Türkiye'de şu anda 12 insan hakları savunucusu sadece görevlerini yaptıklarından dolayı cezaevlerinde bulunuyor. Türkiye İnsan Hakları Vakfı'nın (TİHV) verileri ise, Türkiye'nin insan hakları karnesinin bir önceki yıllara göre daha da gerilediğini ortaya koydu.
Türkiye'de insan hakları savunucuları, TCK, TMK, Kabahatler Kanunu, 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu gibi kısıtlayıcı kanunlardan dolayı Dünya İnsan Hakları Haftası'nı cezaevinde karşılayacak. İnsan Hakları Derneği (İHD) verilerine göre, 12 insan hakları savunucusu cezaevinde: "İHD Onur Kurulu Üyesi Ragıp Zarakolu, İHD Genel Başkan Yardımcısı ve Diyarbakır Şube Başkanı Av. Muharrem Erbey, İHD Diyarbakır Şube yöneticisi Rosa Aydede ve Aslan Özdemir, İHD Mardin Şube yöneticisi Abdulkadir Çurğatay ve Veysi Parıltı, İHD Urfa Şube Başkanı Cemal Babaoğlu ve İHD Urfa Şube yöneticisi Müslim Kına, İHD Siirt Şube Sekreteri Zana Aksu, İHD Hakkâri Şube Başkanı İsmail Akkoyun, İHD Doğubayazıt temsilcisi Av. Şaziye önder, İHD Muş eski Şube başkanı Av. Mensur Işık. İHD Genel Başkan Yardımcısı ve Diyarbakır Şube Başkanı Av. Muharrem Erbey, İHD Diyarbakır Şube yöneticisi Rosa Aydede ve Aslan Özdemir."

Bazıları 3 yıldır tutuklu
Erbey, Aydede ve Özdemir'in tutukluluk süresi 3 yıla yaklaştı. Öte yandan Türkiye'de insan hakları savunucuları tutuklanmalarının yanı sıra süreklileşen soruşturma süreçlerine de tabi tutuldular. Hemen hemen her yöneticisi hakkında dava açılırken birçok yöneticisine ise ceza verildi.

İHD kapatılmak isteniyor

Öte yandan insan hakları kurumlarına yönelik baskılar tutuklama ve gözaltılar ile sınırlı kalmadı. İHD Mersin Şubesi hakkında açılan kapatma davası Yargıtay'da görülmeye devam edilirken, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından İHD İstanbul Şubesi'nin kapatılması için açılan soruşturma da devam ediyor.

AİHM'de birinciliği kaptırmıyor
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nde (AİHM) bulunan davalara bakıldığında da Türkiye'nin insan hakları karnesinin iyi olmadığı ortaya çıkıyor. AİHM'in açıkladığı 2010 yılı verilerine göre, Türkiye'den yapılan başvurularda sonuç bekleyen dosya sayısı 15 bin 200 olarak gerçekleşirken, Türkiye, bu rakamla 40 bin 300 dosyası bulunan Rusya'dan sonra ikinci sırada yer alıyor. 2010 yılında AİHM'in verdiği ihlal kararlarına göre ise, Türkiye 228 karar ile birinci sırada yer alırken, onu Rusya 204 kararla izledi. Türkiye aleyhine yıllara göre yapılan başvuru sayısında da artış yaşandı. Yapılan başvurular 2005 yılında 2 bin 488 olurken, 2006'da 2 bin 328, 2007'de 2 bin 830, 2008'de 3 bin 706, 2009'da 4 bin 474, 2010'da ise 5 bin 821 oldu.

Hak ihlallerinde rekor artış
İHD Diyarbakır Şubesi'nin Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde 2011 yılı ilk 6 ay için hazırladığı hak ihlalleri raporunda, 6 aylık dönemde 16 bin 482 ihlal yaşanırken, İHD'nin 2010 yılı Türkiye geneli hak ihlalleri raporunda ise 13 bin 219 hak ihlali yaşandığı vurgulanmıştı. Sadece bölge illerine ilişkin açıklanan 6 aylık rakamdaki verilerin yüksek olması ise Türkiye'nin 2011 yılı hak ihlalleri raporunda genel ihlal sayısının artacağını gösterdi. İHD Diyarbakır Şubesi'nin raporuna göre, bölgede 199 kişi çatışmalarda, mayınla ya da faili meçhul cinayetlerle yaşamını yitirirken, işkence ve kötü muamelede yüzde 200'lere varan artışın yaşanması ise dikkat çekti. 

Çatışmalarda 330 kişi öldü

TİHV Genel Sekreteri Metin Bakkalcı, 2011 yılında yaşam hakkı ihlalleri konusunda yoğunluk yaşandığını belirterek, çarpıcı rakamlar paylaştı;
- 11 ayda yaşanan çatışmalarda 330 kişi hayatını kaybetti.
-  Devlet güçlerinin tplantı gösteri ve yürüyüşlere müdahalesi sonucunda ise 6 kişi yaşamını yitirdi.
- Sadece bir gösteriye katıldıkları için 271 kişi yaralandı.
- Yargısız infaz dediğimiz meseleye baktığımızda 19 insan yaşamını yitirmiş ve faili meçhul cinayetler sürmektedir.
-  Bu sene işkence için TİHV'e 450'linin üzerinde başvuru oldu.
-  İfade özgürlüğüne bakıldığında bu dönem içerisinde 71 gazeteci cezaevinde ve engellenen web sitesi sayısı 15 binleri aştı.
- İfade özgürlüğü kapsamında sadece 2011 içinde 322 kişiye 6 yüz 73 yıl ceza verildi. Demokratik politika yapmak isteyenler bir nevi KCK diye nitelenen soruşturmalara tabi tutulduğunu görüyoruz.
- Tutuklanan ve gözaltına alınanların rakamlarının tutmanın mümkün olmadığı ama rakamların binlerle ifade edildiği 2009 Mart beri gelen her gün yaygınlaşarak devam ediyor.
- 2005 yılında Türkiye'deki cezaevi nüfusu 50 binlerdeyken, bugün 130 binlere dayandı. Türkiye'de 5 yılda içinde cezaevi nüfusunun 2,5 misli arttığı bir dönemi yaşamadı.

Temel insan hakları tahrip edildi
Bakkalcı, 2011 yılının temel insan haklarının tahrip edildiği bir yıl olarak tarihe geçtiğine dikkat çekerek, "Şimdi insanların kendisini özgürce ifade etmesi o kadar daraldı ki yakın tarihte çok fazla örneğinin olmadığını söyleyebiliriz. Bu gün toplum sessiz, aslında sessiz insanlar topluluğunda bir parçalanmışlık var. Yaşarken bir tür ölüm anlamına gelebilecek bir ortam var" ifadesini kullandı. AKP Hükümeti'nin 2005 yılında yenilediği CMK, TCK ve TMK ile bu zihniyetin yapı taşlarını ördüğünü hatırlatan Bakkalcı, şöyle dedi: "Otorite söylemleri itibariyle Başbakan Erdoğan, 'Kadın da olsa çocuk da olsa gereği yapılacaktır' cümlesini tarihe önemli bir not olarak düşürdü. Bunun Türkçesi şu oluyor: Kendi dışındaki herkes kadın da olsa çocuk da olsa o kesim de bu kesimde olsa yaşam hakkı yoktur, onurlu şekilde yaşam hakkı yoktur. "

İşkenceciler cezasız bırakılıyor

 İşkence, kötü muamele ve buna denk düşen uygulamalara karşı cezasızlık politikalarının baskın ve yaygın olduğunu dile getiren Bakkalcı, "Kürt illerinde bu yaşandığı gibi Türkiye'nin diğer yakasında olan Hopa'da çıkan olaylarda görüldüğü gibi istendiğinde insanların ne kadar yaygın bir işkence ve kötü muameleye maruz bırakıldığını da tanık olduk. Bu hiçbir vicdanın kabul edemeyeceği değersizlik ortamına karış toplumda artık yeter hissiyatı yaygınlaşıyor" dedi. İnsan hakları ihlalleriyle mücadele etmek için iktidarın yaptıklarını denetleyebilecek ve ondan bağımsız bir insan hakları kurumu olması gerektiği vurguladı.

TMK başlı başına bir sorun

MAZLUMDER Genel Sekreteri Üstün Bol ise uzun tutukluluk sürelerinin Türkiye'nin insan hakları karnesinde olumsuz bir not olarak durduğuna işaret ederek, TMK'nin kendi başına ciddi bir problem olduğu ve ifade hürriyetini kısıtlamasından dolayı gazetecilerin tutuklandığını söyledi. 'KCK soruşturmaları'nın siyasi bir ortamda yürütüldüğüne dikkat çeken Bol, "AKP iktidarın açılım politikaları göz önüne alındığında bir geriye gidiş var. Bu tablodan kim sorumlu olursa olsun, siyasi iktidar üstüne düşen bir sorumluluk var. Bunun önüne geçmek, sorunu çözecek adımlar atmak zorunda. Bunun suçlusu iktidar" dedi.


DENİZ TEKİN - DİHA/ANKARA