İsviçre Gündemi
İsviçreli tarihçi Daniele Ganser’in “Türkiye’de Gizli Savaş” adlı kitabı, Kürt sorununda çözüm sürecini etkileyebilecek derin yapıların da ipuçlarını veriyor. AKP Hükümeti’nin Ergenekon-Balyoz operasyonlarında daha çok AKP iktidarı için tehlikeli olan tepe isimlere uzanmakla yetinmesi, söz konusu derin yapılanmaların derin faaliyetlerini, faili meçhul cinayetleri, uyuşturucu ticaretinde derin yapılanmaların rolünü, katliam faaliyetlerini, aydın cinayetlerini aydınlatmamış olması, Türkiye’de adeta devletin kendisi olan derin yapının gücünü koruduğunu gösteriyor. Kitapta tanıklara dayanarak yapılan anlatımlarda da, çözüm sürecinin derin yapılara yönelmedikçe başarılı bir şekilde gelişmeyeceği anlaşılıyor. İnsanın aklına doğal olarak AKP’nin de bu derin yapılanmalardan yararlandığı ve hesaplar yaptığı geliyor. Kitaba uluslararası çevrelerin gösterdiği ilgi de sanırız bu kaygılardan kaynaklanıyor.
Yazarın kendisine uluşma, bugünkü süreç ve derin yapılanmaların olası sonuçları üzerine konuşma şansımız olmadı. Bunu önümüzdeki günlerde gerçekleştirmeye çalışacağız. Ama İsviçreli bir yazarın Türkiye’deki derin yapılanmayı bu kadar derinlikte yazması gerçekten önemli bir çalışma. Biz bugün kitabın içeriğine ilişkin önemli bilgileri paylaşmakla yetineceğiz. İsviçreli yazar NATO tarafından kurulan Türk Gladiosuna ilişkin Talat Turhan’dan aldığı bilgileri de kitabında aktarıyor.
İsviçreli Yazar Ganser, “Bozkurtların kontrgerilla yapısına dahil olduğuna, İstanbul’un Erenköy semtinde bulunan Ziverbey Köşkü’ndeki işkence odalarında, ilk elden tanık oldu. Kontrgerilla, işkence teknikleri üzerine ilk eğitimini bu köşkte almıştı. Köşkün karanlık odalarında, izleyen yıllarda da, Kontrgerilla tarafından öldürülen ya da sakat bırakılan yüzlerce insanın çığlıkları yankılandı. Sonra bana ‘artık Ordu üst yönetimi emrinde, anayasa ve yasalardan bağımsız faaliyet gösteren bir kontrgerilla biriminin ellerinde’ olduğumu söylediler. Bozkurtlar’ın kontrgerillaya doğrudan bağlı olduğunu belirtiyordu. Kendilerine kontrgerilla diyen işkencecilerin çoğunluğu, Türk istihbarat servisi MİT’ten ve Bozkurtlardan çıkma adamlardı.’”
Kitabın bir bölümünde Ecevit bir anısına yer veriliyor. “1978-1979’daki Başbakanlığım sırasında bir Doğu ilçemizi ziyaret ederken, oradaki askeri birliğin komutanı olan generalle görüşüyordum. Kendisinin bir ara Özel Harp Dairesi’nde çalışmış olduğunu öğrenince, kuşkularımı belirterek, kendisinden bilgi almaya çalıştım. Generalin kuşkularımı yersiz bulması üzerine bir soru yönelttim: ‘Farzımuhal, bu ilçedeki Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Başkanı aynı zamanda Özel Harp Dairesi’nin sivil uzantısındaki gizli elemanlardan biri olamaz mı?’ General, ‘Evet öyledir, ama kendisi çok güvenilir vatansever bir arkadaşımızdır’ yanıtını verdi.” Kitapta Albay Türkeş’in sağcı partisi MHP, kontrgerilla, Özel Harp Dairesi ve terör olayları arasındaki bağlantıyı araştırmaya başlayan Ankara Cumhuriyet Savcısı Doğan Öz’ün katledildiği ve fail ülkücü İbrahim Çiftçi’nin yakalanmış olmasına rağmen, bir süre sonra serbest bırakılmasına da dikkat çekiliyor.
İsviçreli yazarın kitabında derin devlet yapılanmasının 1990’lı yılları şöyle yazıyor: “PKK gerillaları kılığına girmiş kontrgerilla üyelerinin köylere saldırıp kadınlara tecavüz ettiği, uyuşturucu taşıdıkları ve insanları gelişigüzel öldürdüğü yanlış yönlendirme harekatları da bulunuyordu. Bu, bölgede PKK’ya verilen desteği zayıflatmak ve halkı PKK’nın karşısına almak için kullanılan bir yöntemdi. Ersever pek çok eski Bozkurtçu’nun ve benzeri aşın sağcı kimselerin doğrudan cezaevlerinden alınarak gölge ölüm timlerine dahil edildiğini teyit ediyordu. Bunlar arasında itirafçı PKK’lılar ve İslamcılar da bulunuyordu.”
Yazarın Avrupa ve NATO’ya bağlı Gladio örgütlenmelerinin dağıldığı, Türk Gladio örgütlenmesinin ise varlığını koruyarak özel harp ya da kontrgerilla kimliğine büründüğü, örtülü ödeneklerle yaşatıldığı ve devlet içinde çok etkili bir konuma yükseldiği tespitleri de Türkiye tarihindeki gelişmeleri tamamlıyor.
Yazar kitabında adeta Türk Gladiosu ve Özel Harp Dairesini günümüze kadar ele alıyor. Kitabı okuyan herkesin kafasına “O zaman nerede bu binlerce kontrgerilla, Ülkücü elaman” sorusu takılıyor. MHP bu örgütlenmenin merkezinde olmasına rağmen adeta sürecin dışında tutuluyor. Türkiye derin karanlık odaklarına yönelmedikçe, bunları bir bir açığa çıkarmadıkça çözüm süricini de çok sancılı geçirecektir. Kürtlere her alanda saldıran kesimlere gösterilen hoşgörü ve hassasiyet de süreç konusunda soru işeretlerini arttırmaktadır.