
Türkiye’nin egemen rejimi yalanlar üzerine kurulmuştur. Tarihi yalanlarla başlayıp günlük uydurmalarla varlığını sürdüren bir yalan propagandalar ülkesidir Türkiye.
Tarih tanıktır ki bölgenin en kadim halklarından olan Ermeni halkı hakkında ne kadar çok yalan söyledilerse o kadar çok soykırım yaptılar. Kürt halkı hakkındaki yalanların büyüklüğü de soykırımın büyüklüğünün göstergesidir. Rumlar, Gürcüler, Çerkezler ve daha nice halk bundan nasibini aldı. Çünkü zihniyetlerinde farklı halkları, kültürleri düşman belleme vardır. Bunun en açık savunucusu ve Turan fikriyatının ateşli ideologlarından olan Nihal Atsız 1975 yılında öldüğünde geride bıraktığı vasiyetnameyi sanki oğlu Yağmur’a değil de Bahçeli ve Erdoğan’a bırakmış ve onlar da gereğini yapmaktadır. Vasiyetinde şöyle demiş Nihal Atsız:
“Yağmur Oğlum!
Bugün tam bir buçuk yaşındasın. Vasiyetimi bitirdim.
Kapatıyorum. Sana bir resmimi yadigâr olarak bırakıyorum. Öğütlerimi tut, İyi bir Türk ol.
Komünizm bize düşman bir meslektir. Bunu iyi belle.
Yahudiler bütün milletlerin gizli düşmanıdır. Ruslar, Çinliler, Acemler, Yunanlılar, tarihi düşmanlarımızdır.
Bulgarlar, Almanlar, İtalyanlar, İngilizler, İspanyollar, Portekizliler, Rumenler yeni düşmanımızdır. Japonlar, Afganlar ve Amerikalılar yarınki düşmanımızdır.
Ermeniler, Kürtler, Çerkezler, Abazalar, Boşnaklar, Arnavutlar, Pomaklar, Lazlar, Lezgiler, Gürcüler, Çeçenler içerideki düşmanlarımızdır.
Bu kadar çok düşmanla çarpışmak için iyi hazırlanılmalı. Tanrı yardımcın olsun!”
Atsız en azından adı geçen tüm milletleri Türk saymamış! Düşman olduklarını söylese de kimliklerini inkar etmemiş. Oysa Türk ulus-devleti inşacılığı daha ileri gidip Kürtler başta olmak üzere tüm halkları Türk saymış ve bunu kabul etmeyen herkesi düşman ilan etmiştir.
Burada ırkçılığın iki çizgisiyle karşılaşıyoruz. Biri Türk soyunun egemenlik iddiasını önde tutan ve Türk dünyasını birleştirerek Türklerin ezilmesini önleme argümanını kullansa da esasen kendilerini diğer halkların başına geçirmeyi amaçlayan “ÖZ TÜRKÇÜ”, “KRALCI” Turanist çizgidir. Diğeri ise Türkçülüğü iktidar İslam’ıyla yoğuran TÜRK-İSLAM çizgisidir.
Kralcı Turan çizgisini Bahçeli, Türk-İslam çizgisini ise Erdoğan temsil ediyor. İki çizginin ittifakıyla kurulmuş olan düzenin Nihal Atsız Türkçülüğüyle de pek ilgisi kalmamış; haklı olarak faşist diktatörlük şeklinde adlandırılmıştır.
Bu yeni ittifak, Nihal Atsız’ın hayal edemeyeceği kadar “Beyaz Türk” çizgisindedir. Yani gerçek Türklükle ve de İslam’la alakaları olmayıp bunları sadece çıkarları için kullanmaktadır. Bu durum en çarpıcı olarak, Öz Türk kültürü ve Öz İslam kültürü ile bugünkü Türkiye toplumuna hakim olan, kendinden başka her şeye benzeyen kültürel düzeyle kıyasladığımızda net olarak ortaya çıkıyor. Zihniyet, dil, din, giyim-kuşam, edebiyat-sanat, ekonomi vb. hangi kültürel ögeye bakılırsa mutlaka “yabancı” etkisi ve özentisi ile karşılaşılmaktadır. Hem de belirleyici düzeyde damgasını vurmuş haldedir.
Kültürel etkileşim kesinlikle kötü değildir. Fakat farklı kültürleri inkar edip Türkçülüğü sadece siyaset aracı haline getirmek halen para ettiği için bu çizgide ısrar ediyorlar. Bunu onlara yaptırtanların hiçbiri Türk değildir. Zaten “Beyaz Türk” Türk olmayıp da Türkçülük yapandır. Bu icadın İsrail Devleti kurulana dek Türkiye’de çok etkili olduğu biliniyor. Kaynak da böylece ortaya çıkıyor. Şimdikilere daha çok Gladio türü iç-dış örgütlenmeler öncülük etmektedir.
Turan ülküsü ve Türk-İslam senteziyle bugüne dek halkların başına getirilmemiş felaket bırakılmadı. “Dava” adının arkasına sığınarak sadece keselerini daha fazla doldurdular, saraylarını donattılar. Soykırımın reva görülmesi sayesinde şimdi bu zihniyet sokaklara, evlere, aile içi ilişkilere dek taşırılmış bulunuyor. Şiddetin sarmalamadığı hiçbir alan kalmadı.
Yalanlar şiddet kültürünü, şiddet ise faşizmi besliyor. Bu yalanlara kapılmış olan Trakya’nın, Marmara’nın, Ege’nin, Çukurova’nın, Karadeniz’in, Anadolu’nun tüm duyarlı insanları bilmeli ki ne Kürtler ne de diğer halklar ve inançlar düşman değildir. Düşman, beyinlerde bu algıyı yaratan faşist egemenliğin ta kendisidir. Halklara karşı tepki oluşturmayı başarmadıklarında bu kez “halklar değil ama halklar adına hareket eden örgütler düşmandır” yalanına sarılıyorlar. İllaki bir yalana sarılacaklar ve herkesi de bu doğrultuda düşünmeye itecekler! Apaçık herkesin aklıyla alay ediyorlar; sürü olmayı dayatarak herkesin geleceğini ipotek altına alıyorlar. Geleceğinizi yalanların ateşinde yakmayın!
Farklı halkları ve inançları düşman gören zihniyette “şiddet” baş köşededir ve bu nedenle evinin içinde bile ona ve ailesine huzur yoktur. Çocukları şiddet kültürüyle yetişen bir toplumda huzur olmaz; ses tonunu yükseltmekten başlayıp sürekli gerginlik, kavga, cinayet, hırsızlık, gasp, tecavüz gibi toplum dışı facialar adeta olağan hale gelir.
Türk faşizmi sadece farklı halkların ve inançların evini değil Türk halkının evini de yakıyor. Ateşin düşmediği ev bırakmıyor. Yalanlar sayesinde bu ateşi mazlum halkların yarattığına inandırıyor ve kimin evi yanmışsa en çok onun desteğini alıyor. Yalanların farkına varanlar ise soluğu HDP’de alıyor. Çünkü HDP birliğin, huzurun, barışın, sevginin, hakikatin partisidir. Yalanlara ve faşizme karşı direnişin partisidir.
Evini yakan yalanlardan, gelecek hayallerini yıkan faşizmden kurtulma zamanı gelmedi mi?