Türk devleti yıllardır Avrupa ülkelerinde casusluk faaliyetleri yürütüyor. MİT Dış İlişkiler Dairesi eliyle yürütülen bu faaliyetler için, başta Türk konsolosları olmak üzere, görevlendirilmiş maaşlı-resmi öğretmenler, memurlar ve imamlar kullanılıyor. 

Türk devleti 2011 yılından itibaren, Almanya’daki esnaf, sanatkar ve ticari işletmeler içindeki ajanlık ve muhbirlik ağını yenilemiştir. Hem bu kesimleri hem Almanya’da yaşayan sivil toplumu izlemek üzere AKP ile organik ilişkileri olan Avrupalı Türk Demokratlar Birliği (UETD) kullanılmaktadır. Almanya’da Türkçe konuşan nüfusun artması ile birlikte, Türk devleti, öğretmenleri ve resmi tercümanları da bu faaliyetler için kullanmaya başlamıştır. 

Welt am Sonntag gazetesi, MİT’in Almanya genelinde 6 bin muhbirden oluşan bir ağı olduğunu, buna göre her 500 Türk kökenli başına bir muhbir düştüğünü belirtmişti.

Alman parlamentosunda, istihbarat teşkilatlarından sorumlu Alman Federal Meclisi Parlamento Kontrol Komitesi(PKGr), 2016 yılının Ağustosunda, MİT’in Almanya’daki faaliyetlerinin açığa kavuşturulmasını talep etmişti.

Alman Federal Haber Alma Teşkilatı(BND) da 2016 yılında, Türkiye’ye ilişkin bilgilenme ihtiyacı olduğunu belirtmiş; Federal Emniyet Dairesi, Dışişleri, İçişleri, Savunma ve Ekonomi Bakanlıkları ile birlikte Türkiye’yi “Aydınlatılması Gereken Ülke” ilan etmişti.

Bu faaliyetlerin en son örneği, Türk Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından, Almanya’da Diyanet İşleri Türk-İslam Birliği (DİTİB) camilerinde görevlendirilen resmi imamların casusluk faaliyetleridir.

Polis soruşturmaları, Türk imamların cami çevrelerini de kullanarak topladıkları bilgileri konsolosluklara ve MİT’e aktardıklarını açığa çıkardı. Federal Başsavcılığın soruşturma aşamasına geldiği anlaşılınca, casus imamları koordine eden Türkiye'nin Düsseldorf'taki Din Hizmetleri Ataşesi Ramazan Ilıkkan başta olmak üzere, skandala adı karışan imamlar Türkiye’ye geri çağrıldı.

Alman Devleti, kanıtları ve tanıklıkları ile sabit olan bu casusluk olayları için yıllardır aynı taktiği izliyor. Polis takibi ile açığa çıkarılan bu skandallar önce yazılı ve görsel medyada manşetlere çıkarılarak afişe ediliyor, sonra devletler arası krize neden olabilecek nitelikteki bu casusluk olaylarının üzeri örtülüyor. Almanya, kendi ülkesinde, Türk devletinin resmi görevlileri eliyle işlenen casusluk suçlarını açığa çıkardıktan sonra, Türk devletine karşı kullanılmak üzere bir “koz”a dönüştürüyor.

Bunun yakın örneği, 17 Aralık 2014 tarihinde Frankfurt havaalanında gözaltına alınan, Tayyip Erdoğan’ın danışmanı Muhammed Taha Gergerlioğlu’dur. Federal savcılık, Gergerlioğlu ve birlikte çalıştığı arkadaşları Ahmet Duran Yüksel ve Göksel Güler hakkında, Koblenz Yüksek Eyalet Mahkemesi’nde dava açtı. Alman polisi, bu üçlünün Belçika’daki faaliyetlerini yürüten ortakları Muhammed Çetin hakkında ise ciddi hiçbir soruşturma yapmadı ve dosyaya dahil etmedi.

Gergerlioğlu, polisin takibi ve telefon konuşmalarının dinlenmesi sonucunda gözaltına alınmış; kendisine ait birçok yazılı belgede başka insanlara ait bilgiler, nitelemeler ve insanların yaşam haklarını ihlal edecek ciddi bilgiler yer alıyordu. 

Alman polisi ve soruşturmayı yürüten Federal savcı, Gergerlioğlu ve arkadaşlarının Almanya’daki faaliyetlerine ilişkin belgeleri dosyaya değil sümen altına koydu. Dava dosyasında, Taha Gergerlioğlu’na ait notlarda Habur Gümrüğü’ne, Elazığ Tank Birliği’ne, Van emniyetine ilişkin bilgiler, Şırnak, Uludere, Beytüşşebap, Van ve İstanbul’da yaşayan birçok insanın yaşamını tehdit eder nitelikte bilgiler vardı. Fakat Almanya’daki faaliyetlerinden ötürü tutuklanan Gergerlioğlu ve arkadaşlarının Almanya’da topladıkları bilgiler yoktu.

Sonuçta, Tayyip Erdoğan’ın danışmanı, AKP Bursa milletvekili adayı Taha Gergerlioğlu’nun içinde yer aldığı büyük casusluk davası, Merkel-Erdoğan görüşmesi sonucunda kapatıldı.

Türk temsilcilikleri ile istihbarat örgütlerinin casusluk, muhbirlik, provokasyon, cinayet ve sabotaj suçları, Almanya-Türkiye çıkar ortaklığına ve BND - MİT derin ilişkilerine kurban edilmektedir. 

Almanya’nın “önce afişe et sonra üstünü ört” politikası olduğu gibi devam ettirilmektedir. Almanya’daki casus Türk imamlar skandalı da bir hafta sonra unutulup gidecektir.