
Dünya, Perşembe günü Kobanê’ye yönelik IŞİD’in kanlı bir saldırısına, katliamına tanık oldu. IŞİD, Kobanê’den sürülmüş, görkemli bir direniş sergilenmiş ve büyük kahramanlıklar sonucu bir zafer kazanılmıştı. Bu zafer IŞİD’in Suriye’de kırılmasına ve yenilgisine giden yolu açmıştı. Suriye ve Irak ordusu IŞİD karşısında direnememiş, Musul ve Rakka gibi büyük merkezleri IŞİD’e bırakmış, büyük insan ve silah kaynaklarına sahip olmalarına yol açmışlardı.
IŞİD hiçbir insani kuralı, savaş hukukunu dikkate almamış, her dine, kültüre ve farklılıklara saldırmıştır. Bu vahşi ve yıkıcı, insanlık değerlerini hiçe sayan güç, tüm dünyada insanlığın düşmanı olduğunu gözler önüne sermiştir. Bölge halkları ve dünya demokrasi güçleri bu hareketin nasıl yıkıcı bir bela olduğunu anlamış ve tutum almaya çalışmışlardır.
IŞİD bölgede nasıl böyle palazlandı, kimler destekledi? Bu konular az çok işlendi, daha fazla analizler de yapılabilir. Ancak bizim açımızdan açık ve önemli olan yan Türkiye’nin aldığı tutumdur. Özellikle Erdoğan ve yönlendirdiği AKP açıktan IŞİD’i destekledi. Suriye’nin böyle yıkıcı ve kanlı bir iç savaşa yuvarlanmasına kapıları sonuna kadar açtı. Bununla hem Suriye’den intikam almak hem de bir Kürt oluşumunun ortaya çıkmasını engellemek istiyorlardı. Kürt karşıtlığı ve düşmanlığı Erdoğan için en itici unsurdu. PKK uzun yıllar Suriye’de barınabilmiş, direnişi oradan örgütlemişti. Bunun hesabını Suriye’den böyle kanlı bir savaşı örgütleyerek, IŞİD ve El Nusra gibi güçleri destekleyerek sormaya çalıştılar.
Rojava’da Kürtlerin bir statüye sahip olmaması için başından beri var güçleriyle çalıştılar. İstedikleri Kürtler’in daha çok Suriye muhalefetinin kuyruğuna takılması ve siyasi bir kimlik kazanmamasıydı. Rejimin yanında olsa da Kürtler bir baltaya sap olmayacaklardı. Erdoğan ve hükümeti Kürtleri ısrarla siyasi denklemlerin dışına atmaya çalıştılar. Kürtler bu oyuna gelmedi. Kendileri için başka bir yol seçtiler. Ne rejimin ne de muhalefetin yanında yer aldılar. Kendi bölgelerinde kontrolü ele alarak kendilerini korumaya ve yönetmeye başladılar.
Kürtlerin kendilerini korumaları ve kimlikleriyle gün yüzüne çıkmaları Türkiye’nin kırmızı çizgisi oldu. Erdoğan’ın Türkiye’si Kürt inkarını ve karşıtlığını bir türlü aşamamış ve klasik zihinsel yapısını olduğu gibi sergilemişti. Sözde Kuzey Kürdistan’da ateşkes sağlamaya, çözüm aramaya başlamıştı. Yirmi milyonu aşan Kürt toplumuna güya içeride bazı haklar tanıyacaktı ama sınırın alt tarafındaki çok daha az bir nüfusu barındıran Rojava’ya da kanlı gömlek biçecekti. IŞİD gibi bir gücü örgütleyen ve Kürtlerin üzerine salan bir hükümet nasıl içeride Kürt halkını tanıyacak veya bazı demokratik adımlar atacak?
AKP’nin son seçimlerde HDP’yi nasıl hedef aldığı, politik arenadan silmek istediği, şiddet ve zoru devreye koyarak Diyarbakır’da kitlesel bir katliama imza attığı günlerden geçtik. Daha halk seçim heyecanını ve sevincini yaşamadan yine Diyarbakır’da kontr-gerilla güçlerini harekete geçirerek gün ortası caddelerde yurtseverleri katlettığı görüldü. AKP ne zaman sıkışsa, Hizbullah gibi güçleri kullanarak veya öyle güçleri devreye sokarak halkın birliğini bozmaya, Tansu Çiller zamanında olduğu gibi “Kürtler Kürtlerle çatışıyor” propagandası yapmaya başlıyor.
AKP’nin elinde hiçbir hükümetin elinde olmayan bir basın gücü var. O basında çalışanlar her türlü uşaklığa ve melanete evet demeye hazır. Tam bir saldırı gücü olarak ipleri elde tutuluyor. Saldır dendiğinde bir kurt köpeği gibi kurbanlarını parçalamaya hazırlar. Bu basının ve AKP’nin emrinde bazı Kürtler de var. Milletvekili olmak veya biraz çıkar sağlamak için her türlü ihanete ve uşaklığa razılar. AKP’nin kapısında dört ayak üzerinde beklemekteler. AKP, Kobanê’de Kürtleri IŞİD’e öldürttüğünde TV veya gazetelerde AKP’ye güzelleme yapmaya, AKP’nin ne kadar reform yaptığını Kürtlere anlatmaya çalışmaktaydılar.
AKP, Türkiye’nin içinde PKK ile bir savaşı göze alamadı. Böyle bir savaş ortamında uzun süre iktarda kalamayacağını çok iyi biliyordu. Nitekim kaç defa savaşı, saldırıları geliştirdi. Ancak gerillanın ve halkın güçlü direnişi karşısında fazla duramadı. Diğer partiler ve hükümetler bu yüzden aşınmış, tasfiye olmuştu. AKP ancak bu boşluklar üzerinde hükümet olabilmişti. Böyle bir savaşın kendi sonunu getireceğini biliyordu.
AKP savaşın kendisini götüreceğini bildiği için PKK’yi zayıflatmak ve gücünü tüketmek için savaşı Rojava üzerinden sürdürüyor. Rojava’da savaşan asıl gücün Türkiye olduğunu Kürt halkı ve demokrasi güçleri bilmelidir. İki bin TIR boşuna Suriye’ye silah ve cephane taşımadı. Türkiye’ye asker cenazesi gelmiyor ama hergün bir grup gencin cenazesi Kürt halkının ve dostlarının evlerine gelmektedir.
Suriye’de demokrasi seçeneği güç kazandığında ve demokrasi güçleri IŞİD’i kovalamaya başladığında Türkiye hemen karanlık oyunlara ve kirli bir psikolojik savaşa başladı. PYD, IŞİD’den daha tehlikeliymiş söylemlerini öne çıkarmaya başladılar. Girê Sipî’nin (Til Ebyad) düşmesinden sonra Erdoğan ve takımı neredeyse bayrakları yarıya indirecek ve yas ilan edeceklerdi. Kürtlerin sevinmemesi için de Kobanê’de Perşembe günkü katliam sahnelendi. Bu saldırı gerçekten Türkiye’nin sınırları ve hükümetin bilgi dışında mı oldu? Buna inanan saflar hala var mı?
AKP ve Türk devletini yönetenler hep Kürtlere ölüm, sürgün ve teslimiyeti layık gördüler. Bu makus talih artık değişmek zorunda. Sınırın hangi tarafında olursa olsun Kürt halkı ve dostları ortak hareket etmek ve güvenliklerini kendileri sağlamak zorundalar. Kendini savunmak en doğal ve meşru bir haktır. Halklarımız kendi canını ve varlığını geçmişleri kanlı ve sicili bozuk güçlerin ellerine ve insafına bırakamaz.a