Şiyar PİR
Demokrat, devrimci, kolektif bir zihniyete sahip olmak isteyen her bir birey Türkiye’nin içinde bulunduğu handikaptan nasıl çıkabileceğine ilişkin görüş oluşturmalı, katkı sunabilmelidir.
Özellikle Türk halkı ve toplumu kendi yakın tarihini bilmelidir. İçinde bulunulan süreç itibariyle kan revan içerisine sokulmuş bir Türkiye gerçekliği söz konusudur. Türkiye’yi yönetenler, sözde halklar adına yönettiklerini iddia edenler, tamamen bir ölüm ve öldürme sevdalısına dönüşmüş durumdalar. Peki bu kadar günlük olarak ölüm ve öldürme gayreti içerisine giren gerçekliğin arkasında neler var? Kim kimi yok etmek istiyor, yok etmesinin nedenleri ve sebepleri nelerdir? İşte tam bu noktada özellikle Türkiye’nin sol ve sosyalist kesimlerinin bu sorulara doğru cevap oluşturma gibi görevleri var. Böyle bir çaba içerisine girmeyenler de sistemin sol ucu olmaktan öteye gidemiyorlar. Böylelikle Türkiye’nin demokratik devrim ihtiyacını karşılayamıyorlar. Bunun zihniyetini ve fiili eylemini ortaya çıkartamıyorlar.
Türkiye toplumunun özgür örgütlülüğü gelişmedikçe Türkiye demokratik bir evreye giremeyecektir. Bu da özgür Kürdü tanıma anlayışında ve zihniyetinde düğümleniyor. Özgür Kürt örgütlülüğü tanınmadıkça, incelenmedikçe, kabullenmedikçe, ilişkilenmedikçe Türkiye baskıcı ve faşist bir rejim olmaktan öteye gidemeyecektir. Her şeyden önce Kürtler ikinci sınıf olarak görülmemelidir, en demokratım diyen kesimlerin bile bu anlayışın aşılması konusunda fazla yol kat edemedikleri son birkaç yılda yaşananlara olan yaklaşımda görülebilmektedir. Özgür Kürt örgütlülüğünün eşittir Demokratik Türkiye örgütlülüğü anlamına geldiğini bilmek kadar önemli bir şey olabilir mi? Elbette olamaz. Böyle bir yaklaşım ise gram-gram, milim-milim ilerlemekle mümkün değildir. Böyle bir yürüyüş ile halklarımızı baskı ve kölelik düzeni altında tutmayı öngören bir zihniyet ve siyaset alaşağı edilemez. Dahası Kürt sorununu çözecek bir örgütlenme ve mücadele içerisine girilemez, alternatif bir örgütlülük geliştirilemez.
Türkiye’de halklara nefes aldırtmayan sistemin biraz hafifletilmesi temelinde mücadele etmek, Türkiye’nin ihtiyacı olan demokratik devrimi getiremez, gerçekleştiremez. Halklar düşmanı soykırımcı-sömürgeci faşist bir rejimin uygulamalarını hafifletme biçiminde girişimler ile değil, daha cesur ve daha radikal toplum örgütlülüğü esas alınmadıkça Türkiye toplumu demokrasiye olan özlemini gideremez.
Demek ki, örgütlü toplumun gücü, en büyük güçtür. Toplumun örgütlü gücünü ortaya çıkartanın, her türlü zaferi kazanacağı kesindir. İşte tam da bu noktada Türkiye’nin demokratik güçleri toplumu örgütleyip gücünü harekete geçiremediği için faşizm kol geziyor. Faşizm, antidemokratik uygulamaları istediği kadar, istediği biçimde toplum üzerinde gerçekleştirebiliyor, bastırıyor, susturabiliyor.
Demokratik güçler, sessizliğe bürünmüş kişiler ve partiler bilmelidir ki, tüm bunlar toplumdan kopuk oldukları için, toplumu eğitip örgütleyemedikleri için, toplumların gücünü açığa çıkarmadıkları için gerçekleşiyor. Faşizm, “nasıl olsa bana muhalif olan kesimleri bastırdım, korkuttum ve kendime tabi ettim. Benimle olunmazsa da direnme odaklarını, iradelerini kırdım” biçiminde düşünerek saldırıyor ve bastırıyor. Tüm bu özel savaşçılığa karşı mücadele edebilmek için de onun farkındalığının gelişmesi gerekiyor. Mevcut haliyle sadece söyleyen, bekleyen, işin kolayına kaçan, kendini bazı şeyler ile daraltan, temel toplumsal görevlerden uzak duran ölçülerle toplumun alternatif bir örgütlülük içerisine çekilmesi mümkün olmuyor.
Özgürlük tutkusu, örgüt ve eyleme nasıl dönüşecek? Pratik ve eylemsel sahaya nasıl yansıtılacak? Bu sorulara cevap bulmak zor değildir. O halde dönemin doğrusu; Türkiye’deki devrimci demokrat kesimlerin tüm toplumu kapsayacak bir örgütlülük içerisine girmeleridir. Herkese hitap edebilen, her kesimi kucaklayabilen bir mücadeleye start verilmesidir.
Toplumları yönlendirme ve istediği çizgiye çekmek için hep egemenler mi düğmeye basacak, işte düğme demokratik devrim ihtiyacının olduğuna iman edenlerin yanı başındadır. Bu kez düğmeye egemenler değil, faşizm değil; Mahirlerin, Denizlerin, İbrahimlerin ruhu basmalıdır. Bu ruh ile düğmeye basıldığında çıplak gözle görülebilecek devrimsel hamleler açığa çıkacaktır. Yaratıcı yol ve yöntemlerle etkili bir biçimde mücadele sürdürülürse devasa gelişmeler hızla gelişebilir, başarı kazanılabilir. Bunun tersi bir yaklaşım ve duruş ise düzenin koruyuculuğunu yapmaktan öteye gitmeyecektir. Türkiye’nin demokratik devrim ihtiyacı
Şiyar PİR
Demokrat, devrimci, kolektif bir zihniyete sahip olmak isteyen her bir birey Türkiye’nin içinde bulunduğu handikaptan nasıl çıkabileceğine ilişkin görüş oluşturmalı, katkı sunabilmelidir.
Özellikle Türk halkı ve toplumu kendi yakın tarihini bilmelidir. İçinde bulunulan süreç itibariyle kan revan içerisine sokulmuş bir Türkiye gerçekliği söz konusudur. Türkiye’yi yönetenler, sözde halklar adına yönettiklerini iddia edenler, tamamen bir ölüm ve öldürme sevdalısına dönüşmüş durumdalar. Peki bu kadar günlük olarak ölüm ve öldürme gayreti içerisine giren gerçekliğin arkasında neler var? Kim kimi yok etmek istiyor, yok etmesinin nedenleri ve sebepleri nelerdir? İşte tam bu noktada özellikle Türkiye’nin sol ve sosyalist kesimlerinin bu sorulara doğru cevap oluşturma gibi görevleri var. Böyle bir çaba içerisine girmeyenler de sistemin sol ucu olmaktan öteye gidemiyorlar. Böylelikle Türkiye’nin demokratik devrim ihtiyacını karşılayamıyorlar. Bunun zihniyetini ve fiili eylemini ortaya çıkartamıyorlar.
Türkiye toplumunun özgür örgütlülüğü gelişmedikçe Türkiye demokratik bir evreye giremeyecektir. Bu da özgür Kürdü tanıma anlayışında ve zihniyetinde düğümleniyor. Özgür Kürt örgütlülüğü tanınmadıkça, incelenmedikçe, kabullenmedikçe, ilişkilenmedikçe Türkiye baskıcı ve faşist bir rejim olmaktan öteye gidemeyecektir. Her şeyden önce Kürtler ikinci sınıf olarak görülmemelidir, en demokratım diyen kesimlerin bile bu anlayışın aşılması konusunda fazla yol kat edemedikleri son birkaç yılda yaşananlara olan yaklaşımda görülebilmektedir. Özgür Kürt örgütlülüğünün eşittir Demokratik Türkiye örgütlülüğü anlamına geldiğini bilmek kadar önemli bir şey olabilir mi? Elbette olamaz. Böyle bir yaklaşım ise gram-gram, milim-milim ilerlemekle mümkün değildir. Böyle bir yürüyüş ile halklarımızı baskı ve kölelik düzeni altında tutmayı öngören bir zihniyet ve siyaset alaşağı edilemez. Dahası Kürt sorununu çözecek bir örgütlenme ve mücadele içerisine girilemez, alternatif bir örgütlülük geliştirilemez.
Türkiye’de halklara nefes aldırtmayan sistemin biraz hafifletilmesi temelinde mücadele etmek, Türkiye’nin ihtiyacı olan demokratik devrimi getiremez, gerçekleştiremez. Halklar düşmanı soykırımcı-sömürgeci faşist bir rejimin uygulamalarını hafifletme biçiminde girişimler ile değil, daha cesur ve daha radikal toplum örgütlülüğü esas alınmadıkça Türkiye toplumu demokrasiye olan özlemini gideremez.
Demek ki, örgütlü toplumun gücü, en büyük güçtür. Toplumun örgütlü gücünü ortaya çıkartanın, her türlü zaferi kazanacağı kesindir. İşte tam da bu noktada Türkiye’nin demokratik güçleri toplumu örgütleyip gücünü harekete geçiremediği için faşizm kol geziyor. Faşizm, antidemokratik uygulamaları istediği kadar, istediği biçimde toplum üzerinde gerçekleştirebiliyor, bastırıyor, susturabiliyor.
Demokratik güçler, sessizliğe bürünmüş kişiler ve partiler bilmelidir ki, tüm bunlar toplumdan kopuk oldukları için, toplumu eğitip örgütleyemedikleri için, toplumların gücünü açığa çıkarmadıkları için gerçekleşiyor. Faşizm, “nasıl olsa bana muhalif olan kesimleri bastırdım, korkuttum ve kendime tabi ettim. Benimle olunmazsa da direnme odaklarını, iradelerini kırdım” biçiminde düşünerek saldırıyor ve bastırıyor. Tüm bu özel savaşçılığa karşı mücadele edebilmek için de onun farkındalığının gelişmesi gerekiyor. Mevcut haliyle sadece söyleyen, bekleyen, işin kolayına kaçan, kendini bazı şeyler ile daraltan, temel toplumsal görevlerden uzak duran ölçülerle toplumun alternatif bir örgütlülük içerisine çekilmesi mümkün olmuyor.
Özgürlük tutkusu, örgüt ve eyleme nasıl dönüşecek? Pratik ve eylemsel sahaya nasıl yansıtılacak? Bu sorulara cevap bulmak zor değildir. O halde dönemin doğrusu; Türkiye’deki devrimci demokrat kesimlerin tüm toplumu kapsayacak bir örgütlülük içerisine girmeleridir. Herkese hitap edebilen, her kesimi kucaklayabilen bir mücadeleye start verilmesidir.
Toplumları yönlendirme ve istediği çizgiye çekmek için hep egemenler mi düğmeye basacak, işte düğme demokratik devrim ihtiyacının olduğuna iman edenlerin yanı başındadır. Bu kez düğmeye egemenler değil, faşizm değil; Mahirlerin, Denizlerin, İbrahimlerin ruhu basmalıdır. Bu ruh ile düğmeye basıldığında çıplak gözle görülebilecek devrimsel hamleler açığa çıkacaktır. Yaratıcı yol ve yöntemlerle etkili bir biçimde mücadele sürdürülürse devasa gelişmeler hızla gelişebilir, başarı kazanılabilir. Bunun tersi bir yaklaşım ve duruş ise düzenin koruyuculuğunu yapmaktan öteye gitmeyecektir.