Bu gerilim yeni değil. Uzun tarihi bir geçmişi var. 17 mayıs 1639’da Osmanlı ve Safeviler arasında imzalanan Kasr-ı Şirin Antlaşması ile Osmanlı ve İran arasında “barış” durumu yaratıldı ise gerilim günümüze kadar devam ediyor.
İki komşu ülke. Aslında bu mecburi bir komşuluk. Karşılıklı çıkarlarda söz konusu. Kasr-ı Şirin Antlaşması ile yartılan barış durumu gerilimleri zaman içinde azaltmadı. Tam tersi gerilim alanları zaman geçtikçe arttı ve çeşitlendi. Elbette bu gerilimlerin tarihsel, siyasi ve dinsel arka planları ve nedenleri var. Kerbeladan bu yana Sünni-Şii çatışması/çekişmesi ilişkilerde en belirleyici faktörlerden biri oldu. Bu çatışma/çekişmese günümüzde de süren gerilimin temel kaynaklarından birini oluşturuyor. Türkiye'nin Irak ve Suriye politikalarının süni karakteri ve yaklaşımları bu tarihsel gerilimin yeniden oluşumuna katkı sağlıyor. Erdoğan-Davutoğlu ikilisinin Sünni eksene oturttukları Türkiye dış politikası kaçınılmaz olarak bu gerilimin artmasına ve giderek bölgede zaten kırılgan olan dengeleri olumsuz etkilemeye başladı. Türkiye, Suudi Arabistan, Katar eksenli cepheleşme karşısında kaçınılmaz olarak İran liderliğindeki bir Şii cephesinin yükselişini sağladı. Bu cepheleşme, tarihsel Sünni-Şii çekişmesini sıcak bir mezhep çatışmasına dönüştürme riski taşıdığı gerçeği ortada duruyor.
İran’ın bölgesel etkinliğinin Türkiyeyi rahatsız ettiği bir sır değil. Bölgesel güç olma konusunda ciddi bir rekabet var aralarında. Ankara'nın Tahran'a yönelik sert mesajlarına bakılırsa, İran’ın Irak, Suriye ve Körfez ülkelerindeki Şii etkisi Türkiye’yi kaygılandırıyor.
Irak artık bir Şii devleti.Türkiye’yi kaygılandıran işte bu. Esas olarak Irak’taki istikrarsızlığın temelinde bu gerçek yatıyor. Irak toprak bütünlüğünü sağlayarak federal bir ülke olarak varlığını sürdürür mü? Suriye’de işlerin Türkiye’nin istediği gibi gitmemesi bu kaygıların dahada büyümesine neden oluyor.
İran’ın giderek bölgede nüfuz alanını genişletmesi elbette bu kaygının kaynağı. Hem Irak’ta ve hem de Suriye'de umduğunu bulamayan Türkiye, uyguladığı yanlış politikaları gözden geçireceğine komşuları ile gerilimi artırma politikasını tercih ediyor.
İşte bu gerilim yeniden su yüzüne çıkaran son gelişmeler:
Cumhurbaşkanı Erdoğan Bahreyn'de “İran’ın Pers milliyetçiliği” yapmakla suçladı. Ardından Dışişleri bakanı Mevlüt Çavuşoğlu Münih Güvenlik Konferansı’ndaki, "Türkiye her türlü ayrışmaya karşı, dini ya da mezhepçi ayrışmalara karşıyız. Cumhurbaşkanım Erdoğan da bunu Nisan ayında İslam İşbirliği Teşkilatı zirvesinde söylemişti. 'Ben Sünni ya da Şii değil, Müslümanım. İran, Suriye ve Irak’ı iki Şii devleti haline getirmeye çalışıyor. Bu çok tehlikeli. Bu eğilime son vermeli, bölgede güvenlik ve istikrar ancak o şekilde sağlanır." bu görüşleri gerilimi iyice artırdı.
Tahran'dan yanıt gecikmedi. İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Behram Kasımi Erdoğan’a yanıt verdi. Behrami'nin, “Erdoğan'ın İran açıklaması dostça değildi” açıklaması "Türkiye konusunda sabırlı davranıyoruz ancak sabrımızın da bir sınırı var" sürdü. Kasımi devamla, “Türkiye, özellikle başarısız darbe girişimi sonrası çeşitli alanlarda İran’ın destek verdiği önemli komşularımızdan biridir. Türkiye’deki kaotik durum nedeniyle ülkedeki bazı politikacılar, muhtemelen sonuçlarını iyi düşünmeden, normal olmayan ifadeler kullanıyor. Yanlış politikalar nedeniyle girdiği girdaptan kurtulamayan Ankara, çaresizliğini örtbas etmek için öfkeden bu ifadelere başvuruyor. Türkiye konusunda sabırlı davranıyoruz ancak sabrımızın da bir sınırı var. Türk makamlarından, İran hakkında yaptıkları konuşmalarına daha fazla dikkat edip, bu tip sözlerin tekrarlanmamasını temenni ederiz. Türk dostlarımız bu tip ifadelerini tekrarlarsa biz de susmayıp karşılık vereceğiz”. Sözcü Kasımi ayrıca Suriye'de “uçuşa yasak bölgeye karşı olduklarını” da söyledi. Kasımi, “Bu mesele sorunları daha da arttıracaktır. Bizim tarafımızdan kabul edilebilir değildir, Suriye’de etkin diğer devletler de buna karşılar” diyerek gerilimin fay hatlarını açıkça ortaya koymuş oldu.
Her ne kadar Başbakan Yardımcısı Numan Kurtulmuş ortamı yumuşatmaya dönük “böyle şeyler olur büyütmemek gerekir” yönlü açıklamalar yapsa da bu gerilimin, Türkiye'nin Sünni eksenli politikaları nedeni ile süreceğini öngörebiliriz.
Biz Kürtlerin unutmaması gereken bir deneyim var ki; o da bölge güçleri Kürtler söz konusu olduğunda aralarındaki tüm düşmanlık ve gerilimleri bir kenara bırakarak, uzlaştığı gerçeğidir.