
Öncelikle iki tarihsel gerçekliğin altını çizelim: Bir; 19. yüzyılın son çeyreğinde Jön Türkler (Genç Türkler/Jeunes Turcs) tarafından kısmen başlatılan “ulus devlet” modeli kapsamında, 600 yıllık Osmanlı tebaası içinde tellaki edilen konar-göçer ve yerleşik toplulukların tümü “Türk, Türk milleti, Türk ümmeti” tasnifiyle sınıflandırıldı. Bu tebaa içinde gayri müslimler ve belirgin antik tarihsel geçmişleriyle Kürtler bir yana, birbirinden ayrı olan Oğuz, Türkmen, Yörük, Çepni, Tahtacı ve benzeri Orta Asyatik (obalar/oymaklar) topluluklar bile “Türk” olarak telakki edildiler. Oysa bütün bu topluluklar, birbirlerinden farklı tarihsel etno-sosoyal ve inançsal geçmişlere sahip topluluklardı. Bu etaptan sonra, makalemizin akışı içinde bu toplulukları, biz de Türkmen olarak telaffuz edeceğiz!
İki; Türkiyat çalışmalarında Türklerin Anadolu’ya, Muş‘un Malazgirt İlçesi üzerinden gelişleri 1071 yılındaki Selçuklu Sultanı Alparslan (1029-1072) ile başlatılsa da; aslında bu yıllarda, Anadolu’ya sadece ordu-akıncı birliklerinin geldiği bilinmektedir. Türkmen obalarının gruplar halinde 1200’lü yıllara kadar öncelikle Rojava bölgesine, otokton (yerleşik) Kürt aşiretlerinin yardımıyla yerleşip, sonrasında peyderpey İç Anadolu, Karadeniz ve Ege bölgelerine transferleri gerçekleştirilmiştir. Osmanlının demografik politikaları bağlamında bu topluluklar, en çok da Kanuni Sultan Süleyman (1494-1566) tarafından Balkanlardan ve Orta Asya’dan bölgeye getirilip yerleştirilmişlerdir. Bu kısa özetten sonra, şimdi asıl konumuza dönebiliriz!
Selçuklu döneminde en büyük halk ayaklanması, tarihe “Babailer İsyanı, Babailer Ayaklanması, Babailer Hareketi veya başkaldırısı” olarak da geçen, Batıni Alevi dailerin Selçuklu devletine karşı Rojava’da başlattıkları halk ayaklanmasıdır. Bağdat ekollü yol ereni Ebu’l Vefâ-i Kurdi’nin (925-1017) süreğinde olan başta Baba İlyas, Baba İshaq, Hacı Bektaş Veli, Ebu’l Beka, Şeyh Kargıni ve daha nice yol ereni bu isyana önderlik etmişlerdi. Bölgedeki Kürt ve Türkmen topluluklar, 1240 yılında Selçuklu yönetimine karşı harakete geçtiler. Bu yıllarda Selçuklu devletinin başında Alaeddin Keykubat’ın (1192-1237) oğlu II. Gıyaseddin Keyhüsrev (? - 1246) bulunmaktaydı.
Bu halk ayaklanmasının birçok siyasal-sosoyal ve ekonomik-inançsal benzeri nedenleri elbette vardır. Fakat bunlara eklenmesi gereken en önemli hususlardan birisi, özellikle Rojava bölgesinde bu yıllara öngelen tarihlerde iskan edilen Türkmen oba ve oymakların zorlu yaşam koşullarıydı.
Sonuç itibariyle bölgenin otokton Kürt aşiretleriyle birlikte, Emevi-Abbasi mirasına konan Sünni Selçuklunun ağır vergi ve baskıcı tutumu karşısında, Türkmen oba ve oymakları, kadın-erkek, genç-yaşlı ve çocuk demeden, Babailer önderliğinde cenge gidiyorlardı. Bundan dolayıdır ki, başkaldıran bu topluluklara tarih kitaplarında aynı zamanda “Babailer, Babalılar” adı da verilmiştir. Batıni Aleviliğinin temel kavramlarından biri olan “Baba” adı, bilinenin aksine Türkçe değildir! İtikat süreğindeki “ba, baba” kavramlarının kökeni, Zerdüştlükteki “baga”dan (ölümsüz, ışıldayan ruh/tanrı, baba) geldiği düşünülmektedir. Babailer; Konya, Kayseri ve Amasya bölgelerindeki kalelerde, ovalarda ve dağlarda yılmadan savaşıyorlardı. Selçuklunun paralı askerleri karşısında, asırlarca anlatılacak halk ayaklanması destanlarını yazıyorlardı. Ta ki düşmanları Selçuklu devletinin, savaş hilleleri sonucunda savaş yollarındaki kadınların, yaşlıların, çocukların açlık ve sefalet içinde çaresiz düşmelerine kadar… Sonrasında bu halk hareketi maalesef kanla bastırıldı. Dolayısıyla bu tarihteki “Babailer İsyanı” Rojava Kürdistan’ından, İç Anadolu’ya doğru; Türkmenlerin, Kürtlerle; Batıni Alevi dailerinin önderliğinde gerçekleşmiştir. Babailer İsyanı, Türkmen ve Kürtlerin ortaklaşa başlattıkları ilk halk ayaklanması ve hakikat ayaklanmasıdır. Babailer halk ayaklanması, zalimin karşısında mazlumun direnişi ve hakikatin 775 yıllık devamsız bir süreğin adıdır. Kürt, Türk, Arap Alevileri tarafından bu tarihsel periyodun üzerinde çok ciddi bir şekilde üzerinde durulmalı, güncel siyasi süreçlerle değerlendirilmeli ve gereken birlikteilk bu perspektif doğrultusunda ele alınmalıdır. 1240 yıllarında Selçuklu’yu titreten bu Türkmen-Kürt birlikteliği, günümüzde de aynı ruhla devam ettirilmelidir. Zira 1240’lı yıllarda olduğu gibi; günümüzdeki baskıcı ve mezhepçi diktatoryal şartlar aynen devam etmektedir. 1240 yıllarında bölgedeki konar-göçer halk tabakalarına önderlik eden Babai dailerinin yerine, günümüzde ezilen halkların kanaat önderleri ve başkaldırıcı/mücadeleci canları meydana çıkmışlardır!
Halkların Demokratik Partisi (HDP) bünyesinde bir araya gelen ezilmiş, ötelenmiş, yok sayılmış ve gelecek yılları ipotek altına alınmış gençler, kadınlar, yaşlılar, çocuklar vardır! İşte o gün, bu gündür! Ne yapılacaksa bugün yapılmalıdır! Babailerin ardılları Türkmenler, Kürtler; 775 yıl öncesinde Babailerin sevdasını, günümüzde bir tek oy ile yaşatabilirler! Bu ülkede, özgürlük ve demokrasi sevdalıları; HDP bünyesinde bir araya gelmelidirler! Asırlar boyu halkları inim inim inleten ecdatları Emevilerin, Abbasilerin, Selçukluların, ve Osmanlıların zihniyet devamcıları karşısına dikilmelidirler! Alevi Türkmen obaları, bu onurlu Babailer haraketine; 7 Haziran gününde Türkiye’de bulundukları merkezlerde bir oy ile ataları, önderleri olan Babaileri vicdanen unutmadıklarını gösterebilirler! Söz bizden, nefes Pir-i Hünkâr’dan!