Son günlerde sıkça, AKP’nin BAAS Partisine giderek daha fazla benzeştiği yorumu yapılmaktadır. Bence azı yok dahası çok. "Benzemeye çalışıyor" sözü bile yetersiz.
Kişisel kanaatimce bu ülkenin BAAS’ı CHP’li geçmişte zaten vardı. Ama bugün AKP ikitidarı, kendine Kemalizm’i örnek alan BAAS’ın otoriteryan devlet anlayışını neredeyse bütünüyle inşa etti. Çeşitliliğin yok edilerek tekliğe dönüştürülmesi amacıyla zora dayalı olarak yaratılmaya çalışılan millet, ideolojik olarak Türk-İslam sentezinden vurgu farkıyla İslam-Türk sentezi halinde yeni sistem ideolojisini yarattı. Kapitalizmin devlet eliyle geliştirilmesi anlayışıyla oluşturulan ve bu nedenle de başta ihale yolsuzluğu olmak üzere bütün yolsuzluklar, gerçekte bir ‘yolsuzluk’ değil, bu devletçi kapitalistleşme sisteminin temelini oluşturan bir üretim sektörüdür.
***
Bugün mevcut devlette, kurumlar arası ilişkinin çatışmasız yürüdüğünü söyleyebileceğimiz tek bir resmi alan kalmamıştır. Politik bilimler göstermektedir ki, devlet kurumları birbiriyle böylesine çok yönlü bir çatışmayı ve görev alanları böylesine birbiri içine girmiş bir karmaşayı yaşarken, devlet yapılanmasından demokratik uygulama bekleyebilmek artık mümkün değildir. Yarısı Cemaat’in yarısı Milli Görüş'ün olan bir polis örgütü; iktidarın MİT’i, Cemaat’in yüksek yargısı, İktidarın Anayasa Mahkemesi, falan filan. Böyle bir söylemden bir devlet yapılanması tanımlayabilir misiniz?
Paris’te üç Kürt kadın devrimcinin katledilmesinde tetikçi rolü üstlenen Ömer Güney’in MİT ilişkisinin üstü örtülmeye çalışılırken, MİT yasası ile geliştirilmek istenen yeni Gestapo sistemi, Türkiye dışı operasyonel harekatlarıyla da tanıdığımız eski Gestapo sistemini yani Faili Meçhuller Kraliçesi Tansu Çiller’in dönemini de aratacağı bellidir. AKP, seçim öncesinde, mevcut Evren Anayasası’nın özüne dokunmadan, ama jet yasalar yöntemiyle, diktatoryal bir sistem için gerekebilecek her yasayı çıkarmak için koşuyor. Yargı yasası da aynı hızla geçti AKP meclisinden, MİT yasası da, İnternet yasası da, ötekiler de.
Türkiye’de giderek daha fazla diktatoryal bir sistemin gerçekleştirildiği böylesine açık bir gerçeklikken, böyle bir siyasal gidişten ne bir barışın, ne özgürlükçü bir sistemin, ne de çoğulcu katılımcı bir demokrasinin doğabileceğini beklemek artık ham hayal bile sayılamayacak bir saf dillik olur.
***
Pervin Buldan Sayın Öcalan ile yaptığı son görüşmeyi şöyle aktarmaktadır: "Sayın Öcalan’la devlet ve hükümet arasında herhangi bir anlaşmanın olmadığını herkes açık ve net olarak bilmelidir. Bunu kendisi de açıkça ifade etmiş ve ‘süreç tek yanlı olarak bizim çabalarımızla ilerliyor. Herhangi bir anlaşma yoktur. Bu sürecin bundan sonra gidebilmesi için proje ortaya konulmalıdır’ demiştir. Sayın Demirtaş’ın söylemlerinden, onun da benzer düşünceleri olduğunu biliyoruz. Bu düşüncelere bütünüyle katılmamak mümkün değil.
Ortada, muhatapları arasında sürmekte olan bir barış ve demokratikleşme çabası falan yok. Bunu isteyen bir taraf var; bu tarafın bedeller ödeyip büyük sorumluluklar üstlenerek, böylesi bir sürecin başlatılması, geliştirilmesi istemi ve bu istem doğrultusunda attığı çok somut adımlar var. Devlet tarafının ise, arada bir yürümeyen treni sallayarak yürüyormuş hissi verebilmek için yaptığı şovlar var. Bugüne kadar Kürtler ve ezilenlerin bütününü kapsayan barış ve demokrasi cephesinin attığı adımlar dışında devlet adım atmamakta direnmektedir. Bu direnişin gerekçesi olarak dün "PKK’nin gerillayı çekmeyerek sözünde durmadığı" yalanına dayandırıyor ve "bizim verilmiş bir sözümüz ve takvimimiz falan yok" sözüyle de tutumunu tescil ediyordu. Bugün bunu, düne kadar Roboskî de Paris de dahil bütün cinayetleri birlikte düzenledikleri yeminli ortağı Cemaat üzerine atarak, "ben yapmadım paralelim yaptı" gerekçesiyle söylemektedir. Suç ortağı iki katilin birbirinin üzerine suç yıkmaya çalışması gibi.
***
Son yasalarla, Türkiye halklarının özgür haber alma kaynakları iktidar güçleri tarafından artık bütünüyle gasp edilmiştir. Bundan sonrasının bütünüyle "Alo Fatih!" rejimi olacağı açıktır.
İktidarın, tam da bir seçim öncesinde bu yasalara gereksinim duymasının hayra alamet olmayacağını söyleyebilmek için politiker olmaya ihtiyaç yoktur.
Önümüzdeki seçimler bu nedenle çok daha önem kazanmaktadır. Sesimizi duyurabileceğimiz bir alan vardır: Serhildanlarla dünyaya seslenen sokaklar. Gelecek üç seçim döneminin, AKP iktidarının ekmeğine yağ sürecek bir suskun muhaliflikle geçiştirilmesi yerine, özellikle Batı’da sokakların demokratik serhildanlarla onurlandığı yeni bir mücadele dönemi olması gerekir. AKP’nin hassasiyetleri sömürgeci kapitalizmin hassasiyetleridir. Bunları yerden yere çarparak yürümeliyiz. Zalimin, sömürgecinin, sömürücünün iyisi kötüsü olmaz. Hepsi geldikleri yere, cehennemlerine kovulmalıdır.
Türkiye’de Gestapo yönetimi oluşturuluyor
Seçim yaklaştıkça iktidar partisinin daha çok gerildiğini, saldırganlaştığını, toplum üzerindeki baskılarını artırdığını izliyoruz. AKP iktidarı, Gezi Direnişi pratiğinden çıkarılan dersler sonucu, merkez medya üzerindeki tekelci denetimini bile yetersiz bulup toplumun iletişim kaynaklarına toplu bir saldırı başlattı. İnternetin sansürlenmesi yasası, gelecekteki seçimlerin nasıl bir ortamda gerçekleştirileceğinin de açık sinyallerini vermiş oldu: Bu seçimin şeffaf olması mümkün değildir.