Türk devletinin, Kürt Özgürlük Mücadelesi’ni uzun yıllardan beri ‘terörist’ sunduğu argümanları dün Belçika yargısından ağır bir darbe aldı.  

Belçika’da 2010 yılında polis operasyonu sonucu gözaltına alınan 33 Kürt siyasetçi ve bu baskına maruz kalan Kürt kurumları hakkında Brüksel’deki mahkeme “Türkiye’deki durum silahlı bir mücadele kapsamındadır. Belçika’da terör yasaları kapsamında yargılama yapılamaz” diyerek davayı düşürdü.

Brüksel Adalet Sarayı dün görülen davada mahkeme hakimi Kürt televizyonlarına yönelik ‘terör örgütü kurumu’ iddialarını da reddederek Kürt basın kurumları hakkındaki iddiaların da yargılama konusu yapılmasının ifade özgürlüğünü ihlal anlamına geleceğini belirtti. 

Davanın kısa tarihçesi 

2010 yılında Belçika polisi tarafından Kürdistan Ulusal Kongresi (KNK), Roj TV ve bu kurumların çalışanlarının bulunduğu evlere baskın yapılmış, aralarında Remzi Kartal, Zübeyir Aydar, Heci Ehmedi ve Adem Uzun’un da bulunduğu toplam 33 Kürt siyasetçi gözaltına alınmıştı. 

O zamandan beri 6 yıl geçmesine rağmen dava açılmamıştı. Bu yılın başında ise Belçika Federal Savcılığı tarafından bu yılın başında dava açılmış, 20 Eylül’de de mahkeminin ilk duruşması görülmüştü. 

Dünkü kararla mahkeme, Federal Savcılığın 33 Kürt siyasetçi ve Kürt kurumları hakkında dava açılmasına gerek olmadığı yönünde karar vermiş oldu. Ancak, Federal Savcılığın karar hakkında itiraz hakkı bulunuyor. 

Türkiye taraftı argümanlar Türkiye’nindi 

Dünkü dava ile ilgili olarak hakkında gazetemize açıklamada bulunan KNK Yürütme Kurulu Üyesi Adem Uzun şunları söyledi:  

“2010 yılında KNK, Kürt televizyonları bu kurumların çalışanlarının evleri yerlere polis baskını yapılmıştı. Bu baskından sonra 33 Kürt siyasetçisine ve Kürt televizyonlarına karşı dava açıldı. Bu davanın kapsamı da Belçika’daki tüm Kürt kurumları ‘PKK Klanı’ olarak değerlendirildi. ‘PKK Klanı‘ böylelikle ‘terör örgütü liderleri’, ‘yanlıları’ gibi suçlamaları vardı. 

Dava konusunda 6 yıllık bir sessizlik vardı. Fakat bu 1 yıldır davayı hızlandırdı Savcılık. Direkt mahkemeye taşımaya başladı. Dava başlayınca da avukatlarımız itirazlarını yaptı. İtirazlarda biz şunu savunduk:’Türkiye’de bir silahlı çatışma vardır. Terör yoktur. Buradaki savcının argümanları hepsi Türkiye’den aldığı argümanlardır. ‘KCK operasyonlarındaki’ argümanları alıp, burada kullanmış. Biz bu işin doğru olmadığını, yeniden soruşturmanın devam etmesi, derinleştirilmesini istiyoruz. Düşmesini istiyoruz’ diye savunma yaptık. İşin ilginç tarafı Türkiye de bu davada taraf olarak yer aldı. Normalde böyle davalarda Türkiye taraf olarak yer almaz. Yaklaşık 2 ay önce sabah 09.00’dan akşam saat 17.00’ye kadar avukatların savunması oldu. Kararın açıklanması için de bugünü beklediler. Bugünkü kısa bir karar duruşmasıydı. Hakim, kararını şöyle açıkladı: Türkiye’de silahlı bir çatışma var. Silahlı bir çatışma olduğu için de ben bu insanları ve kurumları Belçika terör yasası ile yargılayamam. Televizyona ilişkin ise savcının öne sürmüş olduğu argümanlarda düşünce özgürlüğü kapsamına giriyor, o nedenle yargılayamam’ deyip karar verdi.  Kararın gerekçesi daha açıklanmadı. 30 sayfalık bir gerekçesi var. Gerekçeli karar bir ya da iki gün içerisinde avukatların ve bizim elimize ulaşır. Tabii bir de savcınında bu karara itiraz etme hakkı var. Eder mi? Etmez mi? bilemiyoruz ama savcının böyle bir hakkı var. Bir mahkemenin, ‘Türkiye’de silahlı bir çatışma var’ demesi, kabul etmesi çok önemli bir şey. İster istemez, Türkiye’nin ‘teröre karşı mücadale ediyorum’ argümanını boşa çıkarıyor. Yalan olduğunu ortaya çıkarmaktır. Bu, diğer davalara da emsal olacaktır. Savcının, Belçika’da faaliyet yürüten tüm Kürt kurumlarını ve Kürt siyasetçilerini  ‘PKK Klanı’ olarak adlandıran, ‘terör’ olarak yaftalayan bir iddianamesi vardı. Davanın düşmesiyle bu argümanlar da çürümüş oluyor. “ 

‘Gerekçeye bakacağız’

Uzun bu davanın olası sonuçları ve davadan sonra yapacakları çalışmalara ilişkin sorumuzu da “Gerekçeli karara bakıp, ona göre değerlendireceğiz” dedi. 


 HABER MERKEZİ