Türk devlet yönetimi, tüm organlarıyla şu anda Erdoğan’ın tekelinde yürüyor. AKP de ona tam müritlik yapıyor. 7 Haziran seçim sandığında, Türkiye’nin her yerinde halk, Erdoğan’a “seni başkan”, partisi AKP’ye de “tek başına hükümet yapmam” dedi. Özgür tercihini böyle yaptı. Bir koalisyon hükümetinin oluşmasını, demokratik çıkarlarına bu süreç açısından daha uygun buldu. Bu sonucu Erdoğan’ın paşa gönlü beğenmedi diye, şimdi tüm Türkiye’yi cezalandırıyor. Diktatörce bir ısrarla hükümeti kurdurtmadı. Demokratik halk iradesine adeta "beni başkan, partimi de tek başına hükümet yapmazsın ha, o zaman sen de çekersin cezanı" diyor. Demokratik halk iradesine açıktan meydan okuyor. Hiçbir partiye hükümet kurma amacıyla gitmedi. Geçici hükümet kurma teklifiyle gitti. Oysa Türkiye halkı son derece demokratik bir bilinçle, uzun süreli koalisyon hükümetine göre oylarını kullanmıştı.
Halkı, toplumu mahkum etmek, özgür iradesine hükmetmek tam da böyle bir şeydir işte. Halk tercihini yaptı. Ama o ısrarla halkın bu tercihini tanımıyor, red ediyor. Türkiye’yi erken seçime mahkum ediyor. Sanıyor ki, uyguladığı bu baskı ve zor dayatımı altında halk ondan korkacak ve kararını değiştirecek. Kendisini bununla teselli ediyor, aldatıyor. Erdoğan ve müritler partisi AKP’nin çok anti demokratik, çok faşizan bir tarzda halka ve tüm Türkiye’ye dayattıkları bu erken seçimi aslında, Türkiye’de kimse kolay kolay kabul etmemelidir. Buna karşı çıkmalıdır. Hatta olacaksa bir seçim bu bir erken genel seçim değil de, cumhurbaşkanının yeniden seçilmesi olmalıdır. Erdoğan tüm Türkiye’ye dönük yürüttüğü diktatöryal siyaset ve uygulamalarıyla, cumhurbaşkanlığı meşruiyetini yitirmiştir. Türkiye’yi şu anda meşru olmayan bir "başkan" yönetmektedir. Cumhuriyet rejiminin fiiliyatta değiştiğini ve bunu artık anayasa ile resmileştirmek gerektiğini ilan etmiştir. Erdoğan’ın niyetinde çok tehlikeli, cumhuriyet rejimine karşı ideolojik, amaçlar var. Herkes daha uyanık olmalı.
Evet, kuşkusuz bir erken seçim olursa, sonuç gerçekte Erdoğan lehine değişmeyecektir. Ama bir seçim gümbürtüsünü daha çektirmeye kimsenin hakkı yoktur. Zaten baksanıza, seçimlerdeki halk iradesini formalite görüyor. Halk ne derse desin, o kendi bildiğini okuyor. Aslında buna hakkı olmadığı kadar, koşulu da pek yoktur. Erken seçimi hangi koşullarda gerçekleştirmeyi düşünüyor acaba? Ta daha seçim öncesinden başlattığı bu savaş ve şiddet ortamında mı erken seçimi yaptırmayı düşünüyor? Kendileri her gün diyor, Türkiye’nin her yerinde kamu güvenliği tehdit altında diye. Nasıl yaptıracak?
Kürdistan’da halkın demokratik bir şekilde verdiği, kendini yönetme kararına yaklaşımları ise çok daha faşizancadır. Halk, Türkiye yönetimine ortak olmak istiyor, devletin ve hükümetin bu faşizan uygulamalarına boyun eğmek istemiyor. Kendisini yerel özerk bir iradeyle yönetmek istiyor. İddia edildiği gibi devletten kopmayı dayatmıyor. Ama Kürdistan’da halk iradesini tanımaya yanaşmadığı için, adeta halkı koparmaya çalışıyor. Türkiye’nin güvenlik sorunu var deyip duruyor, oysa Türkiye’nin güvenlik değil, demokratikleşme sorunu var. Halkın başkaldırısı bunadır. Buna saygı duyulmalıdır.
Ama saygı yerine, Kürdistan’ın il ve ilçeleri, köy ve mahalleleri, günlerdir ablukada ve büyük bir vahşet altında. Her gün yeni gözaltı ve tutuklamalar yaşanıyor. Kürdistan’da halkın seçtiği yöneticileri alıp zindanlara kapatıyor. Her gün cadde ve sokaklarda, mahalle aralarında sivil insanları katlediyor. Sanki koyun kesilmişçesine, taşlı sokakları oluk oluk kana boğuyor. İnsanlara, adeta "hayvan" muamelesi yapıyor. Yere yatırıp DAİŞ’i aratacak tarzda faşist, şoven, ırkçı tehditler savuruyor. Özel tim ve polis, tam bir cellatlık yapıyor. Önünden geçeni, eline geçeni hiç sormadan vuruyor. Çünkü diktatörlük sarayından "vur” emri almış. Kürdistan’da köyleri havan topu ve obüslerle vuruyor, kobra helikopterleriyle tarıyor. Halkın evleri yıkık dökük halde. Sanki dersiniz Kobanê sokakları.
Silopî, Şemzînan, Farqîn, Gimgim, Giyadin, Lîcê, Cizîrê’de 90’lı yılları aşan bir vahşet yaşanıyor. Rojava’daki DAİŞ vahşetine benzer faşizan bir uygulama var devrede. Aynı kafadan, aynı akıldan besleniyor. Kürdistan dağları da bombalanıp duruyor, özel indirme harekatları sürüyor. Ama gerilla kendini savunma kabiliyetine sahip. Fakat Kürdistan’ın il ve ilçelerinde köy ve mahallelerinde süren bu vahşete de gerillanın sessiz kalması beklenemez. Böyle devam ederse, gerilla da işin içine tam girecek. YJA Star ve HPG’nin bu yönlü yaptığı açıklama oldukça net ve meşrudur.
Kürdistan ve Türkiye bu vahşete, bu faşist gidişata komple bir demokratik irade olarak karşı çıkmalı ve siyasi demokratik tavrını örgütlü bir biçimde göstermelidir. Bu vahşet Kürdistan ve Türkiye’nin her yerine daha da dağılacak. Asker ve gerilla annelerinin isyanları yürekleri dağlıyor. Herkesin hayatını etkiliyor. Söylemiyorlar ama ekonomik ve moral çöküş var.
Merkezi medya bunların hiçbirini vermiyor. Askerin cenaze törenlerine devletin ajansı dışında basın almayacaklar. Toplumsal tepkiyi gizleyecekler. Halkı kandıracaklarını sanıyorlar. Türkiye buna kanmayacaktır. Türkiye, Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığının meşruiyetini tartışmalıdır.