NECLA DEMİR / MA/İSTANBUL
Altınbaş Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Alper Kaliber, Türkiye ve ABD arasındaki krizin kısa vadede son bulmasını beklemenin gerçekçi olmadığını söyledi. Kaliber, ‘’Takas’’ almanın ise artık Türk dış politikasının bir parçası haline geldiğini ama bunun tutmayacağını ifade etti.
Doç. Dr. Kaliber, Türkiye - ABD arasındaki son krizin, kendine özgü özellikler taşımakla birlikte belirli bir tarihsel ve politik bağlam içinde düşünülmesi gerektiğini vurguladı. Kaliber, bunu da şu sözlerle açıkladı: “Cumhurbaşkanı’nın ‘ver papazı, al papazı’ çıkışı ve Brunson aleyhine hazırlanmış iddianamenin birçok siyasallaşmış dava iddianamesinde olduğu gibi hukuksal bir temelden yoksun oluşu, Türkiye’de yargının, siyasi otoritenin bir uzantısı ve politika üretme aracı haline geldiğini bir kez daha gösterdi. Barış Akademisyenleri davalarından Alman gazeteci Deniz Yücel’in tutuklanış ve serbest bırakılış şekline ve Brunson’un tutukluğunun sürmesi kararının hemen bir hafta ardından bu kararın ev hapsine çevrilmesinden bu araçsallaşma durumunu bizler yakından biliyoruz.”
Türkiye’ye başka faturalar çıkartılacak
Türkiye ve ABD ilişkilerinin Brunson vakasını aşan boyutlarına değinen Kaliber, “Bunlardan en önemlisi de Türkiye’nin S-400 füze savunma sistemini alarak NATO düzeninden bir tür özerkleşmeye çalışması. Bu tabii ABD tarafından NATO’nun güvenlik yapılanması için tahammül edilemez bir tehdit olarak algılanıyor. Krizin, Türkiye’ye başka ekonomik faturalar çıkarılması ve muhtemel ki Halk Bankası’nın cezalandırılması gibi veçhelerini de görebiliriz. Dolayısıyla Türk-Amerikan ilişkilerinde kısa vadede suların durulmasını beklemek pek gerçekçi olmayacaktır” dedi.
Meşruiyet zemini kalmadı
Kaliber, ortaya çıkan araçsallaşmayla Türkiye’nin kendisini hukuki süreçlerin bağımsızlığına ve hükümetçe müdahale edilemezliğine dikkat çekerek savunmasını tümüyle boşa çıkardığı yorumunda da bulundu. “Halbuki yargı bu kadar yıpratılmamış olsaydı ve kendisini yürütmeye bu kadar mahkum görmeseydi ‘Türkiye bir hukuk devletidir’ çıkışlarının bir anlamı ve ağırlığı olabilirdi” diyen Kaliber, devamında ise “Oysa yasama ve yargı şimdi tüm güç ve yetkileriyle cumhurbaşkanlığında cisimleşmiş olan yürütme tarafından kendisine tâbi kılındıkça ve devletin eksik gedik kurumsal gelenekleri bir bir ortadan kaldırıldıkça Türkiye’nin hukuki süreçlerden uluslararası alanda bir meşruiyet zemini olarak yararlanması imkansız hale geliyor” ifadelerini kullandı.
Takas siyaseti tutmaz
Kaliber, Türk dış siyasetine ilişkin son zamanlarda belirginleşmeye başlayan bir “takas siyaseti” eğilimini ortaya çıktığını belirtti. İki Yunan askerinin Yunanistan’daki ‘FETÖ zanlısı’ askerlerle değiştirilmek istenmesinde olduğu gibi, Türkiye’nin bu siyaseti yeni keşfetmediği görüşündeki Kaliber’e göre, yeni olan tek şey belirlenmiş kişilerin tek tek alınması için başka bazılarının elde tutulmasının neredeyse dış siyasetin bir parçası haline gelmiş olması.
Kaliber, “Etik, ahlaki ve hukuki açıdan sorunlu taraflarının yanı sıra mevcut güç ilişkileri kapsamında ve bu yöntemin uygulanış şekli düşünüldüğünde bu takas politikasının başarılı olması pek mümkün gibi görünmüyor. Örneğin, böyle bir yönteme başvuruyorsanız, ilk pozisyonunuzdan farklı bir adım atmanızı imkansızlaştıracak şekilde bunu davulla zurnayla ilan etmezsiniz. Bunlar iç siyasete dönük mesajlarsa, bugün de olduğu gibi bunun maliyeti bütün toplum için ağır olabiliyor” diye ifade etti.
Brunson’dan anti-emperyalizm çıkmaz
Yine son yıllarda yürütülen dış politikanın, içerideki güç ve iktidar mücadelelerinde özellikle de seçim ve referandum öncesi süreçlerde ‘Ey Avrupa, Ey Batı!’ nidalarıyla başlayan çıkışlarla araçsallaştırıldığını hatırlatan Kaliber, bu kez tahmin edilebilir nedenlerden ötürü buna benzer bir şey olmayacağını savundu. Kaliber, “Brunson olayından bir anti-emperyalizm davası çıkarmak oldukça dayanaksız gözüküyor ve sözünü ettiğim rutinin tuzağına düşmekten başka bir anlama gelmiyor” dedi.
İç siyaset esir durumda
Bu tablo içerisinde yanıtı en çok merak edilen soru ise, Türkiye’nin yaklaşan ekonomik ve iç siyasi krizi, dışarıda ithal edilecek bir başka krizle öteleme, görünmez kılma ya da anlamsızlaştırma hesabı yapıp yapmadığı.
Kaliber, bu soruya şu yanıtı verdi: “Toplumun Irak’tan Suriye’ye, Avrupa’dan ABD’ye her gün bir yenisi ortaya çıkan gerilimlerle hop oturup hop kalktığı, başta Batı tüm dünyanın bize savaş açtığının vaaz edildiği, (şimdi buna ekonomik savaş söylemi de eklenmiş görünüyor), dış politik olgu ve meselelerin iç siyaseti adeta absorbe ettiği, kendine esir aldığı bir noktadayız.
Sürekli bir tür seferberlik tedirginliği içinde tutulan toplum, ‘olağanüstü zamanlar olağanüstü tedbirler gerektirir’ mantığıyla başkanlık rejimine alıştırılıyor. Bu tür dönemlerde ülkenin bekası ve kalkınması için en iyisi tüm güçlerin tek elde toplanması deniyor. Ne de olsa toplumumuz büyük ölçüde nesiller boyu aile, okul, ordu gibi hemen tüm kurumlarca vaaz edilen komplo hikayeleriyle yetişen fertlerden oluşuyor.”