
Almanya Federal Hükümeti, AKP yönetimindeki Türk devletinin DAİŞ çeteleriyle birlikte hareket ettiği, Almanya’da 6 bin MİT mensubunun olduğu olduğu ve Diyanet İşleri Türk İslam Birliği’nin (DİTİB) dini bir kurum olmaktan ziyade AKP’nin bir şubesi gibi Almanya’da faaliyet yürüttüğü yönünde açıklamalarda bulundu.
Almanya’da medya ve kamuyounun gündemine oturan bu son açıklamalar, Federal Parlamento’da muhalefetin verdiği soru önergeleri üzerine yapıldı.
Biz de “Almanya’da 6 bin MİT mensubu” hakkındaki tartışmalar için Berlin Eyalet Parlamentosu Milletvekili Hakan Taş, Almanya Sol Parti (Die Linke) Milletvekili Andrej Hunko, gazeteci Elmas Topçu ve Avrupa Postası Genel Yayın Yönetmeni Adil Yiğit’in görüşlerine başvurduk.
Mülteci anlaşması MİT davasına gölge düşürdü
Adil Yiğit, Almanya’da 17 Aralık 2014’teki casusluk operasyonu hatırlatarak, Türkiye ile yapılan mülteci anlaşmasının bu MİT davasına gölge düşürdüğünü belirtiyor.
Yiğit’in anlatımları şöyle: “Almanya’da 17 Aralık 2014 tarihinde MİT adına casusuluk faaliyetleri yürüttükleri gerekçesiyle Tayyip Erdoğan’ın başbakanlığı döneminde ‘strateji uzmanı‘ ve danışmanı Muhammed Taha Gergerlioğlu ile ona bağlı olarak çalıştığı ileri sürülen Ahmet Duran Yüksel ile Göksel Güler gözaltına alınmışlardı. Baş sanık Gergerlioğlu, tutuksuz yargılanan diğer iki sanık için 40 sayfadan oluşan iddianamede sanıklar için, “MİT adına Sol dernekler, Kürtler, Aleviler, Gülen Cemaati ile AKP hükümeti muhalifleri hakkında bilgi toplamaktan 5 yıla kadar hapis cezası” isteniliyordu. Türkiye ve Almanya arasında sürdürülen mülteci anlaşması sonucu Almanya Başbakanı Angela Merkel’in çeşitli defalar Türk Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile görüşmesi, Koblenz kentinde sürmekte olan “MİT adına casusuluk” davasına da açıktan gölge düşürdü. Koblenz’deki mahkeme, 10 aydır tutuklu yargılanan Gergerlioğlu’nu 70 bin Euro kefalet karşılığında sürpriz bir kararla serbest bıraktı. Takipsizlik kararı verildi. Türkiye arasında süren ekonomik-askeri ve diplomatik ilişkilerin 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesi yıllarında da üst düzeylerde devam ettiği dikkate alınırsa, bugün yaşananlar daha iyi anlaşılır.”
Konsolosluklar ve Büyükelçilik’in rolü
Yiğit, Almanya’da faaliyet yürüten bir çok dernek ve kurumun AKP’nin arka bahçesi pozisyonunda olduğunun altının çizdi. Yiğit, 6 bin MİT ajanını da bu bağlanmada düşüyor. Başkonsolosluklar ve Berlin’de Türk Büyükelçiliği’nin bu konuda belirleyici rolü olduğunu söyleyen Yiğit devamla şunları söyledi: “Örnek, 2 Haziran’da Alman Federal Parlamentosu tarafından kabul edilen Ermeni Soykırımı yasa tasarısına karşı, Ankara organizeli ve bölgelerdeki başkonsoloslukların yönlendirmesiyle onlarca dernek ‘Bayrağını al da gel’, ‘Soykırım yapmadık, vatan savunduk’ başlıklı 1 Haziran’da Berlin’de düzenlenen gösteriye çağrı yaptı ve ücretsiz otobüs kaldırdı. Bunlardan bazıları kamuoyundan ve bulundukları şehirlerdeki resmi dairelerden gelen tepkiler ve projelerin kesilme tahdidi sonrası, bu kez de ‘biz destek vermedik’ şeklinde takkiye yaptı, gerçek dışı açıklamalara başladılar.”
Adil Yiğit son olarak da MİT’in, Avrupa’daki Türkiyeli göçmeler ve kurumları arka bahçesi olarak değerlendirerek faaliyetler yürüttüğünü, buna karşı Almanya’nın caydırıcı hukuki yaptırımları devreye koyması gerektiğini dile getirdi.
Adil Yiğit “Olası yeni yaşanacak Gergerlioğlu vakaları ve çıkar ilişkileri sonucu görmez gelme, Alman yasalarına karşı güven kaybına yol açacaktır” dedi.
Şaşırtıcı değil
Berlin Eyalet Milletvekili Hakan Taş da, Almanya’da Kürtlerin yaşadığı kentlerde MİT ajanların bulunmasının ve bunların sayısının da 6 bin civarında olmasının şaşırtıcı bir durum olmadığını vurguladı. Taş, Erdoğan’ın muhalif kesimleri ‘terörist’ ilan etmesinin de bu sayının artmasını sağladığını söyledi.
Taş’ın ifadeleri devamla şöyle: “Gazetecilik yapmak isteyen insanlar var. Burada büro açan gazete, TV ve ajanslar var. Bunlar yaptıkları kayıtları konsolosluk aracılığıyla devlet birimlerine aktarıyor. Sivil toplum kurumlarının temsilcileri, burada görevi yapan bazı siyasetçiler ya da onların uzantıları doğrudan Türkiye tarafından buraya gönderilmiş insanlar var. AKP’nin kendine yakın hissettiği ve AKP’yi destekleyen çatı kuruluşları var. Geçmişte Gülen Cemaati ile AKP teşkilatları birlikte çalışırdı. Özellikle Kürt kurumlarının etkinliklerini basın olarak gidip kayda alıp aktarıyorlar. Özellikle Türkiye’nin kendi insanlarına yaptığı çağrılar endişe ve dehşet verici. Bilgi aktarımı istiyor. İnsanlar “Devlete hizmet ediyorum” mantığıyla hareket ediyor. Devlet adına buruda ispiyonculuk yapıyorlar. Ajanlık yaptıkları zannediyorlar. Bir nevi devlet “James Bond olmak ister misin” diye sordu. Onlar da James Bond rolüne bürünmek istiyor.”
‘DİTİB’in Türkiye ile bağ kesilmeli’
DİTİB’in, MİT’in örgütlenmesinde önemli bir zemin olduğunu dile getiren Taş, Almanya’da DİTİB’e bağlı 900 caminin olduğunu söylüyor. Taş şunları vurguladı: “DİTİB’in sadece Almanya genelinde 900 camisi var. Bu camilerin kendi cemaatleri var. Her camide sadece 10 kişinin farklı çalışmalara katkıda bulunduğunu düşünse 9 bin kişi eder. 9 bin az bir rakam değil. Hepsi muhbir değildir diye düşünüyorum. Ama aralarında kesin var. Dolayısıyla Diyanet İşleri Başkanlığı’nın buradaki DİTİB camileriyle doğrudan bağlantısının kesinlikle kesilmesi gerekiyor. Türkiye’den gelen imamların, belki sadece imam işlerini üstlenmeyen imamların işlerine derhal son verilmesi gerekiyor.”
‘Takip ediliyoruz’ kaygısı
Gazeteci Elmas Topçu ise konuyu farklı bir açından değerlendiriyor. Topçu “Muhbirler olsa bile günlük işlerini yapmak zorundasın. Devam ettirmek zorundasın. Öyle paranoyak bir ortam yaratacağını düşünmüyorum. Türkiyeli kurumlar konusunda dikkatli olma durumları zaten yıllardır var. Çok şeyi değiştireceğini düşünmüyorum” ifadelerini kullandı.
Topçu’nun, Almanya’da Türkiye ile ilgili tartışmalar, DİTİB’in mercek altına alınması ve MİT ajanları konusundaki izlenimleri ise şöyle: “DİTİB’le ilgili tartışma Erdoğan’a destek verilmesinin öne çıktığı bir dönemde geldi. Aslında DİTİB’in fonksiyonu, Türkiye’den imamların gelmesi gibi konular uzun yıllardır tartışılıyor. Ancak muhbirler konusu o tartışmadan çok daha farklıdır. Bunu biraz da CDU ve SPD arasında seçimlere malzeme edilecek bir tartışma olarak görüyorum. Muhbirlere ilişkin iddiayı ortaya çıkaran CDU’ya bağlı İçişleri Bakanlığı’dır. Ama buna rağmen Türkiyeli muhbirlerin olduğu iddiası Merkel’in elini güçlendirir, SPD’yi yıpratır. Çünkü Almanya’da dış istihbarat ve Türkiye ile işbirliğini yöneten yer Merkel’e bağlı. Bu iddia Merkel’i yıpratmaz. Çünkü Merkel şu sıralar Türkiye ile işbirliğini sürdürmeye çok da meyilli değil. Türkiye ile işbirliği yapan kesim önümüzdeki seçimlerde kaybeden taraf olacak. Bu da SPD’lilerin yıpranmasına yarayacak.”
Kabul edilemez
Almanya Sol Parti Milletvekili Andrej Hunko da, 6 bin Türk ajanının kabul edilemez bir durum olduğunu söyledi. Hunko “Tabii ki çok ciddi bir durum. Paris’teki suikastla ilgili bilgilerimiz var. Hatırlıyoruz bunları. Netice olarak, kimin yaptığını bilmiyoruz. Yanlız tahminimizce kimin yapabildiğine dahil düşüncelerimiz var. Meclis’te gizli istihbaratları kontrol eden bir komisyon var. Orada bunların tartışılacağına inanıyorum. Bu durumun aydınlatılmasının Almanya Federal Meclisi’nin bir görevi olarak görüyorum. 6 bin Türk ajanının Almanya’da görevde olmasını kesinlikle kabul edemeyiz” dedi.
ERDAL ALIÇPINAR / KÖLN