Lafı dolaştırıp sona bırakmaya gerek yok. Türkler, Kürtlerle savaşı kaybettiler. Çocuk, bebek, kadın katliamı, ölü bedenlere işkence, yenilmişlerin kinle kaçıklaşmasıdır.
Yenilginin yüzeye vuran pek çok belirtisi, kanıt ve işareti vardır. Topyekün vahşileşme ile kontrolden çıkma da yenilginin sonuçlarından biridir…
Eski çağlarda, ordular karşı karşıya gelip vuruşuyor, tükenen taraf yenilmiş oluyordu. Çağımız savaşlarında, yenilginin şekli de değişti.
Mesela, taraflardan birinin kuşatılmış çemberinde hareketsiz kalması da yenilmişliktir. Doğrudan söylemin çarpıcılığıyla ifade etmek gerekiyorsa eğer, Türk savaş güçleri, Kürdistan’da korkuya esir, nerede, ne zaman ve nasıl vurulacağının bilinmezliği ile ayağı prangalıdır.
Eskiden, gece olduğu yere bağlı ve bağımlıydı. Artık gün aydınlığında da asfalt yolları ve ham araziyi gıdım gıdım kontrol ederek adım atmak zorundadır.
Şehir varoşları ve dağ başındaki kışlalar, birer korugan, dikili muhkem kaledir. Askerler ve kime, hangi makama bağlı olduğu sıradan insanların bilmediği özel savaş aygıtı polis gücü, bu kalelerde mahpus yaşar, ihtiyaç halinde, zırhlı araçlar, tanklara binili olarak alış-verişe giderler.
Devlete ait sivil kurumlarda (valilik, kaymakamlık) çalışanların aileleriyle birlikte yaşama alanı olan lojmanlar, kum torbaları takviyeli yüksek duvarlarla çevrilidir.
Gerçek ki, yüksek gerilimin ortalıkta dolandığı bütün sömürge ortamlarında rastlandığı gibi, bir Kürt’ün herhangi Türk görevliye selam vermesi bile kusur, bazı hallerde "işbirlikçilik" suçlamasıdır.
Şorolo, yalan yoluna sapıp, bazı yönlerini çarpıtıyor ama, adalet mekanizmasının çoktan ayrıldığı da gerçektir: Kürtler, zorunlu hallerin dışında, Türk mahkemeleri kapısından uzak gitmekte, ta Mirliklerden kalma kendi mekanizmalarına yönelmektedirler.
Görünüşte iki toplum da İslam dinine mensup, ama Kürtlere göre, Türklerin İslamı farklı, Cuma hutbeleri, vaazların içeriği de başkadır. İslamiyet adına, zorbalık yüceltilmekte ve Türk ırkçılığı propagandası yapılamkta, Kürtler aşağılanmaktadır…
Bütün bunlar ve ayrıntıları alt alta yazılıp sıralandığında, yüz yıllık devlet terörünün, sadece ayrışmayı, doğru bir saptamayla Türk tarafının yenilgisini beslediği görülmektedir.
Ankara, bu gerçeği gördüğü için, çaresizce agresiftir. Kürdistan’daki kolları ise Kürdü zorla tutma adına çeteci kıyıma saparak insanlıktan çıkmakta, yenilginin kopuş çatlağını büyütmektedir.
Kuşatma altındaki şehirlerin hali, insanlığın unutulduğu an ve mekanların manzaralarıdır. Şehirler harap, enkaz yığınıdır. Duvarları ayakta kalanlar soyulmuş, çalınıp götürülemeyen eşya paramparça ya da yanık artığıdır.
Bu manzaranın yaratıcılarını tutmayın, kınamayın da, onlar yaptıklarıyla, yani insanlığı öldürerek kendilerince, Kürtleri elde tutuyorlar. Öldürülmüş bedenlerin gözünü oyma, kadınların rahmine kurşun sıkma ile de, Kürtlerin kafasına, "Türk ol" düşüncesini çaktıklarına inanıyorlar.
1925’den 1938 sonuna kadar uzayan Kürt soykırımı zinciri yılları boyunca, insanları diri diri yakmaları, ölü soyuculuğunu, kadınların yüzük, bileziklerini alma güdüsüyle (insanlar akılları, duygularıyla hayvanlar da güdüleriyle hareket ederler) parmak ve bileklerini kesmeleri Kürtleri Türk yapma adınaydı.
Bu dönemde Mafya mangaları yedek güç olarak cepheye sürülüyor, parlamento araştırma komisyonunda da, herkesin savaşta bildiği subayların panzerlerle uyuşturu naklettikleri tutanaklara geçiyordu.
Günümüzde mafya, bir kere daha iktidarın müttefiği olarak karşımıza çıkıyordu.
1990’larda, Bulgaristan, iç sorunlarıyla boğuşurken, AKP’nin Suriye'de yaptığı gibi durumdan faydalanıp elini daldırmış, "haydi soydaşlar gelin" yapıp, kapıları açmış, sonra Bulgarca konuşan "özel timler" Kürdistan'a salınmıştı.
Bunlar, aldıkları parayı hak etme güdüsüyle mi, kin tatmini hissiyle mi bilinmez katiller en gaddarlarıydı.
Günümüzde, kuşatılmış Kürt şehirlerinde Arapça, Çeçence konuşan maskeliler mevzilenmişti. Bunlar IŞİD’den ödünç alınmış kiralıklar mıydı, bilinmez. Ama IŞİD yöntemiyle evler yıkıyor, soyguna çıkıyor, katledilmişlere işkence yapıyorlardı…
Barbarlaşmak, yenilginin kıyıya vuran şekliydi.