Meclis açıldı, yeni seçilen vekiller yemin etti, adaylar gösterildi ve Meclis Başkanlığı seçimi süreci başladı. Belli ki yeni yapılanmanın ilk adımı meclis başkanlığı seçimi oluyor. Tabi bu da yeni hükümetin kurulması arayışlarıyla birlikte yürütülüyor. Başta CHP Adayı Deniz Baykal olmak üzere tüm partilerin meclis başkanı adayları görüşme ve çalışmalarına başlamış bulunuyor.

Peki yeni dönemde TBMM Başkanı kim olacak? Aslında bu, bir yerde yeni hükümetin nasıl kurulacağını da belirleyecektir. Dolayısıyla yeni hükümetin kuruluş çalışmaları da derinden ve yoğun bir biçimde yürütülmeye başlamış durumdadır.

Peki 7 Haziran seçimi ardından kurulacak yeni hükümet nasıl olacaktır? Kuşkusuz bu soruya verilecek cevap ülkemizin ve toplumumuzun geleceği açısından çok önemlidir. Bu da kimlerin yeni hükümeti kuracağından çok, Türkiye’nin neye ihtiyacı olduğunun doğru belirlenmesine bağlıdır. 

O halde yeni dönemde Türkiye’nin ihtiyacı nedir? Ülkemizin ve toplumumuzun neye ihtiyacı vardır? Yeni meclis başkanını seçer ve yeni hükümeti kurarken nelere dikkat etmek gerekir?

Bu sorular kapsamında düşünüldüğünde, öncelikle sorunu yeni hükümetin kimler tarafından kurulacağı biçiminde ele almamak gerektiğini tespit etmek önem taşımaktadır. Kimler tarafından kurulacağından çok, yeni hükümetin nasıl bir programla çalışacağı ve hangi yönde ilerleyeceği konusu önemli olmaktadır.

Soruna buradan baktığımızda, aklı başında herkes kabul eder ki, otuz beş yıldır 12 Eylül faşist-askeri rejimi altında inleyen ülkemizin ve toplumumuzun çok ciddi ve köklü bir demokratikleşmeye ihtiyacı vardır. Bu kadar uzun bir zaman geçmiş olmasına rağmen, ülkemiz bir türlü 12 Eylül faşist sisteminden kurtulamamıştır. Dolayısıyla 12 Eylül faşist sisteminden kurtulmak ve köklü bir demokratik dönüşüm yaşamak ülkemiz için çok acil ve ertelenemez bir görev durumundadır.

Eğer ihtiyaç 12 Eylül faşizminden kurtuluşu getirecek olan demokratik dönüşüm ve yeniden yapılanma ise o halde yeni meclis başkanı ve hükümet böyle bir demokrasi programını esas alan ve uygulayabilen bir hükümet olmak zorundadır. Bunun dışındaki bir yolun ülkemizi faşizmden kurtaramayacağı ve demokratik bir yaşamı getiremeyeceği açıktır.

Söz konusu demokratik yeniden yapılanma programını da 7 Haziran seçiminin ortaya çıkardığı meclisin bileşimi belirlemektedir. Yani kadın özgürlüğü ve eşitliği, Kürt sorununun çözümü, ulusal ve dinsel kimliklerin özgürlüğü, en geniş ifade ve örgütlenme özgürlüğü böyle bir demokratikleşme programının temelini oluşturmaktadır.

Peki böyle bir demokratik dönüşüm programını kim veya hangi partiler esas alabilir ve uygulayabilir? Bunu hangi partilerin yapabileceği konusunda şimdilik açık bir şey belirtmeyelim ama böyle bir programı esas alıp uygulayacak bir hükümetin HDP’siz olamayacağını net olarak belirtelim. 

Şimdi herkes bu gerçeği görmek ve kabul etmek zorundadır. Eğer günümüzde Türkiye’nin ihtiyacı demokratik değişim ve yeniden yapılanma noktasındaysa, bunu gerçekleştirecek hükümetin olmazsa olmazının da HDP’yi içermek olduğu açıkça ortadadır. HDP’siz bir hükümetin günümüz Türkiye’sinde demokratik ve barışçıl olamayacağı kesindir.

Tabi bununla birlikte ikinci önemli bir husus daha vardır. HDP’li bir hükümetin ülkemizi demokratik dönüşüme uğratabilmesi için, barış ve demokratik çözümün mimarı ve sözcüsü olan PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın mevcut koşullarının değiştirilmesi de şarttır. Yani mevcut meclisin bir Demokratik Kurucu Meclis olabilmesi ve yeni hükümetin bir demokratik yeniden yapılanma hükümeti olabilmesi için yeni siyasi sürecin demokratik çözüm süreci ile birleştirilmesi gerekir. 

Şimdiye kadar İmralı’da yürütülmüş olan diyalog ve tartışmaların bir demokratik çözüm sürecini geliştirecek müzakere süreci haline gelebilmesi için PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın özgür yaşam ve çalışma koşullarının sağlanması şarttır. Çünkü adil ve eşit bir müzakere olabilmesi için tarafların özgürce hareket edebilmesi gerekir. Kürtlerin baş müzakerecisi de PKK Lideri Abdullah Öcalan’dır. 

Demek ki ülkemizde yeni siyasal sürecin barış ve demokratik dönüşüm temelinde olabilmesi için iki şartın gerçekleştirilmesi gerekir: Birincisi, yeni hükümette HDP’nin mutlaka yer alması, ikincisi ise PKK Lideri Abdullah Öcalan’ın özgür yaşam ve çalışma koşullarının sağlanmasıdır. 

O halde başta HDP olmak üzere tüm partiler hem meclis başkanlığı seçiminde ve hem de hükümet kuruluşunda bu gerçekleri esas almak zorundadır. Başta HDP, böyle tarihsel bir misyondan ve görevden kaçınamaz ve böyle bir sürece öncülük etmekle yükümlüdür. 

MHP ve Lideri Devlet Bahçeli’nin böyle bir demokratikleşme sürecine olumsuz yaklaştığı ve karşı durmaya çalıştığı gözlenmektedir. Tabi bu, talihsiz ve ters bir duruştur. Böyle bir duruş söz konusu güçleri 12 Eylül faşist rejimiyle aynı kefeye koyacak ve ısrar edilmesi durumunda aşılmasını getirecektir.

Seçim sonrasında en aktif partinin CHP olduğu görülmektedir. Meclis başkanı adayı olarak eski genel başkan Deniz Baykal gösterilmiştir. Adaylar arasında en faal olan da Deniz Baykal’dır. Deniz Baykal’ın sadece meclis başkanı seçimi ile değil, aynı zamanda hükümet kuruluşu ile de ilgilendiği açıktır. Dolayısıyla CHP Adayı Deniz Baykal’ın hükümet kurma çalışmaları yaparken bu gerçekleri görmesi, HDP’siz bir AKP-CHP koalisyonu üzerinde çalışmaması gerekir.

Kuşkusuz meclis aritmetiğine göre bir AKP-CHP hükümeti kurulabilir. Böyle bir koalisyonun içte ve dışta önemli bir gücü de olabilir. Fakat HDP’siz bir AKP-CHP koalisyonunun demokratik değişim ve yeniden yapılanmayı getiremeyeceği, faşist sistemi incelterek restore etmeye çalışacağı, bu nedenle de yeni bir savaş hükümeti olmaktan kurtulamayacağı açıktır. Dolayısıyla bir AKP-CHP koalisyonu olacaksa, bunun barışı ve demokratik yeniden yapılanmayı getirebilmesi için HDP’yi de içine alması şarttır.

Tabi mevcut partiler açısından en zor şey AKP ile bir koalisyon hükümeti kurmaktır. Çünkü bu, AKP’nin kaldırılmaz kirli yüklerine ortak olmayı getirir. AKP’nin sadece kendini akıllı sanan yöneticilerinin bu gerçeği görmesi ve bilmesi gerekir. Bir de Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın esiri olmaktan kendini kurtarması önemlidir.

AKP’nin 7 Haziran seçimini kaybetmesinde Tayyip Erdoğan’ın konuşmalarının etkisi olmuştu. Şimdi de “Güneyimizde bir Kürt devleti kurulmasına asla müsaade etmeyeceğiz” diyerek AKP’yi hükümet dışında bırakacak bir sonuca doğru gitmektedir. Çünkü bu kadar Kürt ve Rojava düşmanlığı ile demokratik bir hükümete katılmak mümkün değildir.

Ülkemiz çok kritik ve tarihi bir süreçten geçmektedir. Ya demokratik yeniden yapılanma olacak, ya da yeni bir kan deryası yaşanır hale gelecektir. Bunun ortası artık kalmamıştır. Dolayısıyla herkes aklını başına toplamalı, eğer demokratik dönüşüme katılamıyorsa, o zaman hiç olmazsa yeni kan deryasına da ortak ve zemin olmamalıdır.