Diyarbakır’da Türkiye kamuoyuna hitap eden bir mesajın tercih edilmesi, bu sorunun çözümüne toplumsal katılım açısından hayati önem taşıyor.
Türkiye kamuoyunun ikna edilmesi ve Türklerin kaygılarını giderecek bir dilin geliştirilmesi elbette ağır bir görev. Türk siyasetçilerinin bu güne kadar bu görevi yerine getirmekten kaçınmış olması önümüzdeki günlerde mutlaka atılması gereken adımların önünde engel olarak durmaktadır. Bu adımları atma ve kamuoyu önünde cesaretle savunma konusunda güçlü bir siyasi irade gelişmezse süreç iyi yönetilmemiş olmakla kalmaz, zamanla kendini hissettirecek risklerin aşılmasını da zorlaştırır.
Türkiye devletinin çözüm koşullarını olgunlaştırma konusunda ciddi bir çaba sarf etmemesi durumunda, 21 Mart’ta verilen mesajların kaybettireceği hiçbir şey yoktur. Türk siyasetçiler çözüm sürecinin gerektirdiği dil ve tutumları sergilemez eski alışkanlıkları ile siyaset yapmaya devam ederlerse sürecin tek taraflı yönetilmesi ihtimali bile söz konusu olabilir. Elbette barış için tüm tarafların adım atması gerekir. Ama bazen taraflardan birinin kararlılığı diğer tarafı da bu yönde hareket etmeye teşvik edebilir.
Bu ağır bir yüktür. Ve büyük hayal kırıklıkları doğuracak yanlışlar yapılmaya devam edilirse, o zaman da çok daha ağır travmalar doğuracak kırılmalar oluşabilir. Devletin hem içerde demokratikleşme taleplerine hem bölgesel barış ihtiyacına yeni bir tutum geliştirerek yaklaşması gerekir. İç ve dış politikada kullanılan silahların miadı dolmuştur. Bu anlamda “silah” bırakma ve siyasi çözüm yolunu tercih etmeye öncelikle mecbur olan Türkiye’dir. Komşu ülkelerle ilişkiler, birlikte yaşadığımız halklarla ilişkiler eski silahlarla yönetilemeyecek noktadadır.
Türkiye devleti, Kürt siyasetini küçük hesaplarla tasfiye etme yolunu denemekte ısrar ederse, bu sefer film gerçekten kopar.
Bu kopuşu önlemeye de kimsenin gücü yetmeyebilir.
Türkiye’nin Kürtlerle tanışması
21 Mart 2013 tarihinin benim açımdan en önemli kazanımı, Türkiye kamuoyunun Kürtler ve Kürt hareketi ile tanışmasıdır. Yeni mi tanışıyorlar demeyin. Birlikte yaşıyor gibi gözükmekle birlikte birbirlerinden habersiz yaşıyor olmaları sistematik bir politikanın eseri. Kürt siyasetinin söylemini yakından takip edenler için verilen mesaj sürpriz olmayabilir. Ancak genel kamuoyunun algı dünyasının yeniden inşa edilmezsi son derece önemlidir. Toplumun ezberini yıkması ve korkularını aşması elbette bir mesajla sağlanamaz. Ama güçlü bir başlangıç yapıldığını tüm dünya kabul edecektir. Bu durum barışın toplumsallaştırılmasında yeni görev ve sorumlulukları da beraberinde getirecektir. Bugüne kadarki korkutma politikalarının değiştirilmesi ihtiyacı, sadece toplumsal bir talep değil, sorunu masada çözmekten başka çare olmadığının farkında olan devlet görevlilerinin de kabullendiği bir durum.