PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan, direnişin önümüzdeki süreçte büyüyeceğini, Türkiye’ye dağılıp şiddetleneceğini belirterek, “2017 yılı Erdoğan - Bahçeli diktatörlüğünün yıkıldığı yıl olacaktır” dedi. Bunu hiç kimsenin engelleyemeyeceğini kaydeden Kalkan, şunun altını çizdi: “Erdoğan’ın ne faşist zulmü ne de Avrupa’ya, Rusya’ya, yalvarıp yakarması kendisini ayakta tutmaya yetecek.”

PKK Yürütme Komitesi Üyesi Duran Kalkan, News Channel TV’nin sorularını yanıtladı. Uzun ve kapsamlı söyleşinini bazı bölümlerini özetleyerek paylaşıyoruz:

Diktatörlüğün yıkılacağı anlaşılıyor

Mayıs ile birlikte gerilla eylemlerinde de ciddi bir gelişme ve artış var. Kuşkusuz önümüzdeki süreçte bu daha da büyüyerek devam edecektir. Mevcut durumda; Botan’dan Amed’e, Dersim’den Serhat’a kadar Kuzey Kürdistan’ın dört bir yanında artarak devam eden gerilla eylemleriyle Tayip Erdoğan ve Devlet Bahçeli diktatörlüğünün yıkılacağı çok net bir şekilde anlaşılıyor. 

Direniş Türkiye’ye yayılacak

Tam bir faşist soykırımcı saldırganlık var. Kürt’ü ezme, Kürt’ün varlık ve özgürlüğünü, yaşam değerlerini tümden yok etme ve saldırma var. Ama kadın, erkek, genç, ihtiyar demeden 1 Haziran Atılımı’nın ruhuna uygun bir biçimde kahramanca direniyorlar. Önümüzdeki süreçte bu direniş topyekûn büyüyecek, Türkiye’ye dağılacak ve şiddetlenecektir. 2017 yılı Tayip Erdoğan-Devlet Bahçeli diktatörlüğünün yıkıldığı yıl olacaktır. Bunu hiç kimse engelleyemez. Tayip Erdoğan’ın ne faşist zulmü ne de Avrupa’ya, Rusya’ya, yalvar yakar etmesi kendisini ayakta tutmaya yetmeyecek. Zulümle abat olunmaz. Bu zulmü uygulayandan hesap mutlaka sorulur. İşte gerilla her yerde faşizmden hesap sorma eylemleri başlatmıştır. 

Sur düşmanlığı, Kürt düşmanlığıdır

Sur’da yaptıkları tam bir histeri halidir. Her şeye düşman hale gelmiş durumdadır. Çünkü Sur direnişi sürecinde gerçekten dört tabur tasfiye oldu. Sur ve Nusaybin birer sendrom haline geldi. Erdoğan büyük bir yıkım korkusu yaşadı. O korku, Sur düşmanlığına dönüştü. Bu düşmanlık, Amed düşmanlığıdır. Amed düşmanlığı da Kürt düşmanlığıdır. Erdoğan’ın en büyük Kürt düşmanı, Kürt katili olduğu açığa çıkıtı. Esas cisim, faşist-soykırımcı-sömürgeci bir zihniyet ve politikadır.

Erdoğan istediği kadar saldırsın. Dün Sur’un kahramanları olan Çiyagerler bugün yine Sur’un kahramanlarıdır. Sur’un çocuğu, genci, kadını bitmez. Onlar beş bin yıllık bir kentin çocuklarıdır. Tayyip Erdoğan gibi nereden geldiği belli olmayanlar değildir. Hiç kimse Sur toplumsallığını dağıtamaz.

Faşizmden kaçarak kurtulunamaz

UNESCO Sur’u koruma altına almıştı. Böyle kararlar alınıyor ama Türk faşizmi gündeme gelince hiçbir uluslararası yasa da kural da kaide de işlemiyor. Ortaya tam şımarık bir baş belası çıkarılmış, herkes “benden öte olsun” diyor. Dış alemde bir korku var. Faşizmden kaçarak kurtulunamaz.

Zaten Erdoğan herkesi tehdit etti. “Eğer benim dediğimi yapmazsanız dünyanın hiçbir yerinde kimse güvenlikli olamayacak” dedi. Avrupa’ya gitmeden önce İngiltere’yi vurdurdu. Kendisine diz çöktürmek istiyor. Bu Hitlercilik, Mussolinicilik, DAİŞ’çiliktir. Bunun karşısında BM gibi bir kurumun karar alıp da sahiplenmemesi insanlığın ve çağın yüz karası olmak anlamına geliyor. 

Türkiye toplumu farkına varmalı

Türk devletini yöneten güçlerin, devlete hakim olan zihniyet ve politikanın esasında Kürt düşmanlığı vardır. Şovenizm, milliyetçilik, sömürgecilik ve soykırım vardır. Soykırımcılık en katmerlenmiş faşizm demektir. Baş düşman olarak Kürtler belirlendiği için kim ki buna aykırı hareket ederse o da düşmanın suç ortağı oluyor ve düşman hale geliyor. Bunu da en büyük tehlike olarak görüyorlar. Geçmişte de Kürt halkının direnişine sahip çıkan Türk aydınlarını, sosyalistlerini ve devrimcilerini katlettiler. “Bu devlet Kürt düşmanlığı üzerine oluşmuştur. Hiç kimse bu oluşum ilkesiyle çelişemez, çelişen yok edilir” diyorlar. Ferman budur. 

Türkiye toplumu adına tarihin en ağır katliamları yapılıyor. Cizre’de, Colemêrg’te yapıldı. Şengal’e ve Rojava’ya saldırıldı. Şimdi Amed Sur’da yapılıyor. AKP, Türkiye toplumunu temsil ettiğini söyleyen bir yönetim olarak Kürt nerede varsa oraya saldırıyor. Türkiye toplumu bilmeli ki; kendi adlarına soykırım ve insanlık suçu işleniyor. Buna karşı durmalılar. Bu suça kimse sahip çıkmamalı. Tayyip Erdoğan ile Devlet Bahçeli ortada yalnız bırakılmalı. Öyle ki kaçacak yer, sığınacak bir delik bulamasınlar. 

Faşizme karşı duran aydınlar, siyasetçiler, sanatçılar, devrimci demokratik örgütler var. Büyük bir anti-faşist hareket var. HDP, HDK var. Halkların Birleşik Devrim Hareketi var. Devrimci demokratik hareket birlik halindedir. Faşizme karşı direniyor. Türkiye toplumu bunu görmelidir. 

Bahçeli ve Barzani’yi de çizer

Faşizme karşı direnilirse faşist cephe dağılır, parçalanır. Faşist şef etrafında toplanmış fareler çoktur. Ama faşizmin gemisinin battığını görenler kaçacak, gemiyi terk edecekler. Bu durum dünyada da hep böyle olmuştur. Türkiye’de de böyle olmaya doğru gidiyor. Erdoğan, bukalemun gibidir. Hiçbir ilkesi yoktur. Tek ilkesi; kendi iktidarı ve onun korunmasıdır. 

16 Nisan’dan sonra ilk atılacaklar, ipi çekilecekler 16 Nisan’da Erdoğan’a en fazla destek verenler olabilir. Bunun başında birinci olarak MHP, ikinci olarak da KDP geliyor. Bir Devlet Bahçeli, bir de Mesud Barzani bu durumdadır. 

Tamamen biat etme biraz bozulursa ya da biterse Erdoğan KDP’yi de bir kenara atar ve karşı karşıya da gelirler. Böyle bir ihtimal de vardır. Yine belki de MHP ve KDP’yi de devrimci demokratlar ve halklar kurtaracaktır. Erdoğan diktatörlüğünü zayıflatarak, yenilgiye uğratarak onların kurtuluşunu da devrimci demokratlar sağlayacaklardır.

Tayyip Erdoğan’ın saltanatı yıkılacaktır. Artık kendisini kurtarması mümkün değildir. Çünkü gerçekten de çok zulüm etti ve yağmaladı. Şimdi her şeyin sahibi haline geldi. Bunu kaybetmek istemiyor ama kaybedecektir. 

Türkiye’nin her şeyini pazarlıyor

12 Eylül faşizmini ve Saddam diktatörlüğünü bile kat kat aşacak düzeyde her türlü zulüm uygulanıyor. Dışarıda ise yalvar yakar politikaları başladı. Rusya’dan Avrupa’ya kadar AKP açısından durum böyledir. İçerde uyguladığı faşizmin, zulmün ve soykırımın üstünü örtmeye; bu zulmü daha fazla uygulamak için destek toplamaya; kendisini kabul ettirmeye çalışıyor. Kürtlere karşı olmak şartıyla her türlü tavizi vermeye hazırdır. “Kürt soykırımına ses çıkarmayın, kabul edin. İstediğinizi vereyim” diyor. Türkiye’nin her şeyi buna karşı pazarlanıyor. ABD, Rusya ve Çin’le olan pazarlığın altında bu var. Esas olarak Avrupa ile olan pazarlığın altında da bu var. 

Faşizm ile ittifak ve ilişki olmaz

Faşizm ve soykırımcılıkla ilişki ve ittifak olmaz. Faşizme karşı tavır alınır. Saddam’a nasıl tavır aldılarsa Erdoğan’a da benzer bir tavır almaları gerekir. Hitlercilik ile uzlaşma olmaz. O uzlaşma Kürt’ün yok edilmesini getiriyor. Bir halkın soykırımdan geçirilmesine göz yumulamaz. Bugün sen birilerinin yokluğu üzerinden ittifak yaparsan, birileri de senin yokluğun üzerinden birileri ile ittifak yapar. Bu tehlikelidir, bu olmamalı ve bundan vazgeçilmelidir.

Herkes Tayip Erdoğan-Devlet Bahçeli faşizmine, onun Türkiye halklarına ve özelde Kürt halkına yönelttiği faşist soykırımcılığa karşı çıkmak durumundadır. Bugün karşı çıkmayanlar yarın kendileri de bu faşizmden zarar bulurlar. Avrupa’da DAİŞ saldırıyor. DAİŞ kimdir? Kim yönetiyor bunu? Tayyip Erdoğan “DAİŞ ile her yerde size saldırırım” diye Avrupa’yı tehdit etmedi mi? Avrupa bunu unutmamalı. PKK ve Kürtler üzerinden pazarlık yapmaktan vazgeçsinler.  


HABER MERKEZİ