Cenap ÖZEK

Rütbesiz asker üniformalı Erdoğan’ın saraya kapılanıp ihale avlama derdindeki arabesk sanatçıları ile zurna ve göbek havaları eşliğinde yaptığı sınır şovu, bize bu lümpen faşizminin hangi irtifada seyretmekte olduğu konusunda fikir verse de, selfie çeken uzman çavuşun tasallutu altında renkten renge giren genelkurmay başkanının hali, işin artık çivisinin çıktığının resmen ilanı oluyor. Böyle beyin yakan bir absürdlük kendisini daha ne kadar yaşatabilir? Buna ancak içinden geçmekte olduğumuz konjonktürün niteliğine dair sağlıklı saptamalar yapabildiğimiz oranda isabetli yanıtlar verebiliriz.

Yıllardan beri dünyanın en önemli çatışma bölgesi konumundaki Ortadoğu, yeni bir müdahale dalgası ile hızlı bir ısınma sürecine girmiş durumda. Batı kapitalizminin enerji ve ticarete olan bağımlılığı dolayısıyla yüzyılı aşkın bir süredir yangın yerine çevirdiği bu bölge şimdi egemenlik iddiasında olan her ülkenin kendisini bir şekilde müdahil olmak zorunda hissettiği bir hesaplaşma alanına dönmüş durumda. ABD, İsrail ve Suudi Arabistan ile bir tür koalisyon oluşturarak İran’a yönelik bir müdahalenin imkanlarını olgunlaştırmakta. ABD açısından bu olgu bir keyfiyet olmaktan çıkmış ve zorunluluk haline gelmiş durumda. Çünkü İran hem doğal gaz ve petrol rezervleri dolayısıyla hem de son yıllarda bölgedeki etki alanını yayarak güçlendiren konumu nedeniyle ABD’nin elini zayıflatan bir faktör konumunda.

ABD karşıtlığı nedeniyle Rusya ile benzer fazda bir duruş sergilemesi yanı sıra özellikle tehditkar Çin ekonomisinin en önemli enerji tedarikçilerinden biri olması ve son olarak da Türkiye’nin NATO müttefikliğini tartışmalı hale getiren Astana sürecinde oynadığı faal rol, onu neredeyse bölgenin en etkili gücü haline getirmekte. Nitekim gerilimin tırmanmakta olduğu bu son dönemde Çin’in de fiili olarak bu oyuna dahil olacağına dair açıklamalar, ABD’nin hazırlıklarını hızlandırmasına yol açmış bulunuyor. İran’a karşı askeri opsiyon da dahil sert müdahale yanlısı kadroların kilit noktalara getirilmesi; İngiltere ve Fransa gibi kadim müttefikleri aktif göreve çağıran girişimler ve bölgede Amerikan askeri varlığının reorganizasyonu hep bu yönlü bir hazırlığın unsurları.

Diğer yandan Putin liderliğindeki Rusya’nın ulusal şahlanışın bir garantörü olarak gördüğü militarizasyon, özellikle Suriye’ye müdahalesi sonrası meyvelerini vermekte ve onu bölge açısından sözü dinlenen bir otorite haline getirmektedir. Ekonomik örgütlenmesi dolayısıyla Çin benzeri ulusal pazarlar üzerinden hegemonya kurabilme yeteneği bulunmayan Rusya, enerji koridorları üzerinde bir hakimiyet yoluyla Batı Avrupa’da bir talep yaratmakta ve kalkınma stratejisini buna göre belirlemektedir. Ancak Ortadoğu bağlamında zorunlu olarak girdiği maliyetli angajmanlar Rusya’nın ekonomik büyüklüğünü aşan bir nitelik almaya başladıkça bölgeden ekonomik menfaat sağlama arayışları da artmakta, bir yandan silah ticareti, diğer yandan başta Kürdistan petrolleri olmak üzere Rosneft üzerinden yaptığı anlaşmalarla bu açığı kapatmaya çalışmaktadır.

Bölgedeki faaliyeti açısından İran’la ilişkileri Amerikan karşıtlığı temelinde ittifak ama ekonomik çıkarlar açısından örtülü bir rekabet şeklinde sürmektedir. Tam da bu noktada Batı ile kavgalı ve NATO içinde bir çıban başı hüviyeti ile Türkiye, Rusya’nın oyun planında stratejik bir muhteva kazanmaktadır. Rusya ve İran, Türkiye’nin bir NATO üyesi olması dolayısıyla karşı karşıya bulunduğu riskleri hesap ederek büyük bir sabır ve hassasiyetle Erdoğan rejimini Batı bloğundan koparma konusunda son derece cömert tavizler vermekte ve cesaretlendirici bir diplomasi uygulamaktadırlar. Bu bakımdan Efrîn işgali yalnızca bir başlangıçtır. Görünen o ki Rus vizesiyle Türkiye’nin gideceği daha çok yer vardır. Üstelik bu durum içerde muazzam bir ekonomik kriz ile birlikte neredeyse bütün kredisini yitirmekte olan ve geleceğini Suriye - Irak merkezli bir fetih savaşıyla endekslemiş bulunan Türkiye’nin Erdoğan sonrasını da kapsayacak bir yapısallığa doğru evrilmektedir.

Erdoğan bir yandan Rus icazeti ile Kürt coğrafyasında bir talan peşinde koşarken kendisini tahkim ettiği oranda elinin yükseleceği ve bunun ABD ile pazarlıkta avantaj sağlayacağı kanaatindedir. Bu şekilde kendisini uluslararası alanda bunaltan basınçtan kurtulma hesapları yapmakta ve batı ile müttefikliğini fiyatlandırmaktadır. Ortadoğu coğrafyasının kaygan zemini bu siyasete daha bir süre hayat verecek gibi görünüyor. Erdoğan’ın yolu belalı bir kavşakta son bulacaktır. Ama o zamana kadar çektireceği acılara da katlanmak gerekecektir.