1940’larda, Turan ülküsünde uykuya yatmış, kimi “aydınlar” arasında kök salmış, dış Türkler kökenli, biraz lanetli ve Devlet faşizminin gölgesinde kalmış Hitler öykünmecisi bir Faşizm vardı Türkiye’de. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra ünlü Tabutluklar düşmüştü bunların payına da.
“Gerekirse Komünizmi biz getiririz” diyen zihniyet Faşizm için de böyle düşünüyor ve düşündüğünü uyguluyordu da.
Sonraları da, Faşizm “halka bırakılamayacak” kadar önemliydi ve devletin zor aygıtları, silahlı bürokrasisi, Ordusu gereğini yapıyordu. 12 Eylül’de, Faşizm, Türkeş’i de tutukluyor, tetikçilerini öldürüyordu bile. Türkeş’in “fikirlerimiz iktidarda ama biz hapisteyiz” saptaması bu tuhaflığa işaret ediyordu.
Uzun yıllar, Ecevit, CHP ve “Sol”, toplumdaki “değerler hegemonyası”nı, düşünsel ve ruhi şekillenme düzleminde (sivil) Faşizm aleyhine kurabilmişlerdi.
Şimdi durum çok farklı...
Yakın tarihin belleklerdeki Faşizminde İç/Orta Anadolu’dan gelen bir dalga sözkonusuydu. Şimdi aktif-etkin yoğunluk merkezleri, başta İzmir, Ege’ye, hatta Trakya’ya kayıyor...
Tabanın, yaş, meslek grupları, hatta cinsiyet kategorisinde gösterdiği esaslı kaymalar da var. Esnaftan, kırsal kökenli yoksul öğrencilerden, yeni kentli varoş sakinlerinden, alt gelir ve eğitim gruplarından, lümpenlerden oluşan “vurucu güç” bile profesyonellere, meslek sahiplerine, “saygın” kişilere, “modern-emansipe kılıklı” kadınlara doğru genişlemekte. Kürtlere karşı sokağa çıkan “linç” güruhuna bakınca bu kolayca görülebiliyor. Sosyo-kültürel bakımdan tepede algılanan üst gelir katmanlarından, küçük burjuvaziden, yeni “vurucu unsurlar”dan besleniyor sokaktaki Faşizm.
Bu manada genişliyor, derinleşiyor...
Klasik-geleneksel politik yelpazenin “aşırı sağ” diye küçümsenen dar bir alanından “sol” ve “orta” cenahları da kapsayacak biçimde bir başka genişleme ve derinleşme sözkonusu ayrıca...
Eskiden, iki yüzlülük olsa da, seçkinlerce görmezden gelinip sessizce geçiştirilmesi ya da üstünün örtülmesi, etik, sosyal ve politik nezahatın bir gereği sayılan Faşizm, bugün muazzam bir toplumsal meşruiyet kazanmış durumda. Hatta sosyopolitik alanda, bir “mahalle baskısı” olarak “modern mahfiller”de dayatılmakta bile.
“Türklük”le harmanlanan ve bozulan bütün evrensel ideolojiler; Türk-İslam sentezi, Türk solu, Türk liberalizmi vb., yeni Faşizmin değirmenine su taşıyor...
Türkiye’de ilk defa, Devlet odaklı ve ağırlıklı tepeden faşizm, toplumsal karakterli bir aşağıdan Faşizme evriliyor. Lümpenlerin tetikçisi olduğu ve bir “Hareket” biçiminde örgütlenmiş klasik faşizm, bunalımdaki “küçük adam”dan hızla tuzu kuru, eğitimli, modernleşmeci kesimlere yayılıyor, üstelik sokakta da bu yeni katmanları önsaflarına alarak afetleşiyor.
Bu değişimi, klasik “ekonomik kriz” ve bunalan “küçük adam”ların “sosyal krizi” yaklaşımı açıklayamıyor. “Finans-Kapital’in krizlerini yönetme yöntemi olarak faşizm” genel doğrusu da yetersiz kalmakta bana göre.
Bunları aşan ne var Türkiye’nin ve Türk toplumunun genlerinde?
Türkiye bunalımı ve kökenleri üzerinde durmaya devam edeceğiz...
Türkiye’yi anlamak
Bence bugün Türkiye’deki en önemli sorunlardan biri de, Faşizmin değişen karakteridir. Türkiye’de Faşizm, alışageldiğimiz tabanında, vurucu gücünün sosyo-politik özelliklerinde ve genel toplumsal konumlanışında esaslı değişiklikler yaşıyor. Genel olarak Devlet’le, resmi ideolojiyle ve finans-kapital’le olan bağlarını bir yana bırakırsak, yeni gelişmelerin üzerinde durmak gerek.