Kürt illerinde savaşın vardığı noktayı göz önünde bulundurup şu soruyu sormanın vakti geldi: Savaş gerçekliği neden kurumsallaşmış Türkiye siyaseti ve Türk toplumu üzerinde dönüştürücü bir etki yapmıyor? Diğer bir deyişle, askeri alanda yaşanan gelişmeler hangi sebeplerden ötürü siyasi ve toplumsal alana nüfuz edemiyor? Bu sorunun izini sürmeyi gerekli kılan iki temel sebep var. Birincisi, 1990’lı yıllarla kıyaslandığında hem devlet hem de Kürt Hareketi için kayıplar kat be kat fazla ama siyasal etkileri az. Devletin sadece Sur direnişi süresince 4 tabur hacminde asker-polisinin savaşamaz duruma geldiğini veya öldüğünü gayri resmi kanallardan biliyoruz (bkz. Nihat Ali Özcan, "Mektubumuz Var", 8 Nisan 2016). Ama bu kayıpların siyasi etkileri sınırlı.
İkincisi, Kürt halkına yönelik insan hakları ihlallerinin çapı muazzam şekilde genişlemiş olmasına rağmen Türk siyasetinden ve toplumundan bu gerçekliğe ilişkin sadece cılız sesler çıkıyor. Savaş hakkında ne düşünürse düşünsün, hangi partiye oy verirse versin, Türk toplumunda aslında genel bir tepkisizlik, umursamazlık, uyuşmuşluk ve nihilizm söz konusu; son 8 ayda en az birkaç kez asker/polis cenazesinin gitmediği Türk kenti kalmamış olmasına rağmen. Öldürülen yüzlerce Kürt sivili bir yana bırakalım, Kilis’te yaşamını yitiren çoğunluğu Türk 18 kişi için de hiçbir toplumsal refleks söz konusu gelişmiyor.
Bu durumu tartışmaya başlamadan önce, ilk sorduğumuz soruya verilen kestirme cevapları hatırlayalım: 1- Hemen her alanda AKP’nin toplumsal-siyasal alan üzerindeki korkunç baskısı "işe yarıyor" 2- Türkiye’de belki de hiç olmadığı kadar medya-iletişim alanı hükümet tarafından kontrol altında tutuluyor ve AKP’nin algı yönetimi master planı bu sonucu üretiyor. 3- Türk toplumunun büyük çoğunluğu çözüm sürecinde on yıllardır içinde yaşadığı kristalize ırkçılık ikliminden aslında hiç uzaklaşmadı. Bu etkenlerin kuşkusuz ciddi etkileri olsa da, içinde bulunduğumuz durumu tam anlamıyla açıklamıyorlar. Eksik bir şeyler var.
Birinci eksiklik, Suriye-Irak savaşları patladıktan sonra dünyada yeni bir politik şiddet ve insan hakları rejimi doğmuş olmasıyken diğer yandan bu sürecin hükümete kontrol edilebilir kaos ortamı imkanı vermesi. Patlayan bombaların ve gelen cenazelerin periyodik ama süreksiz frekansı, Türk toplumunu içine kapatmış durumda. Hemen her kesimdeki bu içe kapanma, AKP tabanında İslami mukadderatçılık ve sekter şükür siyaseti ile yoğruluyor; CHP tabanında çaresizlik, örgütsüzlük ve siyasetten uzaklaşma; MHP tabanında ise muğlaklık ve memnuniyetin iç içe geçmesine yol açıyor. Bir yekun olarak Türk toplumunda, baskıcı rejimlerde çokça görülen, kaybedecek şeyi olanların topyekun bencilleşmesi süreci toplumsal bir iskelete kavuşuyor. Gündelik hayatının aksamaması, işinden ve gücünden olmadan yaşayabilmek, artık Türk toplumunun büyük bölümü için sürdürülebilir insani çürümüşlüğü tercih etmenin temel sebebi.
İkinci eksiklik, AKP’yi sarsabilecek muhalefeti kurabilecek esas aktör olan CHP felaketinden doğuyor. Artık bu konjonktürel değil yapısal bir faktör. Tarihçilerin gelecek yıllarda bugünün CHP’sini, faşist bir rejim kurulurken destekçilerinin sonunu hazırlayan siyasi parti olarak yazmaları ihtimal dahilinde. Kürt meselesini ve dokunulmazlıkların kaldırılması konusunda AKP’ye koltuk değneği olmasını yine bir yana bırakalım, AKP cenahından yapılan aleni laiklik karşıtı çağrılar bile CHP’de ciddi bir etki uyandırmıyor. Kılıçdaroğlu basiretsizliği, CHP’yi, Kürtlere karşı savaşla yeniden bir siyasi ivme kazanan ordunun gölgesine sığınmaya sürüklemiş durumda. CHP’nin bu sürüklenmeden çürümeyi durduracak bir basiret çıkarması pek mümkün görünmüyor.
Her toplumsal-siyasal çürümüşlük, kendisini kendisi için "temize çekebileceği" fırsatlar arar. İnsani değerleri çürümüş toplumlar, bu fırsatı en maliyetsiz şekilde gerçekleştirmenin yollarını bulmak konusunda ustalaşmıştır. O yüzden Türkiye’nin batısında yaşayan Kürtleri de oldukça zor günler bekliyor. HDP vekillerin dokunulmazlıklarının kaldırılması ve PKK’nin bahar-yaz sürecinde taktiksel dönüşüm geçirip artacak eylemsellikleri aylardır sürmekte olan "sürdürülebilir kaotik denge"yi sarsacak gelişmeler dizisi yaratabilir. Dokunulmazlıkları ilk kaldırılacak HDP vekilleri sonrası ciddi bir toplumsal tepki olmaması durumunda AKP’nin doğrudan HDP’nin eşbaşkanlarını hedef alması da kuvvetle muhtemel. Kürt toplumunun şimdiye kadar savaşa bu kadar görece suskun kalması hem katliam politikasına karşı durmak için yöntem arayışına cevap bulunamamasından hem de "başka bir yol hala mümkün" seçeneğine olan inancından ileri geliyordu.
HDP’nin Türkiye siyasi sisteminden tasfiyesi, eğer AKP ve CHP içini yeterince karıştırıp savaş bloğunu bölmezse, Kürt toplumunun tepkisine göre PKK için stratejik seçimler yapma mecburiyeti doğuracak. Yani ardından tufan da doğabilir fetret devri de gelebilir. Savaş bloğunun ne kadar ileri gideceğini henüz tam anlamıyla kestiremiyoruz. Ama topyekün savaşa devam etmesi durumunda, bu süreç ya legal Kürt siyasetini ve toplumunu da çürütmeye başlayacak ya da şimdiye kadar hiç üzerine hakikatle hiç konuşulmamış yeni bir kopuşa yol açacak.