
Fransa'da yaşayan İsviçre kökenli yayıncı, yazar, editör ve araştırmacı Nils Andersson, Paris Katliamı sonrasında yürürlüğe konulan olağanüstü hal yasası ile Hollande hükümetinin dış politikası konusunda gazetemize değerlendirmelerde bulundu.
Nils Andersson, Paris Katliamı'nın ardından ülkede yürürlüğe konulan olağanüstü hal yasalarının olası saldırıları önleyemeye yetmeyeceği gibi polise keyfi hareket alanı sağlayacağını, korku iklimi büyüteceğini ve toplumsal güvenliği tehdit edeceğini vurguladı.
11 Eylül ve sonrasına atıf
Fransa Parlamentosu'nun kabul ettiği olağanüstü hal uygulamasıyla "terörü yok etme ve güvenli bir ortam oluşturma beklentisinin bir hayal olduğunu" vurgulayan Andersson, 11 Eylül sonrası ABD başta olmak üzere dünyada yaşananlara atıfta bulunarak "O zaman da yürürlüğe konan yasalarla tutukluluk kuralları, savunma hakkı, sivil haklar ve basın özgürlüğü hiçe sayılmıştı. Ancak bu uygulamalar Selefi terörizmini durduramadı. Buna rağmen şimdi aynı anti terör yasalarını Fransa'da uygulamak istiyorlar" dedi.
OHAL toplum güvenliğini tehdit ediyor
OHAL ve anti terör uygulamalarının işe yaramadığının Fransa'nın Cezayir Bağımsızlık Savaşı dönemindeki kötü deneyiminden de anlaşıldığını vurgulayan Nils Andersson, "Hiçbir yasa, saldırı tehdidini anında ortadan kaldırmaz. Ancak böylesi bir yasa, polisin keyfi tutumlarını arttırabileceği gibi korku iklimini büyütecek ve tüm toplumsal güvenliği tehdit edecek" yorumunu yaptı.
Fransa Ortadoğu politikasını değiştirmeli
"Fransa'da yaşanan saldırılardan dolayı hükümet elbette DAİŞ ve El Kaide gibi örgütlenmelerin iğrenç saldırılarına karşı savaşmak durumundadır" diyen Andersson, ancak Hollande hükümetinin askeri müdahalenin gerekliliğini halka anlatmak zorunda olduğunu ifade etti. Araştırmacı yazar, Fransa'nın ülkesini DAİŞ tehdidinden korumak için öncelikle Ortadoğu politikasını değiştirmesi gerektiğinin de altını çizdi.
Öncelikle DAİŞ'in sponsorları engellenmeli
Fransa'nın DAİŞ'in sponsorlarını engellemek gibi bir yükümlülüğünün olduğunu söyleyen Andersson değerlendirmesinde Hollande hükümetinin DAİŞ'e destek veren ülkeler olarak görülen Türkiye, Suudi Arabistan ve Katar'la ilişkilerini de eleştirdi. Üç ülkenin DAİŞ ve El Kaide gibi Selefi terör gruplarının ideolojik ve mali kaynaklarını oluşturduğunu vurgulayan Andersson, Türkiye'nin söz konusu örgütlerin Suriye'ye geçişi konusundaki katkıları ile desteğinin unutulmaması gerektiğinin altını çizdi.
Andersson, Ortadoğu, Mali ve Afganistan'a yayılan savaşlara bakıldığında Fransa'nın politik olarak öncelikle terörü destekleyen devletlerle olan silah satışı, askeri ittifaklar gibi süreçlerini gözden geçirmekle hükümlü olduğunu da vurguladı.
Kürt politikası tutarsız
Araştırmacı yazar, Fransa'nın Kürtlerle ilişkisine dair de değerlendirmede bulundu ve Hollande yönetiminin bu konudaki tutarsızlığını şu sözlerle eleştirdi: "Fransa bir yandan DAİŞ'e karşı mücadeleden bahsederken, diğer taraftan ise DAİŞ'e karşı kahramanca mücadele eden YPG'nin yardım talebini reddediyor."
Kürtleri terörist ilan etme rezilliğinden vazgeçilmeli
Fransa'nın müttefiki Türkiye’nin Cumhurbaşkanı Erdoğan ile birlikte DAİŞ'e karşı savaşan Kürtleri 'terörist' olarak ilan etmenin rezilliğini yaşadığına dikkat çeken Andersson "Oysa DAİŞ'e karşı en etkin mücadeleyi Kürtler veriyor" dedi.
'Erdoğan'ın çizgisine düşersiniz' uyarısı
Fransa'nın DAİŞ gibi örgütle mücadelesinde ciddi bir politika değişikliğine ihtiyacı olduğunu bir kez daha vurgulayan Nils Andersson, "Selefi terörle mücadele konusunda Fransa'nın şu an yürüttüğü politika yangını daha da körükleyeceği gibi onu politik olarak Erdoğan'a yakın bir çizgiye doğru iter" uyarısında bulundu.
SELMA AKKAYA / PARİS