Siyasi çıkarlar uğruna, çağ dışı kalmış milliyetçilik, dincilik ideolojisi ile, liderlik egolarını doyurmak için iktidara muhalif her kesimi düşman saflarında gösterip düşman muamelesi yapan bir ülkede sözün bittiği dönemleri yaşıyoruz. Hemen her yeni güne uyandığımızda, yaşanan hak ihlalleri, keyfi uygulamalara, tutuklamalara baktığımızda insanın “söyleyecek söz bulamadığı” durumları sıkça yaşamaktayız. Kendi yaşam kaynaklarını kurutan, kan damarlarını kesen AKP iktidarı toplumun gelişim dinamiklerini dinamitlemiştir. Ülkenin gelişmişlik düzeyini gösteren temel kriterlerden hızla uzaklaşılarak tek tip bir toplumun yaratılmasına çalışılmaktadır. Demokratik değerleri hiçe sayarak söz ve düşünceye ket vurarak, ifade ve örgütlenme olanakları bırakılmamıştır. Türkiye’nin insan hakları alanındaki sicili her geçen gün daha da kötüye gitmektedir. Barış ve huzur içinde, kardeşçe bir arada yaşama hoş görü ortamı ortadan kaldırılmak istenmektedir. Ülkenin imkanları ve toplumun iradesi tek kişide tekelleşmesi kadar kötü bir durum tasavvur edilemez. Bu tehlikenin farkında olmadan yaşamak büyük bir aymazlıktır.
Kendisine gelişim alanı bulamayanlar çareyi ülkenden çıkmakta bulmaktadır. Muazzam bir beyin göçü yaşanmaktadır. Birçok alanda sefaleti yaşar hale gelinmiştir. İnsana yaklaşılırken İktidar odaklı yaklaşımlar esas alınmaktadır. İktidarın çizdiği sınırlar dışına çıkmayı suç kapsamına alan ceza maddeleri yürürlüktedir. Faşizm iyiden iyiye kendisini her alanda hissettirmeye başladı. 31 Mart yerel belediye seçimlerinde halkı kandırmak için akla hayale gelmedik yalanlara başvurmaktadırlar. „Gelin bu işi kökten çözelim” diyerek oy istiyorlar. Halkın canına ot tıkatmak için halktan son bir kez oy istemektedirler. Kendileri dışındaki herkesin sesini soluğunu kesmek köklü çözüm olarak sunuyorlar. Faşizm her hamle yaptığında tepkileri ölçmeye çalışıyor. Eğer ciddi sayılabilecek toplumsal bir tepki ya da refleks görmezse kementleri daha da sıkıyor. Kafaların uyuştuğu bir toplumda faşizm istediği gibi at koşturmaktadır. Acı olan ise toplumun uyuşturulmasıdır. İktidarın bunca kötülüğü ortada iken ve özgürlük alanlarımızı gün be gün daraltırken, bu faşist uygulamalar toplumda karşılık buluyorsa vicdanların kuruması anlamına geliyor.
Kirli bir siyasi döngünün içinde debelenmek ve geleceğini görmemek vahim bir durumdur. Asıl vahim ona başka bir konu da siyaset dışındaki alanlarda da varlık gösteremez hale gelinmiş olmasıdır. Bilim insanı, virtüöz, ressam, yönetmen, mimar, yazar, gazetecinin yeterince yetişmediği bir Türkiye, sanat-kültür ve düşün dünyasındaki yeri sorgulaması gerekir. Müzik, edebiyat, tiyatro ve güzel sanat alanlarında tükenmişlik içindedir. Ülkenin entelektüel enerji birikimi, buluşması ve beslemesi gereken alanlardan koparılmış ya da hapsedilmiştir. Toplum var olması gereken değerleriyle, birikimleriyle, gelenekleriyle vardır. Üzülerek söylemek gerekirse toplumsallığımızı dağıtmak için devletin bütün imkanları seferber edilmiş durumdadır. Onca bilim insanının barış talep etti diye demir parmaklıklar arkasında tutulması hiç bir mantıki izahı yoktur. Diğer alanlarda da rüştünü ispatlamış saygın, demokrat, insan hakları savunucusu, aktivist, yazar ve her meslekten insanın akıbeti de ha keza zindan olmuştur. İktidarın dayattığı zorun karşısında saflar giderek daha da keskinleşmektedir. Halkların yanında yer alması gerekenler halkı terk edip faşist iktidarı tercih etmeleri ve Erdoğan’a övgüler dizmeleri insanlık adına bir utançtır. Erdoğan’a biat ederek kendilerine yaşam alanı açmaya çalışanlar ne kadar da sefil yaratıklar olduklarını göstermiş oldular.
Kürtleri, Ermenileri yok sayan ve “hepimiz Türk’üz” diyen baro başkanının adaletsiz, vicdansız duruşu, kendi mesleğine ihanet ederek hukukçu geçinmesine benzer durumları sanatçı kılıklı insanlarda da görmek mümkündür. Sabah akşam günün yirmi dört saatini Erdoğan’a övgüler dizerek iş yaptığını sanan gazeteciler iktidar yandaşlığında en ön sırada gelmektedirler. Erdoğan’la aynı kareye girmek için tepinenler her kim olursa olsun ve hangi sıfatla olursa olsun faşizmin çanak yalayıcılarıdırlar, kurumuş vicdanların delilidirler, Türkiye halklarının yüz karasıdırlar. Faşizmi açıktan destekleyenler, Erdoğan’a övgüler dizenler başta Kürtler, Ermeniler, Aleviler olmak üzere bütün farklı inançlara ve kültürlere düşmanlık içindedirler. Şairin dediği gibi “bu havalarda çarpışanlar da var”.
İnsanlığın kurutulduğu bu topraklarda insanlığın onurunu temsil eden ve bu uğurda bedel ödemekten çekinmeyen Leyla Güven ve Nasır Yağız önderliğimdeki direniş eylemlerinde saf tutunlar, insanlık var oldukça yaşayacak tarih oldular.