“Politika” yaftalı palavrayı bırakıp, gerçeği konuşalım:

Kürt mücadelesinin, Türkleri “adam” edip, “demokrasi” şemsiyesi altında uygar dünya ile uyumlu hale getirdikten sonra, “kardeşçe bir arada yaşama” hedefi yok, hiç bir zaman da olmadı.

Çünkü Kürtler, değişen dünyanın penceresinden bakıp, yüz yılı aşkın öz tecrübelerine dayanarak, değişim ve dönüşüm elastikiyetlerinin “befayde” (fayda getirmeyecek) şekilde ölü olduğunu biliyorlar.

Kürtler onları, yer yüzü tarih sahnesine çıktıkları 1908 yılından beri tanıyor, bütün hallerini biliyorlar. “Befayde” olduklarını yaşayarak gördükleri için, o günden beri yollarını ayırıp sapa giderek uzaklaşmak, kurtulmak için savaşıyorlar.

Ancak, bu süre içinde de dünya yerinde durmadı. Defalarca değişti. Bütün halklar, tekmil devletler değişime uydular.

Söz gelişi, sömürgeci işgal yoluyla çağı kapandı. Sömürge imparatorlukları dağıldı. Halkların varlık ve bağımsızlığına saygı, medeni dünyanın kabulü haline geldi. Irkçılık, evrensel hukukun ceza yasalarına, insanlık suçu olarak yazıldı.

Bunlar insanın bu evrim aşamasını es geçip atladılar. Yaşadıkları günün dünyasından habersizdirler. Bir sömürge imparatorluğu olan İngiliz Krallığı, bugün küçücük Britanya adasına sıkışık…

Bu kadarla da değil, o adayı da, yükselen talep üzerine, insan vicdanını kanatıp bebeklerin, çocuk ve ihtiyarların kanlı bedenlerine basmadan, İskoçlar ve Gallerle (Wales) eşitlik temeli olarak bölüştüler. Britanya adası bugün, üçlü bir Federal devlettir.

Ana vatana sıkışan İspanya sömürge imparatorluğu Fransa da…

Çağımız dünyası artık, bütün insanlara ait. Faşizmin belini kırarak insan olmuş Federal Almanya’da tastamam 85 tane dil konuşuluyor; isteyen kendi diliyle eğitim görüyor.

Avrupa, böyle insan oldu. Her köşesi, ayrı birer dil ve ten rengi (ırk) bahçesi.

Dünya değişirken, çoğu devşirmelerden, sonradan olma, öteki deyişle çakma Türklerden oluşan TC’nin kaymak çalan efendileri, dünyanın kıyısında yaban ve yabaniydi. Evrimin yeni aşamalarından habersiz, her yanlarından, ırkçı sloganlar akıyordu.

Kendisi aslı ve nesliyle Türk olmayan bir Gürcü olan Cumhurbaşkanı, herkes kendini inkar edip dönme olmak zorundaymış gibi insanları “Affedersiniz Ermeni”, “kanı bozuk” diye aşağılıyordu.

Devleti temsil eden bu adam, Zerdüştlük ve Aleviliği horluyor, bir yerine iğneler batmış tımarhane kaçkını gibi oradan oraya koşturarak, dini gün ile mekanları, cami avlularını kirleten avazıyla, kan sıçramamışsa, kanla boyanmamışsa bayrakların bayrak, kanla çamurlaşmışsa toprağın yurt olamayacağını bağırıyordu. İnsanları “kan ha kan” diye diye öldürmeye ve öldürürken ölüme özendiriyor, Kürt düşmanlığının “xunxar” (hunhar) örneklerini veriyordu.

Moğolların ruh mantığı ile Kürdistan toprağı, tarihi, ve kuşu, kelebeği, koyunu, kuzusuyla bütün canlıları, koyunu kuzusu da düşmandı.

Bebeklerin kanında el yıkayan çeteler, “kurdun dişine kan değdi” diye uluyor, Türk polisi harabelere tüneyip “hepiniz Ermenisiniz” naraları atıyor, kimileri ötede soygun mallarını kamyonlara yüklüyorlardı.

Bakmayın cami cami dolaşmalarına. Hakiki tapınakları, din ve imanları para, el koydukları mülk, araziydi. Hırsızlık, talan, çapul ihalesine girip bedel ödemiş gibi çalıyor, kimseyi bulamazsa birinini soyuyor, bekçisi oldukları kasalardan çaldıkları paralar Panama kıyılarını aşıp, korsan adalara varıyor, rüşvet ve soygun hasılatının davası Amerikan mahkemelerinde görülüyordu.

Savunmasız Kürtlerin malı, mülkü ganimetti. Nereden getirdikleri, hangi ırktan oldukları bilinmeyen, Türkçeden çok farklı bir dil konuşan asker, polis kılıklı bazı kiralık adamlar, tüfek çatıp evlerden boşalttıkları Kürt mallarını kamyonlara yüklüyorlardı.

Kürtlerin şansına bakın, bir de Basklıları, İskoç ve Galleri görün. Kürtlerin payına düşen, kendini Orta Çağ durağında unutuş, orada uyuya kalmış hırsız ve talancı…

Kürdistan davasını kırım ve kan sesi ile hırsızlık, soygun yollarında çözüyor. Bir zamanlar aynısını yaptıkları, Sırbistan, Yunanistan, Bulgaristan o nedenle hala tiksintiyle bakıyor bunlara. Ermenilerin davası ise evren vicdanının mahkemesinde görülüyor.

Bir çocuğu ağlamaklı kekeliyordu. Katledilmiş annesine, kardeşine değil bir kuşun ardında ağlıyordu. Yıkılmış, kalıntıları ateşe verilmiş köyü, şehirlerinin değil Turnanın yasının tutuyordu:

 “Hêr adamlar, Turaları da vurdular!”

Kürtler, vahşiye “hêr” diyorlardı. El alemin payına İngilizler düşerken, şanssızlık bu ya Kürdün düşmanı hêr adamdı.

Çocuk, düşman bellenen Turnaların katline ağlıyordu.

Turnalar dağların sedası, ululuklara akan ses şelalesiydi.

Ve dahası, “Melekê Tawis” mertebesinde  dokunulmazdı. Nereden, hangi mağaradan çıkıp gelmiş bilinmeyen hêr adam nereden bilsindi, Turnaların şarkısını…

Turnaların kuş cinsinden Kürdistan dengbêjleri olduklarını…