Artık Kasım ayına giriyoruz. Ama dondurucu soğukların dağları bastığı şu sırada savaş hala devam ediyor. Hız kesmeden. Asker cenazeleri sıra sıra köylerine, kasabalarına gönderiliyor.
Nasıl oluyor bu? Bilmiyorum. Bildiğim şu; “darbe” oyununa gelen ordu savaşma kabiliyetini yitirdi. Dağları havadan bombalama dışında ordu “operasyona” çıkmıyor. Düşünün kelle koltukta bugün dağa çıkan subay, ast subay, uzman çavuş, yarın FETÖ’cülükten tutuklanıp tutuklanmayacağını kestiremiyor. Nasıl savaşsın garip.
Ama askeri dağa yaya süremeyen Hükümet “silahsıza” karşı pek yaman.
Seçilmiş belediye başkanlarını “kahramanca” tutukluyor. Cudi’ye giremese de, belediye binalarına giriyor. Sivil halkı gazla, şu Allah’ın kışında basınçlı buz gibi suyla dağıtıyor. Sonra gevrek gevrek gülerek, gerdan kırarak, göz kırpıp, kaş oynatarak “halk Kışanak’la Anlı’yı desteklemek için sokağa çıkmadı” deyiveriyor.
PKK sınırlarını delik deşik etmiş. Ne gireni tutabiliyor. Ne çıkanı. Ama HDP Eşbaşkanı Figen Yüksekdağ’a “yurtdışına çıkma yasağı” koymuş. “Kaçma” ihtimali varmış. Ben bir şey diyeyim mi: Figen Yüksekdağ karşı karşıya olduğu bu kadar amansız tehditlere rağmen hala bu topraklarda mücadelesini sürdürüyorsa, bu onun “kaçamadığından” değil... İş teslim olmamak için yurt dışına çıkmaya kaldı mı, bu ülkenin devrimcisini hiç bir “hudut” bekçisi tutamaz. Onların bir adı da “sınır tanımayan devrimciler”dir...
HDP’ye karşı kabadayılığa bakmayın: Tel Afar’da kepaze oluyor. Ne diyordu; “Telafer de bizden sorulur...” “Şii yönetimli Haşdi Şaabi’nin Tel Afar’a geleceği varsa göreceği de var...” Vay vay...
Buyurun haberi okuyun:
“Tel Afar ve Baaj hattında Haşdi Şaabi tarafından operasyon başlatıldı. Komutan Ali Ferhan, hedeflerinden söz ederken, alana girmesi durumunda Türkiye'yi DAİŞ ile aynı kefede ele alacakları uyarısında da bulundu.”
Ne olacak şimdi? Hiç bir şey olmayacak. Bizimki konuşmaya devam edecek.
Örneğin “Efrin’e de gireriz” diyecek.
O böyle desin de biz yine haberlere bakmaya devam edelim.
“Devrimci Güçler, Şehba bölgesine bağlı El-Wehşiye köyü ve mezrasını, Fafîn köyünü ile buradaki çimento fabrikasını, Kefer Qaris köyü, Til Sûsin köyü ve Til Sûsin mezrası ve tren istasyonunu DAİŞ çetelerinden kurtardı.”
Devrimci Güçler, göreceksiniz Erdoğan’dan önce El Bab’ta olacak.
Bizimki “Rakka” mı demişti. Çok iyi. Ne oldu? “Obama’yla konuştuk, ona dedim ki, o bana dedi ki” falan filan. Kahvehane sohbeti tadında lafları bırakalım. Amerikalı General “sen Rakka’da yoksun, YPG ağırlıklı Suriye Devrim güçleri orada olacak” deyiverdi.
Merkel’i “korkuttum” diye övünüp duruyor ya. Aldırmayın. Merkel ne ki? Karşında BM var. Okuyalım:
“Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği Sözcüsü Ravine Shamdasani, düzenlediği basın toplantısı ile eşbaşkanların gözaltına alınmasını kınadı. “Eşbaşkanların gözaltına alınması son aylarda Kürt seçilmiş belediye başkanlarına ve Kürtlere dönük saldırıların son örneğidir” diyen Shamdasani, Türkiye’yi insan haklarına saygı duymaya çağırdı.”
Ne demiştik? Dolar hapşırınca, Saray zatürre olur.
Hapşırmaya başladı bile. Cuma günü dolar 3.13’ü bulmuştu. Hele bir “üç buçuk” olsun, ben o zaman size kimlerin “üç buçuk” attığını bir başka yazıda anlatırım.
Erdoğan “ben yalnız bir adamım” demeye başladı. Başı “içerden”, “sistemden” belaya girecek. Sistem dışına gelince... Türkiye çoktan beri onunla başını belaya soktu zaten.
Bütün belediye başkanlarını, bütün vekilleri hapse atsa...İçerideki on bin HDP-DBP’li tutsağa bir yüz bin daha eklese...Sivil insanların şehirlerde “iki kişi yanyana gezmesini” bile yasaklasa, inanın işi bitiktir. Çünkü bu sayılanlar Saray’ı tehdit etmiyor.
Saray’ı tehdit eden asıl güçler karşısında Erdoğan çaresizdir. Ne dağda savaşabiliyor. Ne Tel Afar’da nefret ettiği Şiilere karşı koyabiliyor. Ne El Bab’a yürüyebiliyor, ne Musul’a girebiliyor. Ne Rakka’ya yanaşabiliyor. YPG’ye karşı çaresiz. Birleşmiş Milletler bile ona karşı...
Ha bir de “Dolar”...O da Saray’a karşı.
Yani...
Yani “Reis yalnız” ve “saray hasta”...