Social Zentrum'da yapılan panelde gösterilen sinevizyon eşliğinde konuşan Ayboğan ilk olarak Kürdistan'da yapılan barajlara değindi. Türk devletinin suyu silah ve meta olarak kullandığına dikkat çeken Ayboğa, Hakkari ve Şırnak çevresindeki 11 barajın da güvenlik amacıyla kurulduğunu söyledi. Türkiye'nin bu barajlarda toplanacak suyu daha sonra Arap ülkelerine satmayı planladığını dile getiren Ayboğa, "Türkiye, Dicle-Fırat havzasındaki suyun diğer ülkelere akmasını bu barajlarla engelliyor. Irak içme ve tarımda kullandığı suyu Dicle nehrinde karşılıyor. GAP projesinin hayata geçirilmesi halinde Arap ülkelerine akan su yüzde 47 oranında azalacak" dedi.
Türk devletinin suyu Ortadoğu'da hegemonya oluşturmak için kullandığını dile getiren Ayboğa, "Türkiye ayrıca Kürtlerin bir statü sahibi olmaması için de suyu kullanıyor" şeklinde konuştu.
Türkiye'de barajların yapımıyla birlikte toprağın verimsizleştiğini ve hastalıkların baş gösterdiğini dile getiren Ayboğa, "suyun fazla kullanımıyla tuzlanma oluşuyor. Nem oranın artması osnucu Adıyaman ve çervesinde üzüm ve narinciye türünde azalma ortaya çıktı. Yine birçok tarihi eser sular altında kaldı" dedi.
Ilısu barajının bitmesiyle antik Hasankeyf kentinin sulara gömüleceğini söyleyen Ayboğan, "Hasankeyf ve çevresindeki tarihi yapıların başka nakledilmeleri imkansız. 10.000 yıllık bir geçmişe ahip antik Hasankeyf kenti devlet tarafından bilinçli bir şekilde sular altında bırakılmak isteniyor. Bu kabul edilemez" dedi.
Ilısu barajının yapımıyla yaklaşık 50 bin insanın yerinden ve yurdundan olacağını da dikkat çeken Ercan Ayboğa, "bu insanların yaşamlarını nasıl idame ettirecekleri konusunda ciddi sıkıntılar var" şeklinde konuştu.
"Yeryüzündeki su yeryüzünde yaşayan herkesin hakkıdır" diyen Ayboğa, daha sonra panele katılanıların sorularını yanıtladı.
M. ZAHİT EKİNCİ/HAMBURG