Eğitimin sadece Türkçe verilmesi önemli bir durumdur. Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze devletin hedeflediği buydu. Tek dil, tek millete dayalı ulus devlet projesinin en temel ayaklarından biri herkesin Türkçe eğitim alması ve diğer dillerin yokedilmesiydi. Kürtler bu politika gereği yıkımlardan geçtiler. Kürtçe konuştukları için aşağılandılar, para cezaları ödediler, hapislerde yattılar. Ve 21. Yüzyıla girdik. Onbinlerce insan bu çatışmalarda yaşamını yitirdi. Ve hala Türkiye’de okullarda tek dil olarak Türkçe eğitim veriliyor.
Türkiye’de ırkçılık o kadar olağanlaşmış ve yaşama yedirilmiş ki, bu ülkenin aydınları akademisyenleri bile bu durumdan rahatsız değiller. Konuyu ciddi biçimde gündeme almıyorlar. Gündeme getirenler de Kürtlerdir. Onlara da ya mesafeli ya da kuşkulu yaklaşırlar. Basın dahil geniş bir kesim de bu hakları istediği için Kürtleri suçluyor. Bunun tek ulus projesine ters düşeceği anlayışıyla karşı çıkıyorlar. Bir halkın anadiliyle eğitim görmesini bölücülük ve ayrılıkçılık olarak niteleyecek kadar ırkçı bakıştan vazgeçmiş değiller.
AKP hükümeti İmralı ve PKK ile görüşmeleri neden sonlandırıp şiddeti tırmandırdı? PKK yeni ve kabul edilemez taleplerde mi bulundu? Yıllarca görüşüp tartışacaksın, sonra herşeyi bir tarafa atacaksın. Herkesin de bildiği gibi Kürt cephesinden yeni ve kabuledilemez talepler gündeme gelmedi. Her şey tartışıldı ve protokoller hazırlandı. Ne zaman ki artık hükümetin karar vermesi gerekiyordu, ki bu kalıcı bir ateşkese ve silahların giderek devreden çıkmasını getirecekti. İşte bu noktada hükümet yan çizdi ve bu çerçeveyi kabuletmek istemedi.
Türkiye’nin yeniden şiddet sarmalinin içine yuvarlanması hükümetin bu tutumu nedeniyledir. Psikolojik savaşı tırmandırabilirsiniz, gelişmeleri gücünüzü kullanıp istediğiniz gibi çarpıtabilirsiniz. Bunlar gerçekleri ortadan kaldırmaz. Bu yalan ve şiddetle sonuca gidemediğiniz noktada da bunlar tekrar karşınıza çıkar. İşte Dersim katliamı ve diğerleri. O zamanlar da devlet şiddet ve katliamı dayattı. Tartışmayı yasakladı. Tüm basın tek ağız eşkiyaları ve nasıl tepelendiklerini yazıp durdu. Bugün karşınıza özür dilediğiniz gerçekler olarak çıktı.
Bunların yanında Türkiye’nin komşu Kürtlerle ilişkilerine bakalım. Yandaş ve Fethullahçı basına bakılırsa aslında Kürt sorunu kalmamış. Büyük reformlar ve devrimler olmuş. Kürtler hala anadilleriyle bir eğitim hakkından mahrum ama onlara göre gelişmeler çok büyük. Bu gelişmelerde de Kürtlerin ve direnişlerinin hiç bir payı yok. Onlar ihsana gelmiş ve haklarını veriyorlar!
Kürtleri bu kadar seven ve çok demokrat olanların soydaş Türklere yaptıkları gibi Kürtlere de sahip çıkması gerekmez mi? Örneğin Suriye muhaliflerini Türk hükümeti ülkesinde ağırlıyor, destek veriyor. Bu durumda Kürt temsilcilerin baş köşede oturtulması gerekmez mi? Bunun yanında muhalefete bir demokratik çerçeve sunulup Kürtlere en azından bir otonomi gündeme getirilemez mi? Sahi bugüne kadar Türkiye’nin Suriye Kürtleri için bir girişimde ve bir statü talebinde bulunduğunu duyan oldu mu? Türkiye, Suriye sorunun içine bu kadar dalmışken Kürtler için bir garantür olma ve talepte bulunma yerine Kürtlere herhangi bir satatü verilmemesi için uğraşmaktadır.
Benzer bir soruyu İran’daki Kürtler için de gündeme getirmek gerekiyor. İran’da Kürt nüfus daha fazla. İran’ın demokratik bir devlet olmadığını ve Kürtlerin haklarından mahrum olduğunu herkes biliyor. Normalde Türkiye’nin İranlı Kürtleri desteklemesi, en azından düşmanlık yapmaması gerekmez mi? Ama hepimiz görüyoruz, Türkiye İran rejimi ile Kürtlere karşı ittifaklar aramakta, ortak operasyonlar için çırpınmaktadır. Irak Kürtlerini de sıkıştırıp durmaktadır. Irak’ta da Kürtlerin bir statüye kavuşmaması için çok uğraşıldı. Bu engellenemeyince bu defa diğer parça Kürtlerine karşı kullanmanın ve denetime alınmanın yolları aranıyor.
Eğer Türkiye Kürt sorununu çözmek istiyor ve o yönlü bir niyeti varsa sınırlarını dışındaki Kürtlere düşmanlıktan vazgeçer. İçerideki Kürtlerini de ezmekten ve güçsüz bırakmaktan uzak durur. Ortaya demokratik bir çözüm ve reform planı koyar. Ne içerde bir reform ve çözüm planı var ne de dışardaki Kürtlerden düşmanlıktan vazgeçilmiş değil. Herşey bu kadar açıkken yalanlarla tarih nasıl değişmiş olacak!