“Söylersem tesiri yok,
Susarsam gönül razı olmuyor.”
Fuzuli


Eleştiri, bir kurumun, bir sistemin can suyudur. Onları olgunlaştırır. Olumlu yola yönlendirir. Sonuç itibariyle toplumun refaha, mutluluğa kavuşmasına katkı sunar.
Özgür bir yaşam için, örgütlü mücadele verilmiyorsa, tıkanma kaçınılmazdır. Geriye dönüş, kendi geriliklerine geri dönüş başlar. İşte bu da çürümeyi hızlandırır. Sistemin çürümesi gibi insan da çürür. İnsan kendi özgüvenine, özgürlüğüne inanmıyorsa hiçleşir. İnsan olma süreci kesintiye uğrar. Mideyi şişirmek, pahalı şeylere sahip olmak yeterli değildir. Korunan bir çayıra tesadüfen yolu düşen hayvandan farkı olmaz sanırım.
Son on yıldan bu yana Türkiye demokratikleşmiyor, ortaçağdaki karanlık döneme doğru hızla yol alıyor.
Çalışanı işten atan patron, sessiz kalıp insan hakkını yiyen devlet... Hakaret, işkence, 20 milyon Aleviyi ve Kürd’ü yok sayma. Asit kuyularında eritmeler, faili meçhul tarzda kaybetmeler, işkence rutin yaşama olmuş. Vatandaş tepkisiz. Çünkü korku var. “Sana dokunmayan yılan bin yaşasın” ata sözü özümsetirilmiş. Ve bunu “nemelazımcılık” sarmış. Çubuğun yoksa, iç çayını bak keyfine teraneleri... “Sen mi kurtaracaksın bu vatanı?” ya da “Büyüklerimiz bir şey biliyorlar herhalde”lerle beslenen bireyler. Suskunluğu tercih eden topluluklar.
Bitişikte adam eşini her gün dövüyor. “Aile arasına girlmez, kocasıdır karışılmaz”. Karakolda bağrışmalar, inmeler gelir. Onu duyanlar, duymazdan gelir. Meydanda çocukların kolunu kırar özel tim. Halk korkmuştur. Sindirilmiştir. Susar. Kendisi işkencede olmadığı için sevinen de olur. Uzaklaşır oradan.
Gerici özdeyişler sarmıştır toplumu: “Kızını dövmeyen, dizini döver”. Eşini veya kızı için ailece infaz kararını alır. Çevresi duyar duymazdan gelir. “Namus işine karışılmaz. Adam namusunu temizliyor” der. Nedense bu namus temizleme işi erkeğe uygulanmaz.
“Sallayacak sın Taksim meydanında iki tanesini (faşist K.Evren) bak olur mu böyle şeyler?” denildi. O zaman iki değil 50 genç fidan asıldı. Sonuç meydanda....
Türkiye nüfusunun yüzde 70’inden fazlası birbiriyle mahkemelik. Devlet, iki kelimeyi söyleyebilecek olgunluğa sahip Aleviyi, Kürd’ü terörist diye KCK operasyonu ile cezaevine tıkıyor. Bununla yetinmiyor. Gazeteciyi, tehlikeli akademisyeni(!), taş atan çocuklar adı altında binlercesini özel yetkili, genel etkili mahkemelere göndererek tutuklattırıyor. Cezaevleri domuş. Bu senenin (2012) sonuna kadar 20 yeni cezaevi yapacak. Ama, nedense Van depreminde çadırda yaşam sürdürenlere sıra henüz gelmiyor.
Suç işleyen kişiler topluma kazandırmak için belli bir süre cezaevlerine alınır. Türkiye’de ise işkence ve cinsel taciz için... Bu devletin şefkatlı elleridir(!!!)
Böyle bir ortamda hükümet yetkilileri yeni bir anayasadan söz ediyorlar. Bence mizahcılara malzeme hazırlıyorlar. Savaşın olduğu bir yerde ne yasa ne de anayasa yapılır.
Geçmişiyle yüzleşmeyen, eleştiri yapana “al ananı da git” diyen bir başbakanın, ve vatandaşı ile dalge geçip “beni seviyorsan bir takla at da göreyim” diyen bir bakanın ülkesinde iyi bir şey yapılır mı? Olmuş bir olayı, basına haber yapan gazeteciler terörist diye tututklanıyor. Hatta evinde bir kitap taslağı hazırlayan yazar aynı gerekçeyle tutuklanıyor.
Osmanlı imparatorluğunu kuran Osman, yönetime gelince, ilk icratı amcasını öldürmüştü. Daha sonra yerine gelen padişahlar nice oğullarını ve damatlarını, sadrazamlarının kellesini kestiler. Nedeni sorulduğunda “devletin menfaatı icabı” demişlerdi. Onların genlerini taşıyan, bin operasyona imza atan eski adalet bakanlığı ve Emniyet Genel müdürlüğü yapmış Mehmet Ağar’da “ne yaptımsa devletimin yararı için yaptım. Konuşursam, bir pirket çekersem yapı üzerimize yıkılır” demişti. Şimdi aklanmak için, iki sene gün verildi. Savcıya tefefon ediyor, evine yakın Bordum cezaevine alınmasını öneriyor. Bu onaylanacaktır şüphesiz. Diğer yanda cezaevlerinde yüze yakın ölümü bekleyen kanserlı hasta var. Onlar bırakılmıyor. Tüm dünyada kullanılması yasak olan kimyasal silahlarla kendi vatandaşını öldürüyor. Sebeb: Evrensel İnsan Haklarını istiyorlar diye. Burası Türkiye Cumhuriyeti...
Eski başbakanı sarışın hanım, “Devlet için kurşun sıkan da, yiyen de kahramandır” demişti. Ve o günün Cumhurbaşkanı “bana sağcılar suç işliyor dedirtiremezsiniz” vecizesini dile getirmişti.
Türkiye garip bir ülke. Çocuk yaştaki insanların evlerine bir parça ekmek götürmek, okul harçlıklarına katkı sunmak çabasında iken, savaş (Nato’nun) uçaklarıyla bombalanıyor. 34 vatandaşını parça parça ediyor. Tesadüfen sağ kalanı da “niye ölmedin” dercesine cezaevine alıyor.
1950 yılından sonra Türkiye’de birçok siyasi parti hükümet kurdu ama iktidar olamadı. On yıldır AKP, hükümet kurduğu gibi iktidarda. Ordu dahil olmak üzere tüm devletin kilit noktalarına hakim. Bunun neresi kötü diye sorabilirsiniz. Kötü olan şu: ABD’nin taşeronluğuna soyunmuş. Kardeş Suriye halkıyla savaşacak. Belki de üçüncü dünya savaşı çıkacak. Savaşın merkezi de Türkiye olacak. Şımarık bir çocuk rolüne soyunmuş. Şımarık çocuktan herşey beklenir. Bu böyle biline...

elbistanliali@fsmail.net