Aşırı dengesizlikler içinde yürütülen seçim çalışmaları sonucunda beklenen sonuç geldi. Sandıklarda çıkan “Faşizme geçit yok” mesajıdır. Kuşkusuz bu mesaj çok iyi okunmalıdır. Elbette bu Türkiye demokrasi güçleri açısından büyük bir başarıdır. Kürtlerin keskin zekası seçime damgasını vurmuş, islamcı ve milliyetçiliğin harmanlandığı kızıl elmacıların hesabını alt üst etmiştir. Kürtlerin faşist bloğa karşı “Kürdistan’da kazanmak ve Türkiye’de kaybettirmek” yaklaşımı bu seçimin kaderini belirlemiştir. Muhalefet açıktan Kürtlere teşekkür etmemenin ayıbını yaşasa da Sezar’ın hakkı Sezar’a teslim edilmelidir.

Kürdistan’da bazı belediyelerin HDP’den alınması Erdoğan diktatörlüğünün tek tesellisi olmuştur. Yakıp yıktığı Şırnak’tan asker ve polis oylarıyla belediye seçimlerini kazanmayı başarı sayması, Türkiye genelinde yaşadığı başarısızlığı örtmeye yetecek bir örtü değildir. Erdoğan diktatörlüğü, hayal ettiği merkezi otoriter sistemin yerel yönetim ayağını kazanmaması, kendi tabiriyle “topal ördek” benzetmesi en çok kendisini tarif etmektedir. Bu seçimler, Türkiye’yi artık babalarının çiftliği gibi yönetemeyeceklerinin bir ön habercisi olmuştur. Seçimler deprem etkisi yaratmış ve AKP iktidarını sarsmıştır. Bu depremin artçı şokları AKP ve MHP faşist bloğu açsından daha çok sarsıcı olacağa benziyor.

Kayyum atadıkları belediyeleri alalım derken Türkiye’nin büyük illerinden oldular. Kürtlere düşmanlığın kendilerine daha büyük kaybettireceğini bu seçimlerde daha iyi anlamış olmaları gerekir. İş bununla da sınırlı kalmayacağını ve baş aşağı gidişi durduramayacaklarını önümüzdeki süreçte daha iyi anlayacaklardır. Faşist blok açısından ortaya çıkan sonuç her halükarda bir çözülme ve giderek dağılma moduna girmiş olduğunu göstermektedir. Kürtlerin sadece bu seçimin belirleyicileri olmakla kalmayacak ve Türkiye’nin geleceğini de şekillendirecek konumda olduklarını iyi okumak gerekmektedir. Devletin Kürtlere yaklaşımı Türkiye’nin geleceğini belirleyecektir. Kürt düşmanlığının kendilerine kaybettirdiğinin intikamı içine girerek şiddette daha fazla ısrar etmeleri hiç bir fayda getirmeyecektir, tam tersine çöküşlerini hızlandıracak bir etki yaratacaktır. Bu yenilginin iç muhasebesini yaparak politika değişikliğine gitme durumunda ise faşist blokun parçalanmasına götürecektir. Böylesi bir tablodan ise Türkiye’nin yönetilemez durumu belirleyecek ve bir erken seçim kaçınılmaz olacaktır.

Kürtleri kaybedenin kendine yenilgi hazırlamak anlamına geldiğini bilmemek siyasi körlüktür. Seçimin sonuçlarına bakarak faşist blokun Türkiye içinde yaşadığı hezimetin Ortadoğu’ya tutuğu projeksiyon da bundan pek farklı değildir. Seçim gecesi Rojava’yı hedef alması, Fırat’ın doğusu ve Minbic hikayesine sarılması, yenilgiyi savaş çıkarmakla telafi edeceğini sanmaktadır. Bu saldırganlık ve savaş politikasındaki ısrarı Türkiye’yi Ortadoğu’da da kaybetmeye götürecektir. Türkiye’nin Suriye’deki varlığı tartışmalı hale geldi. Suriye’de işgalci güç olarak bulunmanın faturasını ödeme zamanı gelmiştir. ABD ve Rusya arasındaki ipte oynayan cambazlık gösterisinin de sonuna gelinmiştir. S-400 ve Patriot arasında sıkışan bir savunma sistemi, dış politikadaki külhan beyliliği, kendisini iyiden iyiye gösteren ekonomik krizin, seçimle ortaya çıkan merkezi sistem ile yerel yönetim arasında ki çatlağın varlığı, mevcut yönetim ile bu işlerin yoluna gireceğini kısa sürede beklemek oldukça zordur. Yaşadığı bunca soruna seçimle birlikte bir yönetim sorunu da eklenmiş oldu.

Seçimin meşru sonuçlarını kabullenemeyen ve sonucu kendi lehlerine çevirmek için her yola başvurmaktadırlar. Seçimle gitmek istemediklerini beyan eder gibi tehlikeli bir yolu tercih edecekleri de beklenmelidir. Faşizmin genlerinde var olan yöntemleri devreye sokmaya çalıştıkları her hallerinden bellidir. Türkiye’nin kaderini kendilerinin yaşamına bağlayan bir zihniyetin dillendirdiği “beka” meselesi de bundan kaynaklanmaktadır. Türkiye’yi uçurumun eşiğine getirdikleri daha net görülmektedir.

Türkiye’yi bekleyen sorunlar her halükarda Türkiye’nin boyunu aşan sorunlardır. Bu sorunların kaynağında Kürt sorunu olduğu çok iyi bilinmesine rağmen inkar, imha, teslim alma, zamana yayma, çürütme yönteminde ısrar etmesi, kendi boynuna yağlı urgan geçirmesidir. Türkiye seçimini yaptı, faşist bloğu geriletti ama bu işin sadece buzdağının görünen tarafıdır. Kürt düşmanlığının Türkiye’ye faturası çok daha ağır olduğunu bilmekte fayda vardır. Bu seçimler bir hava yarattı fakat bununla yetinilmemesi gerektiği bilinmelidir. Faşist AKP iktidarından mutlaka kurtulmak gerekir.

31 Mart seçimleri faşizme kaybettirmek için bir başlangıç yapmıştır, tecride karşı sürdürülen eylemlerin başarısı ise final olabilir.