Alevilerin bir bölümü Türkmendir. Gelenek ve görenekleri bir kısmı Alevi Kürtlere benzer. Hoş, aynı toprakların insanıyız, orada yaşayan tüm halklarla ve inançlarla ortak yanlarımız vardır. Aynı dine mensup olmakla da bu ortak yanlarımız daha da pekişir. Bir Türkmen Alevisiyle ortak yanlarımız olmasıyla birlikte, ayrık birbirine benzemeyen yanlarımız da var. Ve ben bu farklılığı bir zenginlik olarak algılıyorum.
Gerçeklik de farklılığı zenginlik olarak kabul etmekten geçer. Bugün Anadolu ve Mezopotamya'da diğer halklar yaşamış olsaydı, sosyal, siyasal ve ekonomik olarak çok daha önde olacaktık. Bu ülke Rumları kovarak, Ermenileri katlederek çok şeyini kaybetti. Çünkü onlarla birlikte bereketi gitti. Ülkenin zanatkarları onlardı. Sanatta da epey bir ilerdeydiler.
Düşünün onlar olsaydı, ekonomik olarak nerelerde olurduk, bunu tahmin etmek için kahin olmak gerekmiyor. Türkiye'nin alnında bu kara leke olur muydu? Sırf bu katliamı örtbas etmek için böylesine milyonlarca para çarçur edilir miydi? Türk denilince akla katliam gelir miydi? Türkmenler de çok katledilmiş. Binlerce Türkmen diri diri kuyulara doldurulmuş. Hatta Kuyucu Murat Paşa kuyucu lakabını, Türkmenleri diri diri kuyulara doldurmaktan almıştı. Yani sistem tarafında Türkmenler düşman kabul ediliyordu. Cumhuriyet tarihinde de bu gerçeklik pek değişmedi. Çorum katliamı daha dün yaşandı.
Irak'ta Türkmenler, Saddam tarafından ketledilirken yine sesleri çıkmamıştı. Yani sessiz kalarak bu katliamları onaylamış oluyorladı. Ne zaman ki Güney Kürdistan hükümeti oluştu, orada Türkmenler aniden soydaşları oluverdi. Oradaki Türkmenlerin her türlü hakları varken, "soydaşlarımıza zulüm ediliyor," deyip tepinmeye başladılar.
Bir taraftan da Alevi Kürtlere, siz aslında Türkmensiniz deniliyordu. Gerekçeleri ise, "Siz Horasan'dan geldiniz ve onun için Türkmensiniz," biçimindeydi. Açık söylemek gerekirse bir zamanlar, ben de kendime, "Acaba doğru mu?" diye sormuştum. Ama araştırdık ki tamamıyla yalan. Horasan'da birkaç onbin Türkmen yaşarken, iki milyona yakın Kürt yaşıyordu. Ve Kürt Alevi aşiretlerinin neredeyse tamamı orada da yaşıyordu. Kürtçeleri oldukça bizimkine benziyordu.
Çünkü Şah İsmail gelip Dersim ve Koçgiri çevresinde örgütleme yapmıştı ve Dersimli Kürtlere dayanarak, İran yönetimini ele geçirmişti. Horasan'a da Türkmenler sürekli saldırıyordu. Yine Dersim'de Kürtler götürülüyordu Horasan'ı korumak için. Bu arada sürekli İran değişiyordu. Yani gittikçe İslam etkili oluyordu. İkinci Şah İsmail döneminde ise tamamıyla Arap mollalarına teslim olmuştu.
1639'da yapılan Kasr-i Şirin anlaşmasıyla Kürt toprakları ikiye bölünmüştü. Osmanlı ve Farslar arasında bölüşüldü. Horasan'a yerleşen Kürtlerle İran'ın hiçbir ortak yanları kalmamıştı ve orada kalmaları anlamsız oluyordu. Bir kısmı karar alıp tekrar yurtlarına dönmüştür. Dersim ve Koçgiri yapısının değişmiş olabileceği varsayımıyla, Malatya'ya doğru sarkmış olabileceklerini düşünüyorum.
Açıkçası bu yazıyı Türkmen Kemal Kılıçdaroğlu için yazmadım. Çünkü Aleviliğin temel ilkesi olan, aslını inkar etmemek ilkesini çiğnemiştir. Haramzadedir desem, terbiyem elvermiyor. Düşkündür desek daha yerinde bir belirleme olur kanısındayım. Ben bu yazıyı, "Biz Kürt'üz," diyen yengesi için kaleme aldım. Ve bu açıklamaya çok sevindim. Çünkü insanlarımız artık yalanları yutmuyor.
Türkmen Kılıçdaroğlu...