
Almanya Yeşiller Partisi Eşbaşkanı Cem Özdemir, Almanya’da sadece Ermeni yasa tasarı için ‘evet’ diyen milletvekilleri baskı altında değil, muhalif kesime karşı da kitlesel bir baskı söz konusu olduğunu söyledi. “Türk milliyetçileri tehdit ve kin ile adeta korku ortamı yaratıyorlar” diyen Özdemir, UETD gibi bazı dernekler ile DİTİB’in bir kısmının korku ortamının yaratılmasını körüklediklerine dikkat çekti.
Kürt sorununa ilişkin olarak ise Özdemir, “Silah çözüm değil. Sadece güvenlik güçlerine, sivillere yönelik şiddet uygulama konusunda meşruiyet kazandırmaktadır. Bu da en çok Kürtlere zarar vermektedir” görüşünü paylaştı.
Avrupa Birliği’nin Türkiye’deki ihlal ve yanlış uygulamalara karşı sessizliğini de AB’nin kendi ilkelerine sırt çevirmesi anlamına geleceğini söyleyen Yeşiller Partisi Eşbaşkanı, göçmen sorunun çözümünün de Suriye’de savaşın durmasına bağlı olduğunu söyledi.
Özdemir, Almanya’da Avrupalı Türk Demokratlar Birliği (UETD) ve DİTİB’in Almanya’daki faaliyetleri, MİT’in Almanya’daki muhbirleri ve 15 Temmuz sonrası Erdoğan’ın sivil darbesi hakkında Erdal Alıçpınar’ın sorularını yanıtladı...
15 Temmuz’da Türkiye’de bir askeri darbe girişimi oldu. Birçok kişi ve çevre Erdoğan’ın darbeyi bahane ederek yeni bir darbe yaptığını söylüyor. Türkiye’de Erdoğan’ın izlediği politika ve yükselen milliyetçilik Almanya’da yaşayan göçmenleri nasıl etkiliyor?
Türkiye’nin ne askeri darbeye ne de otoriter bir rejime ihtiyacı var. Eğer Türkiye -çok yakın zamanda ifade ettiği gibi- Avrupa Birliği’ne üye olmak istiyorsa; demokrasi ve hukuk devleti yolunda geri dönmelidir. Son seçimler Türkiye’nin ayrıştığını gösteriyor. Erdoğan’ın politikası bütün Türkler tarafından desteklenmemektedir. Seçim sonuçları bunu çok iyi gösterdi. Muhalif kesim baskı altına alınmaktadır. Almanya’daki Türk toplumu da homojen bir yapıya sahip değil. Almanya’da sadece Ermeni yasa tasarı için ‘evet’ diyen milletvekilleri baskı altında değil, muhalif kesime karşı da kitlesel bir baskı söz konusudur. Türk milliyetçileri tehdit ve kin ile adeta korku ortamı oluşturuyor; bazı dernekler, UETD ve DİTİB’in bir kısmı bu korku ortamının yaratılmasını daha da körüklüyor. Eğer çok sayıda MİT elemanlarının Almanya’da muhbirlik yaptığı haberleri doğruysa ve bunlar burada aktif ise, çok olumsuz bir boyut ile karşı karşıyayız demektir. Düşüncelerin serbestçe ifade edilebilmesi, gösteri ve toplanma özgürlüğü demokrasinin bir parçasıdır. Kesinlikle otoriter metodlar, şiddet ve tehdit buna dahil değildir. Nasıl Almanya’da aşırı ırkçılık mücadelesi veriyorsak; Türk ve Kürt milliyetçiliği ile de ayni mücadelezi vermek zorundayız. Ayrıca Almanya’daki Türk toplumu bu tehditlere karşı mesafe koyduğunu içeren bir açıklama yaptı. Kürt toplumu da barışçıl gösteri çağrısı yaptı. Bütün bunları olumlu buluyorum. Bu çağrılar sadece Almanya’da yaşayan göçmenlerin değil, herkesin bir arada yaşaması için önemli. Tabiki Türkiye’de yaşanan gelişmeler buradakileri ilgilendiriyor, ancak buradaki mevcut yasalara herkes uymalı. Şiddet hangi yönden gelirse gelsin kabul edilemez.
Türkiye’de darbe karşıtı muhaliflere, özellikle Kürtlere karşı yeni bir saldırı dalgası başlatıldı. En son Özgür Gündem gazetesi basıldı ve kapatıldı. DBP’li belediyelere el konulması gündemde. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?
Türkiye’deki problemlerin çözümü için (Türk-Kürt) darbeyi reddetmek büyük bir şans olurdu. HDP ve seçmenleri ne yazık ki Türkiye’de ayrıştırıldı ve dışlandı. Erdoğan yalnızca iktidarını kapsayan her şey ile ilgileniyor. Gerçekten terör ile mücadele etmek önemli ancak barışçıl bir biçimde haklarını ve düşüncelerini dile getiren ve bu uğurda mücadele veren azınlıklar, bütün muhalifleri terörist diye nitelendiriyorsanız, işte bu Türkiye için bir zehir. Erdoğan’ın politikası sadece demokrasiye zarar vermiyor, aynı zamanda ülkenin ekonomisini ve güvenliğini de tehdit ediyor.
Türk Cumhurbaşkanı sığınmacıları Avrupa Birliği ve özellikle de Almanya’ya karşı bir tehdit unsuru olarak kullanmak istiyor. AB ve Almanya gerçekten Erdoğan karşısında çaresiz mi?
AB üye ülkeleri mültecilerin ülkelerine eşit bir biçimde dağıtılmasına hazır değil. Tabii ki AB ülkeleri sınırlarını güvence altına almak istiyor ve mültecilerin ülkeye alımını belirli bir düzen içinde gerçekleştiriyor. Türkiye’de, Suriye’de ve komşu ülkelerdeki mültecilerin insani durumlarının iyileştirilmesi hususunda AB ve diğer ülkeler mülteci krizinin çözümüne yönelik eylem planlarını gerçekleştirmeleri meşrudur. Ancak bu özel bir durum ve AB çok yüksek bir bedel ödemektedir. Avrupa Birliği, Türkiye’deki olumsuz gelişmelere sessiz kaldığı takdirde, kendi değerlerini, bilhassa insan hakları politikalarını hiçe sayıyor demektir. Avrupa’nın kendisini Türkiye’nin şantajına maruz bırakmaması gerekiyor. Suriye’de savaş devam ettiği müddetçe göçmenler akını da devam edecektir. Bu nedenle AB, Suriye’de savaşın durması ve silahların susması için herseyi yapmalıdır. Suriye’de savaşı gerçekleştiren yabancı güçlerin oyunu sona ermelidir.
Federal hükümetin açıkladığı bir raporda Türkiye’yi ‘radikal dinci grupların merkezi eylem platformu“ olarak görmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu Türkiye-Almanya ilişkilerini nasıl etkileyecek?
Bu cevaplar ve açıklamalar bizim yıllardan beri söylediğimiz gibi Can Dündar ve diğerlerinin nasıl siyasi olarak baskı altında tutulduğunu gösteriyor. Bu iddia kesinlikle açıklığa kavuşturulmalıdır. Bu konu Federal Meclis’te dile
getirilmeli, tartışılmalı hatta Türkiye-Almanya ilişkileri çerçevesinde konuşulmalıdır. Türkiye terör ile mücadelede eğer Almanya’nın desteğini istiyorsa, diğer taraftan terör ile mücadele adı altında terör organizasyonlarını desteklememeli ve muhalif gazeteci, akademisyen ve barışçıl göstericiler baskı altında tutulmamalı. Bu konuda taraflar birlikte mücadele vermeli. Sevgili arkadaşım Selahattin Demirtaş’ın savunduğu gibi Kürt sorununun askeri metod ile çözülemeyeceğine inanıyorum. Bu nedenle silah çözüm değil. Sadece güvenlik güçlerine, sivillere yönelik şiddet uygulama konusunda meşruiyet kazandırmaktadır. Bu da en çok Kürtlere zarar vermektedir. Her iki tarafın da iyi niyetiyle ortadan kaldırılabilecek anlamsız bir savaş için yeni nesil Türk-Kürt gençleri ölmemeli.
ERDAL ALIÇPINAR/KÖLN