8 yıl aradan sonra İmralı Yüksek Güvenlikli Cezaevine avukatların gidişi yeniden başlamış gibi görünüyor. Normal ve anayasal olan bu hakkın engellenmesi, ağır tecridin uygulanması, sonuç vermeyen politikalara paralel olarak devreye sokulmuştu. Yeniden başlayan avukat görüşmelerini nasıl okumak gerekiyor? Gelinen aşamada avukat görüşmelerin başlaması Kürtlere dayatılan bu düşmanca politikalardan vazgeçme anlamına mı geliyor? Türk dış ve iç siyasetindeki açmazların temel nedeni olan Kürt sorunu çözümüne yeni bir sayfa mı açılacak? Yoksa, 31 Mart yerel seçimlerinde yaşadığı kısmi yenilgi ve iktidarını kaybetme korkusunun telafisi için Kürtlere duyulan ihtiyaç mı?

Türkiye; bölgesel konularda ve uluslararası ilişkilerde yaşadığı tıkanıklığın altında Kürt meselesiyle karşılaşmaktadır. Suriye, Rojava konusunda saplantılı saldırgan politikaları, Rusya ve ABD arasında yaşadığı gelgitler başta olmak üzere dış politikalarda, en iyimser ifadeyle sancılı bir süreci yaşamaktadır. Tabi ki bu sancıların ekonomiye bindirdiği ağır yük dikkate alındığında, hayat pahalılığı, işsizlik almış başını gidiyor, dolar yukarıya doğru tırmanıyor. İçerde de ciddi manada sistemsel bir krizle karşı karşıya olduğu bilinmektedir.

Tek adam devletine dönen TC’de demokratlar, aydınlar, akademisyenler, gazeteciler, barış savunucuları, hak hukuk arayanlar, kayıplarını soran anneler, işçiler ve işsizler ordusu, şiddette maruz kalan kadınlar, istismara uğrayan çocuklar, iktidara karşı çıkan tüm muhalifler nefes alamaz duruma gelmiştir.

Türkiye’yi bu hale getirenler yeni bir siyasi çıkışa ve politika değişikliğine muhtaçtır. Yeniden bir “Ergenekon’dan çıkış” hikayesine benzer bir çıkışa ihtiyaç vardır. Ama saldırarak, işgal ederek, yakıp yıkarak, talan ve gasp ederek, taş üstüne taş gövde üstünde baş bırakmayan yöntemlerle olmaz. Kürtleri yok saymak, ulusal güvenliğe tehdit olarak görmek, kendi ayağına kurşun sıkmaktan başka fayda vermediği defalarca görülmüştür.

Toplumsal kutuplaşma bu kadar derinleşmişken, kin ve nefret söylemi siyasete bu denli hakim olmuşken “beka sorunu ve hepimiz aynı gemideyiz” söylemi anlam ifade etmediği 31 Mart seçimlerinden anlaşılmıştır. İmralı da başlayan Avukat görüşmeleri seçimler için başvurulan basit bir taktik mi? Veya köklü sorunlara çare aramak mı? olduğunu ilerde anlayacağız.

Tecridin kırılmasına ilişkin başlayan açlık grevleri, ölüm oruçları, beyaz tülbentli annelerin direnişi, yükselmekte olan kamuoyu tepkisinin etkileri olmakla birlikte İmralı’da süre gelen kararlı duruş görüşmelerin başlamasına yol açmıştır. Avukat görüşmelerinin yeniden başlaması, İmralı’da sürdürülen barış çabalarının, sorunların çözümüne dair ortaya konulan düşünce gücünün, harcanan emeğin ve fedakarlığın sonucudur.

Başkan Apo, bu karmaşık sürecin ve kaotik ortamın çözüm gücü olduğunu bir kez daha ortaya koyuştur. Devlet istese de bu sondan kaçamaz durumdadır. Ya batacaktır yada diyaloga gelecektir. Çünkü izlediği çatışmalı politikalar devletin manevra alanını oldukça daraltmıştır. Avukat görüşüne izin çıkması devletin yaklaşımlarında bir değişiklik anlamına gelip gelmediğini söylemek için vakit henüz erkendir. Fakat avukat görüşmelerine izin verilmesi gelecek için bazı veriler sunmaktadır.

Yeniden başlamak için yeni bir formata, diyalog biçimine ihtiyaç vardır. Aracılarla yürütülen görüşme tarzı yerine direkt muhatapları arasında gerçekleşmesi en doğrusudur. Eski müzakere ekibinin tasfiye edilmesinden çıkarılacak dersler olduğu muhakkaktır. Başlamış olan avukat görüşmeleri yeni bir çözüm sürecine kapı aralaması anlamında yorumlar yapmak için erken olsa da Türkiye’nin başka şansının olmadığını rahatlıkla belirtmek mümkündür.

Açlık grevlerinde ve ölüm oruçlarında ki kararlılık devlete geri adım attıracaktır. Devletin topyekün saldırılarına karşı barışçıl demokratik çözümler sunan başkan Apo’nun, yumuşak geçiş araçlarından bahsetmesi aynı zamanda çözüm konusunda bir irade beyanını ortaya koymuştur. Ağır tecrit koşullarında olmasına rağmen çözümün adresi olmuştur. Mevcut faşist iktidarla çözüm süreci olmasa da Türkiye’nin çözümden başka şansı kalmamıştır.

Tecridin kalıcı olarak kırılması, faşizmin yıkılması halklarımıza rahat bir nefes aldıracaktır. Avukat görüşmesi, seçimlere alet edilerek geçici bir süreliğine oya dönüştürme hesapları basit kasaba politikacılığıdır. Bu başlangıcı bükük fırsatlara dönüştürme, iğne ucu kadar bir imkan ve olanağa büyük başarılar sığdırma Başkan Apo’nun tarzıdır. Er ya da geç bu tarz kazanacaktır. Demokrasi seçeneğine bir kez daha şans verilmesi onurlu bir barışa yol açacaktır.