Karataş, boğazı kesilerek öldürülmeye çalışıldı. Alperen Ocakları üyesi Emrah Akman 18 gün boyunca keşif çalışmaları yapmış.
Bütün 'pis işlerde’ olduğu gibi olay günü yine çevredeki kameralar bozuk. Saldırgan, 24 saat devlet tarafından izlenen bir siyasi partiye elini kolunu sallayıp giriyorsa bu bir devlet organizasyonudur!
Akman’da tıpkı Yasin Hayal, Erhan Tuncel, Ömer Güney gibi 'daha önceden sürülmüş tarlanın mahsulü.’
Şu an devlet tetikçilerini Alperen Ocakları’ndan çıkarıyor. AKP, Gülen Cemaati, polis burayı depo gibi kullanıyor.
AKP-Cemaat koalisyonu dağıldıktan sonra Alperenler de üçe bölündü. Bu 'iyi çocukların’ bir kısmı AKP’ye diğer kısmı da cemaate kaldı. Bir kısmı da IŞİD’e gitti.
Türkiye’de yeni bir tür Türk-İslam sentezi oluşuyor. Türkçü, Turancı, Erkekçi ve Ümmetçilikten oluşan bu sentezin hedefinde ise Kürtler, Ermeniler ve Aleviler var.
Devletin 'ulusal menfaatleri’ ile resmi ideolojinin iç ve dış düşmanları, bu sentez üzerinden tanımlanıyor. 'Ulusal çıkarlar’, çoğunluğun iktidarını Kürtlere ve Alevilere karşı korumak olarak belirleniyor. Bu senteze göre Alperenler 'yeni Türkiye’nin 'yeni faşist milisleri’ oluyorlar.
Tarihi Kobanê direnişi başladığında BBP’li faşistler, "Dilim, dinim ve vatanım için hassasım" pankartı altında sokağa çıktılar.
Aslında bu 'hassasiyeti’ Sivas Katliamı’ndan beri biliyoruz. Türkiye’de her şeyin "hassasiyeti" var, adeta herkes hassas! Bu "faşist hassasiyet" üzerine "milliyetçilik" damgası vurularak meşrulaştırıldı. Gençlik heyecanı, cehalet, tahrikler ve dış mihraklar denilerek, ırkçılık ve dinsel bağnazlık kurumsallaştırıldı.
Bundan üç-dört sene önce Sakarya’da BDP’nin düzenlediği bir şenlik faşistler tarafından basıldı. Bu linç girişimi ertesinde ilin güvenlikten sorumlu yöneticileri ve AKP’nin bazı üyeleri, "Vatanını, milletini seven, muhafazakar, beş vakit namazında insanlar" diyerek saldırganları savunmuşlardı.
Rahip Santoro cinayetinden sonra Türk basını, "öfkeli bir delikanlı Hıristiyan din adamını öldürdü" şeklinde başlık attı.
İşte Türkiye’de faşizm, hep dinle etnik aidiyeti birbirine karıştıran, birbiri içinde eriten bir yaklaşımı oldu.
Şimdi Türk-İslam milislerinden 'derin hassasiyetleri’ olan bir ordu yaratılıyor. Eline silahı verilmiş, hedefi tarif edilmiş bu vurucu 'islamcı faşist ordunun’ başında ise AKP var.
Başbakan Davutoğlu’nun bunlarla ilişkisi eskilere dayanıyor. 2000’li yılların başında Alperen Ocakları teşkilatlarında seminerler veren Davutoğlu’nun dünya görüşü ile Alperen Ocakları’nın ideolojisi zaten çok farklı değil ki.
Malatya’daki Zirve katliamından, Paris’te Sakine Cansız’a kadar son 15 yılda Türkiye merkezli çok sayıda cinayet işlendi. Bunların hiçbiri aydınlanmadı. Bütün cinayetlerde ise izler Alperen Ocakları’na çıkıyor. Bu örgütle bağlantılı cinayetler, saldırılar, linç girişimleri hep "mahalledeki heyecanlı çocukla", "beş vakit namazındaki insanla" sınırlamaya çalışıldı. Oysa bu, 2-3 'zinciri biraz bol tutulan, deşarj olan çocuk’ işi değil. Bir devlet organizasyonu.
Çeçenistan’a Ruslarla savaşmak için vakti zamanında BBP tabanından yaklaşık 4 bin kişinin gittiği tahmin ediliyor. Benzer bir durum şimdi de yaşanıyor. Rojava’da Kürtlere karşı savaşan IŞİD’in içerisindeki Türklerin çoğunluğunun da BBP ve MHP’li olması 'sürülmekte olan tarlanın’ ne kadar tehlikeli olduğunu gösteriyor.