
TARIQ HEMO/HABER/ANALİZ
Kazakistan’ın başkenti Astana’da 15 Eylül’de Esad rejimi ile ‘silahlı muhalefet’ olarak lanse edilen gruplarla görüşmesinin 6.turu yapıldı. Görüşmeler, İran, Rusya ve Türkiye’nin garantörlüğünde gerçekleşti. Astana’nın ilk 5 turunda gözle görülür bir sonuç ortaya çıkmamıştı.
İlk 5 turda, Esad rejimi ve silahlı grupların üyelerinin anlaştığı 13 noktada sadece bazı alanlarda yerel ateşkeslerin devamı, silahlı grupların yer değiştirmesi ve Şam’ın bazı bölgelerine insani yardımın ulaştırılması dışında ortaya çıkan bir gelişme yoktu.
Ancak genel anlamda savaş sürüyor. Esad rejimi ve onun yanında yer alan Lübnan Hizbullahı, İran, Afganistan ve Irak’tan gelen silahlı Şii güçler, Rusya’nın askeri desteği ile ‘silahlı muhalif güçler’ olarak takdim edilen gruplara karşı operasyonu sürdürüyor. Şam’da ve ülkenin güneyinde savaş var. Rejim bu alandaki silahlı grupları sıkıştırmaya ve dağıtmaya çalışıyor.
Rusya için amaç ise DAİŞ ve El Nusra dışındaki silahlı güçleri etkisiz kılmak, abluka ve dışarıdan yardımları kesilmesi yoluyla bu grupları teslim olmaya zorlamak.
Rusya, sırasıyla farklı bölgedeki bu grupları çıkartarak, yerel halkla yapılacak anlaşmalarla, muhalefet olarak ileri sürülen bu güçlerin elinden tamamen inisiyatifi almak istiyor.
Şu anda Şam, Humus, Halep ve Lübnan sınır bölgelerinde bir çok alanda anlaşmalar sağlanmış durumda. Bu anlaşmalar gereğince silahlı gruplar, ya silahlarıyla birlikte rejime teslim olmaya ya da bulundukları bölgeleri terketmeye zorlanıyor.
Rusya, bununla da yetinmiyor, bu gruplardan DAİŞ ve El Nusra’ya karşı açık bir şekilde tutum almalarını istiyor. Bütün bu hamleler, Esad rejimi üzerinde baskıyı azalttığı gibi rejim karşısında ‘muhalefet’ olduğu ileri sürülen bu grupların elinin zayıflamasına neden oluyor.
İran için Şam stratejik
İran da Rusya ile aynı düşünceleri paylaşıyor. İran rejim ordusunun, Şam’a yerleşmiş ve sivilleri kendisine kalkan olarak kullanan bu grupları tesirsiz hale getirmesini istiyor.
İran’ın gözü Şam’da. Şam, Tahran için bir anlamda stratejik bir yer konumunda. İran, Şam’da iktidar olanın kendi adamı ya da en azından kendi dostu olmasını arzu ediyor.
Şam’da Şiilerin kutsal mekanları da bulunuyor. Ayrıca Şam’da bulunmak, İran’a Lübnan üzerindeki etkisini korumasını, Hizbullah’a olan desteğini sürdürmesini sağladığı gibi İsrail’e karşı varlığının da garantisi demek.
Bunun dışında Deir ez Zor alanı ve Irak ile bütün sınır bölgesi oldukça stratejik bir konum arzediyor İran için. Bu bölgelere Esad ordusunun yerleşmesi, Tahran’ı Bağdat, Şam ve Beyrut’a bağlayan koridorun da korunması anlamına geliyor.
AKP’nin Suriye üzerindeki hesapları
Türk devleti, sözümona muhalefet geçinen grupları kendi çıkarları doğrultusunda kullanmak istiyor. Bu grupları, Suriye’de söz sahibi olan güçler karşısında elinde bir koz olarak tutmak istiyor.
AKP uzun süreden beri, Suriye politikasını gözden geçirmiş durumda. Artık, Esad rejiminin yıkılmasını bir hedef olarak görmüyor. Hatta rejimini kendi planlarını gerçekleştirmesi için ona yardımcı olmayı umuyor. Ya da Ankara’nın Suriye topraklarını işgal etmesine yeşil ışık yakılmasını bekliyor. Silahlı grupları kendi şemsiyesi altında toplayarak AKP, Suriye’de bir etki ve söz sahibi olmayı amaçlıyor. Tüm bunları da AKP stratejik hedefini gerçekleştirmek için kullanıyor.
Yani Rojava’nın çökertilmesi ya da Rojava topraklarının birleşmesinin önlemek, Akdeniz’e açılacak bir kapıyı engellemek. AKP’nin bekletisi sadece bununla da sınırlı değil. Bütün bunların dışında Rusya’da İdlib’e askeri bir müdahale için izin koparmaya çalışıyor. Bu konuda günün 24 saati, Rusya ve İran ile ilişki ve pazarlık halindedir.
Erdoğan’ın Astana görüşmeleri ile ilgili açıklamalarına bakılırsa, silahlı grupların sahada etkisinin boşa çıkarılması ve buna karşılık Türkiye’nin rolünün arttırılması gibi bir sonuç ortaya çıkıyor. Erdoğan, Astana görüşmelerinin Suriye krizinde ‘nihai çözüm’ olacağını iddia ediyor. Ancak O da, Suriye’deki durumun çok daha karışık ve sorunlu olduğunu biliyor.
Gruplar Nusra’ya karşı kullanılacak
7 yıldır devam eden ve yarım milyon insanın ölümüne, 10 milyon kişinin mülteci durumuna düşmesine ve ülkenin yüzde 70’nin tahrip olmasına neden olan savaş, bir kaç silahlı yerel grubun liderleriyle yapılan görüşmeyle çözülmeyecek. Zaten Suriye halklarına karşı terör uygulayan ve terör politikalarını yürüten ‘radikal cihatçı’ olarak bilenen bu silahlı grupların temsilcileri görüşmelere katılmıştı.
‘Ehrar El-Şam’, “Ceyş ul-İslam” ve “Şam Tugayı” gibi gruplar da bu görüşmelerde ‘Suriye devriminin temsilcileri’ olarak bulunmuştu.
İlginç olan ise şuydu, Astana’daki son görüşmelerden sonra yapılan açıklamada ve aynı zamanda silahlı grup sorumlulalarının ağzından El Nusra’nın İdlib’den çıkartılması ve oradaki yönetimin sivil bir halk meclisine verilmesi dile getirildi. Bu tutum, El Nusra’ya karşı ortak askeri bir operasyon anlamına geliyor.
Rusya ve İran’ın onayı ile Türk devleti bu grupları kullanarak İdlib’e bir saldırı başlatabilir. Orada askeri bir varlık oluşturabilir.
Astana’da bundan önceki 5 görüşmede olduğu gibi bir son görüşmede de Rojava’nın temsiliyeti yoktu. Türk devleti ve onun adamlarından oluşan bu ırkçı gruplar, Rojava temsilcileri ve MSD’nin görüşmelere katılmasına karşı çıkıyor. Onlar, Rojava ve MSD’nin katılımı olmadan da nihai bir çözümün olacağına inanıyor. Akıllarınca da bu çözümün uluslararası toplum tarafından kabul edileceğini sanıyorlar. Bu görüşleri, gerçeğe çok uzak.
Bu görüşmeler savaş durumunun pratikte sadece Rusya ve Esad rejiminin çıkarına uygun evrilmesine yarıyor. Rojava’nın alanlarında bir savaş yok. Rejim güçleri ve bu silahlı grupların güçleri de bulunmuyor. Bu yüzden MSD ve Rojava yönetiminin bu görüşmelere katılması o kadar da gerekli değil.
Rusya, Şam ve Suriye’nin güneyine Esad’ın ordusunu yerleştirmek ve etkisini arttırmak istiyor. Rojava’nın durumu ve federasyonun kabul edilmesi konusu, kısa bir süre sonra merkezle görüşülecek. Zaten nihai çözümün şekli bölgenin durumuna bağlı olacak. Çözüm aynı zamanda El Nusra ve DAİŞ’e karşı savaşla ilgilidir.
Suriye’nin huzura kavuşması, muhalefet olarak ileri sürülen silahlı grupların, DAİŞ ve El Nusra’nın tasfiye edilmesi için daha çok zaman geçmesi gerekecek. O zamana kadar QSD ve Rojava da daha fazla güçlenecek.
Daha 6 tur bile isterler!
Astana bu haliyle İran, Rusya ve Esad rejiminin çıkarınadır. Şimdiye kadar Astana’da 6 tur görüşmeler yapıldı. Böyle istedikleri gibi gittiği takdirde Rusya, İran ve Suriye rejimi daha 6 tur yapmayı da göze alabilir.
AKP de elindeki silahlı güçlerle içine atlayacağı ve pazarlık yapabileceği bir ortamı istiyor. AKP, halen Halep’deki pozisyonunu Moskova ve Şam’a şunu hatırlatıyor:”Biz olmasaydık, Halep elinize geçmeyecekti. Gelin İdlib üzerine de yeni pazarlıklar yapalım.”
Bunu söylerken gözü Rojava’da.
Ancak, Rojava’nın durumu Halep gibi değil. QSD, diğer gruplara benzemiyor. Uluslararası Koalisyon ile yürüyen bir ittifak durumu var. QSD’nin tarafında yer alan herkes onu yalnız bırakmayacak. Bugün Rojava, milyonlarca insanını hayatını koruyan bir coğrafya.
Bu yüzden ortaya çıkan tecrübenin, DAİŞ ve AKP’ye karşı her yol ve yöntem ile savunulması savunulması, uluslararası arenada insani bir göreve dönüşmüş durumda.