
Zana mesaj gönderdi
Zana’nın Avrupa Parlamentosu Başkanı, Sakharov Ödülü sahipleri ve katılımcılara hitaben toplantıya gönderdiği mesajı, BDP Avrupa Temsilcisi Faruk Doru okudu. Zana mesajında "toplantıda tartışmaya açılan geçiş süreçlerinin yönetilmesi, insan haklarını ve demokrasiyi destekleme, sivil toplum, sorumluluk ve adalet" olmak üzere beş başlık konusunda ayrı ayrı görüşlerini özetledi. Zana'nın mesajında dikkat çeken unsurlar şöyle:
Siyasi dönüşüm
Bir ülkede geçiş sürecinin yaşandığından söz edebilmek için bir siyasi dönüşümden de söz edebilmek gerekir. (...) Türkiye’ de yaşayan pek çok etnik, dinsel ve mezhepsel farklılıkların neredeyse Cumhuriyetle akran ve çoğu zaman daha da eskiye dayanan incinmiş adalet duygularının onarılması artık kaçınılmazdır. Dünyanın statüsüz bıraktığı devletsiz ender halklardan olan Kürtler; geçmişle yüzleşirken unutmak istemiyorlar. Unutmak çözüm getirmiyor. Unutmadan, yaşanmış acıların yarını heba etmesine izin vermeden bir çözüm yoluna gidilmelidir.
Acı dolu bir tarih nasıl unutulur?
Senelerdir üstü kapatılan, gizlenen, örtülen ve unutturmaya terk edilen sayısız ihlal ve katliamlar söz konusu. Dersim Katliamı, 12 Eylül askeri darbesinde yaşananlar, Diyarbakır, Mamak, Metris Cezaevleri gerçeği, Halepçe, toplu mezarlar, faili meçhuller, kayıplar, yargısız infazlar, 90’lı yıllar ve bugün hala yaşananlar... Bilinmelidir ki; devletin işlediği suçlar bireyselleştirilmekte ve devlet henüz işlediği suçlar, hak ihlalleri ve toplumsal travmalara neden olan acılardan dolayı bir kabule gideceğini beyan etmemiştir. Hatta son olarak Çukurca’da yaşananlar bir kez daha devletin savaş suçu işlemeye devam ettiğinin bir göstergesidir.
Dünya Türkiye'deki ihlallere sessiz
Geçiş dönemi adaleti hakikatlerin ortaya çıkması için geçiş süreçlerini kolaylaştıran temel bir mekanizmadır. Yalnız öncelikli olan diyalog ve müzakere sürecinin tekrar işler hale getirilmesidir. Bu süreç siyasi cesaret, basiret, irade, istikrar, içtenlik ve süreklilikle mümkündür. Bilindiği üzere PKK–devlet ve Öcalan görüşmeleri toplumsal bir infial yaratmadığı gibi toplumsal bir memnuniyetle karşılandı. Buna karşın, AKP hükümeti seçimlerde elde ettiği kitlesel desteği çözüme dönük kullanmadı. Maalesef Kürtlerin meşru ve haklı taleplerini binlerce tutuklama, sayısız gözaltı ve pek çok insan hakları ihlali ile terörize etmeye çalışmaktadır. Ne yazık ki, dünya da bu konuda sessiz kalmayı yeğlemekte, haksız siyasi propagandaya inanmayı tercih etmektedir. Oysa ki; güçlü bir siyasi reform yasası ve “tabula rasa” olarak bilinen boş levha yöntemiyle, ön şartsız, ön yargısız bir anayasa yapmak olanaklıdır. Toplumsal destek ve beklenti de bu yöndedir. Kürt sorununun çözümünde anahtar rol oynayacak işlevli bir anayasa ancak halkların halk olmaktan kaynaklı siyasal, sosyal ve kültürel haklarının anayasal güvenceye alınmasıyla mümkün olabilir.
Tarih yüzleşmeyi dayatıyor
Bugün Türkiye’de sıkça konuşulan konuların başında yer alıyor geçmişle yüzleşme. Bu ortamın sivil inisiyatiflerin katkısıyla devlete ve hükümete rağmen oluşturulup ilerletildiğinin önemle altını çizmek isterim. Bu sürecin pek çok yöntemsel aracı var. Yargılamalar, hakikat komisyonları, müzeler sadece birkaç örnek. Süreç nasıl işletilirse işletilsin sonuçta yapılacak her şey toplumsal cinsiyete duyarlı bir halde öngörülmeli. Toplumsal cinsiyete duyarlı özel önlemlerin alınması gerekir. Geçmişle yüzleşme son otuz yılla sınırlandırılmamalıdır. Çünkü, tarihten devrolan ve hâlâ üstü örtülen hakikatler artık yüzleşmeyi dayatmaktadır.
Hakikat cesaret ister
Tarihsel olarak baktığımızda bu hakikatlerin en başında Kürtlerin hak arayışlarıyla karşılaşmaktayız. Her hak arayışında devletin farklı bir tanımlamasıyla etiketlenmiş olan Kürt halkı, dün eşkiya, çapulcu, bölücü olarak adlandırılırken bugün terörist olarak nitelendiriliyor. Gelişmiş dünyanın çıkarları gereği, adil ve gerçekçi olmayan bu söylemi, resmi bir politika ve söylem olarak sürdürmesini reddettiğimizi bu vesile ile huzurlarınızda bir kez daha anımsatmak isterim. Hakikat, cesaret ister. O cesaret bugün doğru tanımlamada gizlidir. Hepinizi tekrar sevgi ve saygıyla selamlıyorum...”
ANF/BRÜKSEL