için ittifak sağlayan ülkeler, Türkiye’nin koordinasyonda yer edinmesini istemediklerini gizlemiyorlar. 

TC Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “Siz istemezseniz de biz ülke olarak hem operasyonda hem masada yerimizi alacağız.’’ Demesi bunu değiştirmedi. Bütün bu gürlemelerin kendi iç kamuoyuna yönelik olduğu açık olsa da Erdoğan’ın,  karşısında bir güç gördüğünde nefesinin kesilmeye müsait olduğunun bir çok örneği de vardır.  Bu nedenle gürlemeleri kendi kamuoyu ve yandaşları dışında bir yankı bulmuyor. A, B ve C planlarının olduğundan söz edilse de bunların ajitasyon ve propagandadan başka bir anlama gelmediği anlaşılıyor. 

Gerçek şudur ki, Ne Irak ne Suriye, Türkiye’nin masaya atılmasını kabul etmez. Zaten, 15 Temmuz darbe girişimi ve sonrasında Türkiye’nin parçalı bir yönetme/yönetmeme durumunda olduğu anlaşıldı. Darbe girişimi sonrasında oluşturulan “Yenikapı” ruhundan eser kalmadı. Olağanüstü hal ve KHK ile yönetim Darbe dışındaki alanlarda kullanılmaya başlandı. 

Bir an için, Türkiye’nin Musul Operasyonuna  katılacağını varsaydığımızda, tıpkı Suriye’de olduğu gibi bunun Kürt güçlerinin IŞİD’e karşı mücadelesine olumsuz yansımalarının olacağını tahmin etmek zor değildir. Çünkü, Türkiye, YPG ve Êzîdî Savunma Güçlerinin yok edilmesini istiyor. Bu şekilde IŞİD’e karşı etkili olabilecek bir gücün yerini alabileceğini düşünüyor. Ancak yeterli güveni vermiyor. Bu nedenle operasyonda yer almasına karşı çıkılıyor. Türkiye gerçekten de IŞİD karşıtı koalisyon içinde yer almak istiyorsa, kendi enerjisini IŞİD’in üzerine yönelteceğini göstereceğine dair bir şey yapmıyor. O varsa yoksa “PKK ve YPG’yi yok etmek” derdinde. Suriye’de düştüğü durumdan ders almış değil. Yaptıklarıyla Türkiye’yi bataklığın içine koymaktan başka bir şey yapmıyor. Bu da bölgedeki  savaşını Türkiye’ye gelmesi demektir. 

Yeni Dönemde ABD-Rusya İlişkileri de yeni bir boyut kazanıyor. 

ABD ile Rusya arasında masa başındaki hesaplaşmalar Ortadoğu’daki savaşın yoğunlaşmasıyla yeni bir boyut kazanıyor.  Rusya’da Altduma, Rusya ile ABD arasındaki Plutomyum antlaşmasının askıya alınmasını 445 kabul, bir çekimser oyla kararlaştırdı. İran uluslararası kamuoyuna sezdirmeden Musul operasyonunda üstü kapalı yer aldı. Rusya, Suriye ittifakı hava savunma sistemlerini süresiz konuşlandırma antlaşmasıyla kuvvetlendirdi.

İran’nın Haydar El-Akadi üssünde etkisi artmış oldu. Erdoğan’ın Rusya ziyareti, Rusya’dan özür dilenmesi, ekonomik iş birliği antlaşması yapılması, tecrit olma korkusundan ileri geliyor. Bunlar dahi Türkiye’nin Musul Operasyonunda yer alması için yetmiyor. Son olarak Türkiye’den Irak’a giden heyet de eli boş döndü.  Bunun üzerine, Türkiye, Suriye’de YPG’nin de içinde bulunduğu Demokratik Suriye Güçlerine hava saldırısında bulundu. Buna karşı,  Suriye, “Türk hava kuvvetleri sınırımızı ihlal etmeye devam ederse karşılık verilecek” açıklamasında bulundu. ABD ve Rusya da bu konuda Türkiye’yi eleştirdi. Böylece Türkiye’nin Kuzey Suriye ve Kuzey Irak’taki askeri/siyasi manevra sahası kıskaca alınmış oldu.

TC Genel Kurmay Başkanı Hulusi Akar’ın ABD ziyareti masada yer edinme çabası okyanus ötesinde yankı yaratmadı. ABD, SDG ve YPG’ye karşı Afrin ve Menbiç’e yapılan hava saldırısını kendisine karşı yapılmış gibi addediyor.  

Hillary Clinton başkanlık seçimini kazanacağı büyük olasılık. “Kürt güçlerini DAİŞ’e karşı silahlandırmayı düşünüyorum.”  Demesi 2017 yılı itibariyle de kuvvetler arası stratejik mevzilerde demokratik Kürt güçleriyle stratejik ittifak olmanın taşlarını yerine yerleştirmiş oluyor. Ortadoğu haritasında yer değişikliği görülüyor. Musul operasyonu, Suriye ve Irak’ın üçe bölünmesinin Türkiye ve İran’ı da etkileyeceği kaçınılmazdır.ABD’nin yeni yönetimi ve uluslararası aktörler bu kutsal topraklarda Misak-i Milli sınırlarını aşıp büyük pastanın paylaşılmasıyla güç dengelerini yeniden şekillenmesine neden olacaktır.