Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutsak bulunan Medya (Nedime) Yaklav’ın tahliyesi 7. kez engellenerek, Türkiye tarihinin en uzun kadın tutsaklık süresi olan 35. yılına giriyor.
- Kadın, devrimci ve edebiyatçı kimliklerini cezaevinde buluşturduğunu ifade eden Yaklav, şunları söyledi: “Politik bir insanım. 34 yıldır içerideyim. İçeride de mücadele sürüyor.
- Özlem ve acı ile bekleyen bir annem var. Bu gerçeklik, benim için kişisel olarak zorlayıcı ve bunun son bulmasını isterim. 15 Mayıs’ta çıkmayı bu nedenle çok istedim.
MIHEME PORGEBOL / ANKARA
Türkiye’de İdare ve Gözlem Kurulları’nın skandal niteliğindeki kararları sınır tanımıyor. Son olarak Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde tutsak bulunan Medya (Nedime) Yaklav’ın tahliyesi 7. kez engellendi. Yaklav, 34 yılı doldurup tutsaklığının 35. yılına girerek Türkiye tarihinin en uzun tutsaklık süresine mahkum edildi.
İdare ve Gözlem Kurulu’nun tahliye erteleme kararları ise sudan gerekçelere dayanıyor. Medya Yaklav ve aynı cezaevinde benzer durumdaki diğer tutsakların tahliyesi, Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde spor faaliyetleri ayda bir gerçekleştirilmesine ve cezaevinde herhangi bir kurs verilmemesine rağmen bu faaliyetlere katılmadıkları gerekçesiyle engelleniyor.
Ne kurban ne de kahramanım
Kurulun kararına ilişkin sorularımızı yanıtlayan Medya Yaklav, “Hukuk ve ahlak açısından koşullu tahliyemin 7. kez ertelenmesine ilişkin bu kararlar; bizi haksız biçimde alıkoymaları, hukuk tanımazlıkları ve bize duyulan nefret nedeniyle hukuk tarihine kara bir leke olarak geçecektir. Ben ise tarihe bu şekilde geçmemek için hukuki mücadele veriyorum. Her gün defalarca başvuru yapıyor, tüm mekanizmaları kullanarak bu hukuksuzluğu teşhir etmeye çalışıyorum. Bunu yapmaktaki amacım, ne bir kurban olmak ne de hukuksuzluğun kahramanı haline gelmektir. Bunu engellemek için elimden geleni yapıyorum ve yapacağım” dedi.
35 yıllık esaretin Türkiye’de bugüne kadar uygulanmış en uzun esaret süresi olduğunu hatırlattığımız Yaklav, “Kimyada limit aşımı diye bir olgu vardır. Bu sınır, ‘sözün bittiği yer’ olarak bilinir. Ben bir edebiyatçı olarak ‘sözün bittiği yer’i aynı zamanda ‘sözü olanın sözünü söyleyeceği yer’ olarak görüyorum. Bu yüzden asla sözümüzü söylemekten sakınmayacağız” diyerek mücadeleye devam edeceğinin altını çizdi. Yaklav, hiçbir olumsuzluğu engel olarak görmeden bu süreçte bir yazar olarak alınması gereken sorumluluklara da vurgu yaptı.
Kimliklerimle var olacağım
Kadın, devrimci ve edebiyatçı kimliklerini cezaevinde buluşturduğunu ifade eden Yaklav, “34 yıldır içerideyim. Dışarıdaki yaşamın yansıması bende bu kimliklerle hayat buldu ve bu kimliklerle var olmaya devam edeceğim. Bunu dışarıya, topluma taşımak, onlara toplumsallık kazandırmak en büyük umudumuzdur” ifadelerini kullandı. Böylesi bir buluşmanın en büyük özlemi olduğunun altını çizen Yaklav, şunları kaydetti: “Ben politik bir insanım. Dolayısıyla dışarıda olsaydım veya dışarıda olacağım vakit Barış ve Demokratik Toplum Süreci için en aşağıdan en yukarıya kadar elimden ne gelirse onu yapacağım. Mücadele her gün, her an ve her yerde sürüyor. İçeride de mücadele devam ediyor. İçeride veya dışarıda olmak bizler açısından fark etmiyor. Bu nedenle zamansal veya mekansal ertelemeye izin vermeden her anı böyle geçirmek gerekir. Yeni döneme de böyle yaklaşmak gerekir. Herkesin bugün kazanacakmışız gibi çalışması gerek. Ben mekan veya zaman ayrımı yapmıyorum.”
Acıyla bekleyen anne
Yaklav, yine de içindeki sızıyı paylaşmadan edemiyor: “Özlem ve acı ile bekleyen bir annem var. Bu gerçeklik benim için kişisel olarak zorlayıcı ve bunun son bulmasını isterim. 15 Mayıs’ta çıkmayı bu nedenle çok istedim.”
Mahkemeden de üstün
Yaklav’ın avukatı Sinem Coşkun ise “Nedime Yaklav’ın tek bir hükümden alınan mahkumiyet nedeniyle 34. yılını cezaevinde geçiriyor oluşu, infaz süresi bakımından Türkiye’de bir ilk. En azından şu aşamada bu kadar uzun mahkum edildiğini bildiğimiz başkaca siyasi mahpus yok” diyerek, normal koşullarda Mart 2023'te tahliye olması gerektiğini hatırlattı. Coşkun, karara dair şunları söyledi: “Yaklav’ın İdari Gözlem Kurulu gibi yargı görevi olmayan bir kurul eliyle, üstelik 7 defa koşullu salıverme hakkı engellenmiştir. Bu durum söz konusu kurullara ne denli tehlikeli bir görev ve misyon verildiğini ortaya koymaktadır. İnfaz sisteminde kararları neredeyse mahkeme kararından daha üstün tutulan ve hakimlerin şekilsel denetlediği bir makam olarak hukuk dünyasında da eşi benzeri olmayan, kişilerin temel haklarını keyfi kararlarla yok eden bir mekanizma ile karşı karşıyayız. Bu kurulların hukukla bağdaşır bir tarafı yok.”
Kadınlara karşı özel engel
Çokça tartışılan ve ileride de skandal yetki ve kararları ile gündeme gelecek bu kurulların, insanların özgür kalma hakkını tamamen ortadan kaldırma yetkileriyle donatıldığının altını çizen Avukat Coşkun, “Sistem bakımından hukuki bir kriz odağıdır. Bunların bu kadar keyfi yetkilerle donatılmış olması bağlamında yasama organının da, bakanlığın da ve gerçek hukuki denetim yapmayan yargının da payı bulunmaktadır. Nedime Yaklav özelinde ise kadın mahpusların ‘bırakılmaması’ gerçeği önümüzde duruyor. Çünkü en uzun süre ve periyotta koşullu salıverme hakkını engelleyen Sincan Kadın Cezaevi, ısrarla kadınların serbest kalması önünde bir engel olarak duruyor” şeklinde konuştu.
Sistem onları iyi tanıyor
“Medya, yaşadığı durum bakımından kendi deyimiyle bir skandalın ‘kahramanı’ olmamak için direniyor. 1993'ten bu yana cezaevinde olan ve son 15 yıldır da Sincan Kadın Cezaevi’nde tutulan siyasi bir kadın mahpustan söz ediyoruz” diyen avukat Coşkun, şunları ekledi: “Sistem onu ve diğerlerini çok iyi tanıyor aslında ama iradeleri ile ‘oynamak’ ve iradelerini kırmak amacıyla hukukla da ahlakla da bağdaşmayan kararlarla ‘bırakılmama’ halini sürdürüyor. Ahlak ve hukuku hiçe sayan bu sistem, kadın üzerinden topluma giydirilmeye çalışılıyor. Bu durum, Sincan Kadın Cezaevi nezdinde tüm kadın mahpuslara yönelen bir uygulamadır. Müvekkillerimiz bunun farkındadır, ancak 7. kez yaşanan skandala rağmen biz bu anlayışın bir yerden kırılacağına inanıyoruz. Bunun için her türlü girişimde bulunmaya devam ediyoruz.”