Yarın Ankara’da Türkiye’nin demokratikleşmesi konusunda önemli bir konferans yapılacak. Çağrıcıların içinde Yaşar Kemal ve Vedat Türkali gibi büyük romancı ve sosyalistlerin bulunması konferansın ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Bu büyük insanlar Türkiye’nin demokratikleşmesi ve Kürt sorununun çözümü arasındaki bağı en iyi bilenlerdir. Yaşam tecrübeleri bunu onlara göstermiştir. Kürt sorununun çözümü konusunda bu kadar tutarlı olmaları da bu tarihsel yaşanmışlıklardan süzülen tecrübenin, hatta bilgeliğin sonucudur.

Türkiye’de sağ iktidarlar ve kendilerinin Kemalist olduğunu söyleyenler hep Kürtlerin düşmanlığını yapmışlardır. Tek milletli ulus yaratma temel amaçları olmuştur. Bugün de hala devletin bu amaçtan vazgeçtiği söylenemez. Ancak Kürtler, sosyalistler ve gerçek demokratların mücadelesiyle bu politika yürütülemez hale gelmiştir. Bu nedenle Kürt’ten söz ederek dil ve kültür alanında belirli bir yumuşamaya gitmişlerdir. Şimdi İmralı ile görüşmeleri ve kendilerini Kürt sorununda belirli adımlar atma zorunda görmeleri de onlarca yıl yürütülen mücadelenin sonucudur. Hatta yüzyıllık bir mücadelenin sonucu bu noktaya gelindiği söylenebilir.
Bu süreçle birlikte kendine sosyalist diyen bazı çevreler tamamen demokratikleşme ve Kürt karşıtı bir tutum takınmışlardır. Aynı eski iktidarlar gibi vatanı bölüyorlar teranesi yapmaktadırlar. Kürtlere karşı en kirli savaş veren Ergenekoncularla neo-ittihatçılarla aynı kafadadırlar. Doğu Perinçek’in İşçi Partisi gibi çevrelerden söz ediyoruz. TKP bu düzeyde olmasa da bu sürece olumsuz yaklaşan ve tersinden bakan bir duruş içindedir. Sürece Kürtler, Kürt Özgürlük Hareketi, Kürtlerin mücadelesi sonucu bir uzlaşma ortamı yaratması ekseninde değil de tamamen sözde bir AKP karşıtlığı üzerinden bakıyorlar. Bu olumsuz duruşlarını da sınıf hassasiyeti gibi bir kavramla örtmeye ve meşrulaştırmaya çalışıyorlar.
Sosyalistlerin ve solun önemli bir kesimi de bu süreci destekliyorlar. Bu nedenle Ankara konferansına katılanlar içindedirler. Kürt sorununun çözümü ve demokratikleşme konusunda bu sürecin tarafı olma ve müdahale etme pozisyonunda bulunuyorlar. Bu sürecin Türkiye’nin demokratikleşmesi temelinde Kürt sorununun çözülmesi doğrultusunda sonuçlanması için bir çaba içerisindedirler. Bunlar zaten Ankara konferansında tutumlarını daha açık ve net ortaya koyacaklardır.
Esas üzerinde durmak istediklerimiz ise ÖDP ve Halk Evleri gibi bu önemli süreçte Kürt halkı ve demokrasi güçleri yanında durması gereken kesimlerdir. Bu kesimler sosyalist sol içinde önemli bir eğilimi temsil ediyorlar. Belirli bir etki güçleri de var. Ancak devrimcilik ve sosyalizm adına uzun süre hem de kritik dönemlerde hep orta yerde durmaları kimi olumsuz etkilerde bulunmaktadır. Solun birleşmesi ve ortak davranması konusunda önemli roller üstlenmesi gereken bu kesimler bu duruşları nedeniyle devlete karşı yürütülen mücadelede olumsuz etkide bulunuyorlar. Ya da sol demokratların tümünü harekete geçmede kendilerinden beklenen rollerini oynayamıyorlar. Bu açıdan bu kesimlerin durumunun özenle değerlendirilmesi gerekir. Biz önemsiyoruz, çünkü duruşlarının hem olumlu hem de olumsuz etkilemede rolleri olduğunu düşünüyoruz.
Geçen gün İMC’de bu eğilimin iki önemli ve değerli temsilcisini dinledik. Gerçekten de bir yönüyle şaşırdık. Kürt Özgürlük Hareketi’ni anlama konusunda yanılgılar taşındığını gördük. Özgürlük Hareketi’nin kırk yıllık pratiği nedir? Bugün soruna nasıl bakıyor? Bu konularda objektif ve gerçekçi bakış yerine, demokratik siyasal alanda söylenen bir sözü ya da kimi çevrelerin Kürt Özgürlük Hareketi hakkında yaratmak istedikleri bir algıyı Kürt Özgürlük Hareketi’nin tutumuymuş gibi ele almaları ve bunun üzerinden değerlendirme yapmaları şaşırtıcı olmuştur. Daha objektif ve daha dikkatli değerlendirmeler yapmaları gerekir. Böyle değerlendirmelerde bulunmak tabii ki bir eksikliktir. Anlaşılıyor ki Kürt Özgürlük Hareketi’ni doğru anlama sorunları var. Bunda Kürt Özgürlük Hareketi’nin kendini anlatma yetersizliğinin payı da görülebilir, ama sözünü ettiğimiz çevrelerin süreci olduğundan farklı ele alma ve gösterme yaklaşımları da ciddi bir eleştiri konusudur.
Kürt Özgürlük Hareketi Ortadoğu’da her türlü egemenlikçi yaklaşıma karşı bugüne kadar mücadele vermiştir. Özgürlükçü demokratik ve sosyalist bir çizginin temsilcisi olmuştur. Bugün bu çizginin Ortadoğu’daki en önemli temsilcisidir. Antiemperyalizmin de, antikapitalizmin de gerçek temsilcisidir. Bunu görmemek, anlamamak gerçekten izaha muhtaçtır.
PKK ne Türkiye’de ne de Ortadoğu’da bir hegemonun kuyruğuna takılacak ya da dayanağı olacak bir hareket değildir. Bunu düşünmek bile abesle iştigaldir. Kürt Özgürlük Hareketi’nin kırk yıllık mücadelesi sonucu Türkiye’nin demokratikleşmesi ekseninde devletle bir uzlaşma aramasını bugün iktidarda AKP Hükümeti var diye sağa sola çekiştirmek doğru olmaz. Yıllardır verilen mücadele ortadadır. On bin siyasi tutuklu vardır. Kırk yıllık mücadelenin en büyük çatışmaları bu son iki yılda olmuştur. Gelinen noktada bir uzlaşma ve demokratik çözüm arayışı varsa bunu anlamak gerekir. En başta da sosyalistlerin anlaması gerekir.
Bu süreç bir mücadeledir. Eğer başta sosyalistler olmak üzere demokrasi güçleri aktif ve müdahil olursa demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü konusunda adımlar gelişir. Kendiliğinden bir şey tabii olmaz. Ancak Kürt Özgürlük Hareketi AKP ile uzlaşarak içeride hegemonik İslamcı bir sistem kuracak, dışarıda da yeni Osmanlıcılık hamlesi olacak demek gerçekten de demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümü temellerini ve diyalektiğini anlamamak olur. Bu süreç gelişir ve belli bir sonuca ulaşırsa Türkiye’de her türlü hegemonik eğilim kırılacak, Türkiye Ortadoğu’da tüm halklarla daha demokratik ve eşitlikçi bir yaklaşım ve ilişki içine girecektir. Şimdi bunu tersinden ele almak süreci ve arkasındaki tarihi anlamamaktır.
Her kim ki Türkiye’yi AKP’nin, siyasal İslamcıların ya da başka güçlerin, hatta eski hegemonik arayış içinde olanların bu eğilimlerini geriletmek ve Ortadoğu’da dış güçlere karşı daha dik duruşlu bir ülke haline getirmek istiyorsa bu sürecin parçası olmalıdırlar diyoruz. Bu sürecin karakteri sosyalistlerin ve sol demokratların böyle davranmasını gerektirmektedir. Diğer yaklaşımlar yüzeysel ve temelsiz yaklaşımlardır.
Bir daha belirtelim ki, bu konferans  demokratikleşme ve Kürt sorununun çözümünün gündemde olduğu bir süreçte tarihi bir fırsattır ve herkes bu tarihi fırsatta tutumunu ortaya koymalı, rolünü oynamalı ve Türkiye’nin geleceğinde söz sahibi olmalıdır.